şükela:  tümü | bugün
  • uzak doğu kültürüne dair japon ve çin kaynaklı fantastik hikâyelerin, fabl türünde masalların, gizemli öykülerin şiirsel bir dille anlatıldığı lafcadio hearn eseri.

    hearn, yakın dönem yazarları arasında yer alsaydı mystery writers of america kategorisinde edgar ödüllerinin kutsal muhafızı olurdu sanırım.

    lakin benim bu entryi girme sebebim biraz farklı. cumhuriyet döneminden bu yana japon edebiyatı ile türk edebiyatı arasında belli belirsiz bir dirsek teması söz konusu. belli belirsiz dememin sebebi, tanzimat edebiyatındaki fransız ekolü gibi aşikâr değil bu etkilenme süreci. zira uzak doğu edebiyatı; rus & ingiliz & fransız edebiyatı kadar bilinir değil. bu sebeple bir etkilenme söz konusu olsa bile, bunu tespit edebilecek kitlenin sayısı çok az. ya etkileyen ya da etkilenen eserin çokça bilinir olması da önemli bir etken tabi.

    bejan matur'un henüz siyasete, kürt-türk sorununa, zaman gazetesi'ne, türkan saylan'a bulaşmadığı 90'larda yazdığı çok hoşuma giden bir şiiri vardı: tören giysileri. bu şiiri her okuduğumda, enternasyonal bir tat bırakırdı zihnimde. hatta kimi zaman muazzam bir çeviriymiş diyesim gelirdi. 2000'lerden sonra birçok dile çevrildi matur'un eserleri. doğru yorumlamışım deyip köşeme çekilebilirdim lakin ne edebi yaşantısı ne de yazdıkları eski tadı verdi.

    birkaç gün önce kvaidan tuhaf şeylere dair öyküler geçti elime. bir kadeh alıp oturdum başına. okurken belli belirsiz çağrışımlar yer edindi zihnimde. bir zaman sonra bir insanı en iyi sevişirken tanırız diye bir cümle tınladı kulağımda. tören giysileri şiirinden... dikkatli bakınca şiirdeki birçok metaforun hatta sözdiziminin bu öyküde de yer aldığını fark ettim. eserin 2009 yılındaki türkçe çevirisi olmasa bu benzerlikten bihaberdim. bejan matur, hearn'den etkilenmiş midir sorusuna "bu yazardan haberdar bile değilim" diye cevap verse kimse bir şey diyemez. ama ingiliz bir yazar için aynı cevabı veremez. gerçi kimse uzak doğu edebiyatı ve matur'u birlikte okuyup bu soruyu da sormaz ya neyse... konu bu değil.

    mesele, japon edebiyatı başta olmak üzere uzak doğu kültürünün kapalı bir derya olması. bu ummana dalıp çıksanız bile kimsenin sizi fark edemeyecek olması. oysa bizim insanımız bu kültürden, piyasanın 3/2'sini işgal eden kore menşeli çalıntı türk dizileri sayesinde kısmen haberdar oldu.

    acaba daha önceden bu sahayı keşfedip usul usul beslenen, eleştirmenlerin de "aaa çok özgün bir yazar" diye üç sayfa methiye döşediği ekol edebiyatçılarımız var mıdır?

    el-cevap: var. bu uzak doğu edebiyatının yansımaları meselesini başkaca bir girdide değerlendirmeyi düşünüyorum.