şükela:  tümü | bugün
  • gecenin karanliginda tek basima indigim ormanin derinliklerinde ona rastladim. eski bi koy cesmesiydi, gokteki yildizlar sanki bakire bi kizin boynundaki kolye gibi suyun yuzeyinde parildiyorlardi. yumurtadan yeni cikmis civcivler ne oldugunu anlamadigim bi bicimde, ellerinde amazon yerlilerinin kullandigi bambudan yapilmis ufleyerek kullanilan zehirli oklardan atmaya basladilar. gecenin sessizligini bozan attigim cigliklar, cevredeki kimi orman canlilarini harekete gecirmisti. asagi dogru kostukca arkamda sadece sinirli bakan civcivlerin degil, tas kertenkeleri, kapkara baykuslar, tavsanlar ve tilkilerin de oldugunu gordum. bir tanesi benim onume gecip kolumu tuttu, korkmamin gereksiz oldugunu, bana sadece bir sey gosterecekleri imasinda bulundu. tam o sirada karanlıkta yanimda sallanan avcumun icine degen boynuzu hissettigimde birden irkildim. tekrar kacmaya basladim. hissettigim boynuzun sahibi bana dur diye sesleniyordu. sibel ben nereye kaciyorsun. arkama ister istemez dondum, sibel benim liseden arkadasimdi, cok degismemisti tomurcuk meme uclari, kahverengiye yakin bi tonda ve diriydi. bana sert bakan tavsanlardan birisi memesini emiyordu. sibel neden ciplaksin dedim? ormanda bu sekilde bi rituel oldugundan bahsetti bana. daha fazla kalamayacagimi odemem gereken faturalar filan oldugunu soyledim. sonra gorusuruz deyip ayrildim. kafamda olusan soru isaretlerinin yanitlarini bulmasi zor gorunuyordu. ustelik orman yaratiklari bir anda kayboldular. hala cikamamistim ulu agaclarin arasindan. dinlenmek icin agacin birine yaslandim, agac kapkara yosun baglamisti. bir ses isittim, buraya kadar geldin, "-sen secilmis kisisin kutsal bakirelerin yasadigi agac kovugunu az ileride goreceksin" dedi. karanlikta yuzunu secemedigim canli, yasli bi maymun gibiydi, killari arşa degen. ellerimi actim ve dua ettim, buradan kurtulayim artik medeniyete doneyim! diye. ses gitti. biraz daha kostum, ormanda ulu agaclarin arasinda bir yildiz gibi parlayan yeri gordum. belki bir koy eviydi, belki siginabilecegim bir yuva. kostum, kostukca yaklastim. bir agac kovuguydu, evet yasli, bilge maymunun bahsettigi kovuk, kutsal bakire agaci. yaklastim ve burmuma hicbir yerde duymadigim guzellikte kokular geliyordu, en guzel parfum bile bu kadar olamazdi. kafami iceri uzattigimda karsimda yuzleri ay parcasi gibi parlayan, vucutlarinda tek bi leke bile olmayan, gozlerinden her cesit meyvanin oldugu altin renkli kaseleri goruyordum. hepsi ciriliciplak elliye yakin bakire, beni istiyorlardi, beni kendilerine ceken bi auralari vardi. on tanesi etrafimi cevirdi, kutsal bakireler elbiselerimi cikardilar. hayir dedim lutfen yapmayin korkuyorum, ama dinlemediler. ıpekten yer dosekleri uzerine beni yatirdilar, diger on tanesi ise beni sevismeye hazirliyorlardi. sordum peki su hic bana bakmayan arkasi donuk olan kimdir. biri konustu o baldan tatli sesiyle, o leyladir! mecnun onu bulamayinca biz onu kurtardik. bakiredir bir tek ona dokunamazsin cunki o bize emanet. diger 10 bakirenin kizliklarini bozmustum. artik gucum yok demistim ki, diger on bakire tavanda asili duran altin samdanin icine sirayla kendi kanlarindan birer damla damlattilar. ıctim ve bu sarap olsa herhalde unlu bir sarap olurdu. birden butun enerjim geri geldi, digerleriylede beraber oldum. artik gitmelisin diye beni giydirdiler. oradan ciktigimda artik yasadiklarim hakkinda bir fikir sahibi olmustum. bu bir paralel evren paradoksuydu, ya da uyumustum ve ruya goruyordum. kutsal bakirelerden bana tek kalan son damlasina kadar icimden sokup akittiklari yasam enerjisinin boslugu ve leylanin huznu olmustu. kosarak gittim agaclarin, boz renkli bodur calilarin uzerinden kosarak, yuvarlanarak. kendimden kactim, senden kactim, yalnizliktan, huzursuzluktan. gunes dogsun istedim tekrar olu topragi serpilmis yuregime.