şükela:  tümü | bugün
  • carlos maria dominguez'in "kitaplara, okumaya ve aşka dair kitabı."

    (bkz: jaguar kitap)
  • gölge hattı'nın geldiği yeri görme isteğiyle okuru peşinde sürükleyen öyküsü aynı zamanda bir nevi deliliğe övgü'dür.

    --- spoiler ---

    her şeye rağmen bir süre daha dosyalarını güncellemeye devam ettiğini hatırlıyorum. artık aradığı kitabı bulamaz olmuştu ve bu durumu sık yaşamaya başladı. bulamadığın kitap var olmayan kitaptır, denir; ama durum bundan da vahimdi. tıpkı ulusal kütüphanelerdeki gibi içinde dosyalarını tuttuğu, eksi ofislerdekilere benzer, sürme kapaklı ve çekmeceli maun bir dolabı vardı. yirmi bin kitap öyle kendiliğinden düzenlenmiyor. düzen konusunda katı, hatta insanüstü bir anlayışa sahip olmak gerekiyor diyebilirim ve bir yönteme, anlamları onları tanımlayan rakamlardan son derece farklı olan eserleri kataloglama gibi sevimsiz bir işe zaman ayırmak gerekiyor bir de. zira oraya başlığı, yazar adını, sizin için yazdığı kısa özeti, içerdiği temel anlamı koyacak. kişi amazonlara gitmek isterse yaşayacaklarından farklı bir yığın ayrıntıyla uğraşmalıdır, fakat bilir ki bu ayrıntılar ona rehberlik edecek ya da fayda sağlayacaktır. şayet bir şiir yazmak isterseniz iş gören bir kaleme ve kâğıda ihtiyacınız vardır, bir kadını kendinize âşık etmek isterseniz pek çok farklı ve kim bilir belki de tatsız şekilde hazırlanmanız icap eder, mesela ayak tırnaklarınızı kesmeniz gerekir. brauer’inki gibi bir kütüphaneniz varsa dosyalama işi kaçınılmazdır. insan pek çok kitabı fethedebilir ama bir kâşif onları idare etmekle yükümlüdür. kitapları birbiri ardına yalayıp yutmaya can attığından, sevdiği bir uğraş değildi bu. sanırım dosyalama işinde oldukça geri kalmıştı. becerebileceğine inanmıyordum ama birkaç ay sonra bu işi neredeyse hallettiğini söyledi. “en kötüsü de,” dedi, “beni en çok uğraştıranın yakınlık meselesi olması.” bu, bir şeylerin yolunda gitmediğinin ilk göstergesiydi. orada, şu an sizin oturduğunuz yerde oturduğu bir akşam bana kavgalı yazarları aynı rafa koymamaya karar verdiğini açıkladı. mesela borges’le, arjantinlinin ‘profesyonel endülüslü” olarak tanımladığı garcía lorca’yı yan yana koymaya cesaret edemiyordu. her ne kadar bu durum onu koleksiyonundaki her bir cilde verdiği numaraları göz ardı etmeye mecbur kılsa da iki yazar arasındaki intihal suçlamalarına dayanarak shakespeare’in bir eserinin yanına marlow’unkini de koyamazdı. elbette martin amis’in bir kitabının yanına julian barnes’ınki gelemezdi, yahut daha sonra kavgaya tutuşan iki arkadaş vargas llosa ile garcía márquez’in romanları da yan yana duramazdı asla. [kâğıt ev, carlos maría domínguez, çev. seda ersavcı, jaguar kitap, syf. 48-50]

    --- spoiler ---
  • fikrimce kitap yarım kalmış hayat gibi, öyle olması gerektiğini biliyorsun öte yandan da daha çok şey yaşansın istiyorsun.
  • kitaplarla aranızdaki bağ aşktan öteyse cesaret etmeyin derim okumak için.
  • böyle tek nefeste okunup bitecek kitaplardan. öğleden sonra kahvesi içilen bir kafe ya da metroyu mekan olarak belirleyebilirsiniz kendinize. ben tamamen kapak tasarımına vurulup aldım, çok da iyi etmişim. nefis bir öykünün içinde buldum kendimi. taze bitti, tadı damağımda hala.
  • --- spoiler ---

    ee mükemmel bir kitap bu. öncesinde joseph conrad'ın gölge hattı'nı okumuş olsaydım iyiydi. oldukça atıf var çünkü. özellikle son sayfada brauer'in gölge hattı'nın ötesine geçtiği vurgusu, oldukça meraklandırmış durumda beni, yazarın öngördüğü son, benim tasavvurumla ne kadar uyumlu sorusu ile.

    carlos brauer, üzerinde çalıştığı sınıflandırma sistemiyle zamanında goodreads'ın algoritmasını düşünmüş bir adam. yani bu zamanda yaşasaydı, dellenmemesi muhtemeldi. açardı hesabını, kategorilerini oluştururdu. tavsiyelere bakardı, onun için de geliştirmeler önerirdi, librarian olurdu. e-kitap okuyucusu olsaydı ya da; kindle'ına 20 000 kitap atabilir miydi bilemem ama en azından 1000'ini atsa, hem bütçesi sarsılmazdı, hem de soğuk suyla duş almak zorunda kalmazdı. gel gelelim bunu ister miydi? "ziyaretçilerinin kütüphane raflarındaki kitaplara hayran hayran bakabilmeleri için mutfakta kahve hazırlama işini kasten uzatan filoloji profesörü" tavrından kurtulduğu ölçüde, evet.

    öte yandan iyi ki dellendi brauer, bu sayede kendi gerçeğine yelken açtı ve de özgürleşti çünkü. kanımca yollara düştü, yaşamaya, aramaya gitti. kitap, olabilecek en güzel şekilde bitti benim açımdan. sonuç okuyucuların kitaplara bakış açısına göre şekillenir elbette ama benim kendi açımdan gelmek istediğim nokta, tam da brauer'in geldiği noktadır.

    yapılması gereken brauer'in yıktığı duvarlar gibi, bir noktada yakılmasıdır tüm kitapların. benim, şenlik ateşine, son olarak, içerisinden bir pasajı, son pasajı okuduktan sonra atacağım kitap ise andre gide'nin dünya nimetleri olacak.

    " nathanael, at kitabımı; onunla yetinme. senin gerçeğini bir başkasının bulabileceğini sanma; her şeyden çok, bundan utan.."

    --- spoiler ---
  • kitap sevdasının varabileceği boyutları ne de güzel anlatmıştır.

    kitaptan tadımlık;

    çoğunlukla bir kitaptan kurtulmak ona sahip olmaktan daha zordur. kitaplar, sanki asla geri dönemeyeceğimiz bir anın tanıkları gibi, bir ihtiyaç ve unutkanlık anlaşmasıyla tutunurlar insana...
  • --- spoiler ---

    bir kitap sevdalısı olarak bu kitabı okumuş olmak ayrı bir keyif ama sadece kitap tutkusundan çok daha ötesi var bence. kitap değilse tutkun; onun yerine başka bir bağımlılığını, başka bir tutkunu koy oraya, daha iyi anlayacaksın ve hissedeceksin kitabı. vazgeçemediğin, vazgeçersen içinin sızlayacağını bildiğin ama aynı zamanda seni köleleştiren bir şey. yokluğunu kabullenemediğin, varlığı ise seni tutsak eden bir şey. atamazsın satamazsın, kapanın olmuştur o senin. nasıl desem - bu biraz uç bir örnek olacak belki ama - hani cinnet getiren ve kendini öldürmeden önce çocuklarını ve eşlerini de öldüren insanlar vardır ya, sanki onları anladım biraz bu kitabı okumamla. böyle bir olay duysam şunu derim normalde: o çocukların ya da eşin ne suçu vardı, onların yaşama hakkını nasıl elinden alırsın? ama onları geride bırakmak da acıtacaktı herhalde o kişiyi. çok bencilce belki ama ölümüne sevdiğin bir şeyle başa çıkamama, onun tarafından tutsak alınma ve ondan kurtulamama durumu benim bahsettiğim. hem ölmek, özgürleşmek istiyorsun hem de arkanda yarım bir şey bırakmak istemiyorsun. başkalarının elinde harabeye dönmesini istemiyorsun o şeyin. kendinle birlikte belki onları da başkalarının merhametine bırakmadan özgürleştirmek istiyorsun. brauer'in yaptığı bu oldu bence. kitaplar tarafından kapana kıstırılmış hissediyordu ve onlara veda etmek çok zordu. canından öte değer verdiği kitaplarını başkalarının eline bırakamazdı, başka ellerde mahvolmasına razı olmazdı gönlü; o da kendi eliyle getirdi onların sonunu. kitabın sonunda brauer'e ne olduğunu, başına ne geldiğini bilmiyoruz; belki öldü, belki hayata farklı bir gözle bakmaya karar verdi. ama benim hissettiğim şu ki gözü ve aklı arkada kalmadan özgürleşti.

    belki kitaptan iyice koptum, tamamen alakasız bir noktaya vardım ama edebiyat böyle bir şey işte, aynı yerden başlayıp istediğin ve algıladığın patikaya sapabiliyorsun. bunu seviyorum.

    --- spoiler ---

    edit: spoiler ibaresi eklendi.
  • jaguar kitap'tan çıkan carlos maría domínguez kitabı, defteri.

    "bir gün, beklenmedik bir şekilde, anılarınızın düzenini yitiriyorsunuz. hâlâ oradalar evet ama bulunamaz bir hâl aldılar. ilk eşinizin görüntüsünü aradığınızda çocukluğunuzdaki uzak, çorak bir arazide ayakkabı kemiren bir köpek görüyorsunuz. annenizin yüzünü aradığınızda karanlık bir ofisteki sevimsiz bir tiple karşılaşıyorsunuz. hikâyeniz sona eriyor."
  • arjantinli yazar carlos maria dominguez'in 2002 yılında yayınlanan romanı. türkçeye seda ersavcı tarafından "kağıt ev" ismiyle çevrilmiş ve jaguar kitap tarafından yayınlanmıştır. 88 sayfalık bir kitap. içinde peter sis tarafından çizilmiş çok hoş illüstrasyonlar var.

    kitap 1998 yılında kitabın kahramanlarından olan bir edebiyat akademisyeninin soho'da bir sahaftan aldığı kitabı dükkandan çıkar çıkmaz okumaya başlaması ve bu sırada bir arabanın altında kalması ile başlıyor. ölen akademisyenin görevlerini devralan kitabın anlatıcısı bir kaç gün sonra rahmetliye postalanan joseph conrad'ın, kitapta gölge hattı ismi ile geçen, shadow line (kitap türkçeye üç deniz öyküsü ismiyle çevrilmiş) isimli kitabı alması ile olaylar başlıyor. kitap eski bir baskıdır ve çimentoya bulanmış bir şekilde perişan durumdadır. anlatıcı kitabın öyküsünün peşine düşer.

    kitap okumak, edebiyat, kitaplar, kitap sevgisi, kitapların hayatımızdaki yerleri, kitapların günlük hayattaki yeri, kitapçılar, kütüphaneler, kitap satın alma hastalığı, bibliyofiller, koleksiyonerler, tsundokular gibi konular üzerine.

    sürükleyici, merak uyandıran, gerçek anlamda şirin, masalsı havası bulunan bir kitap. hararetle tavsiye edilir.

    --- spoiler ---

    her şeyde bir bit yeniği aradığımdan değil. kuklacıların beni kandırmasına izin vermek, tiyatronun rustik etkileri ve basılı sözcüklerdeki melodi hoşuma gidiyor. fakat güneydeki uzak bir kumsalda yer alan kağıt ev, gölge hattının nihayet farkına varmamı sağladı: bir tuhaf eğlencede basılı harflerin arzularıyla cisimlerini bir araya getiren gizli bir boyut. (sayfa 70.)
    --- spoiler ---