şükela:  tümü | bugün
  • denver’ın arturo’yla ilgili avustralya yalanını söylerken bunun palavra olduğunu el hareketiyle de gösterdiği dizi.
  • --- s1e4 spoiler ---

    bir tokatla başlamıyor. öyle olsa, kimse şiddet gösteren bir adamla birlikte olmazdı. tersten gidiyor. zeki, çekici bir adama aşık oluyorsunuz. size kendinizi dünyanın merkezi gibi hissettiriyor. sonra profil resminizi kaldırıp kızınızın resmini koymanızı istediğinde tatlı olduğunu düşünüyorsunuz. işe mini etekle gitmemenizi söylediğinde ben, erkeklerin dünyasında çalışan bir kadınım, diyorsunuz. aslında beni koruyor. sonra bir gün size bağırıyor. adım adım feragat etmek gibi. korku filmlerindeki gibi, biri bodruma iner, herkes "oraya gitme!" der ama yine de gidersin. bana ilk kez o zaman vurdu. sonra ikinci, üçüncü kez.

    --- s1e4 spoiler ---
  • spin-off'u çekilip 20-30 bölüm boyunca tokyo'ya dayak atılması gereken dizi. bu nasıl kanser bir vakadır.
  • mantık hatası, bütün dizilerde, bütün filmlerde, bütün kitaplarda oluyor. oturup uğraşsak, breaking bad'den, game of thrones'dan sayfalar çıkar.

    ancak ciao bella şarkısının yakıştığı bir berlin karakteri her dizide olmuyor ?

    10/10

    resistencia !
    liberta !

    ciao bella
  • türk versiyonu için senaryo düzenlemelerini yapıyorum, sağlam bir yapımcı mesaj atsın, merkez bankasını değil tabi sarayı soyacağız. türkiye'de para insandan değerli olduğu için rehin olarak paraları alacağız, üstlerine benzin döküp, yaklaşırsanız yakacağız diyerek zaman kazanılacak sonra olaylar olaylar...
  • profesör, ispanyol erkeği karizması var bu adamda hoş..

    -denver’in gülüşü facia

    -şu banka müdürüne ve büyük elçinin kızına aşırı uyuz oluyorum 10.bölümdeyim umarım hak ettiklerini bulurlar.

    -genel anlamda senaryo ve kurgu olarak başarılı bir dizi heyecanla izliyorum.

    -ispanyolca çok estetik bir dil kulağa hoş geliyor.

    -tokyo’yu hem matilda’ya hem v for wendetta maskesine benzetiyorum.

    -diğer kadın da yıldız tilbe’ye benziyor
  • diziyi bitireli bir iki gün oldu. hemen yazmak istemedim bitince dizinin bana yaşattığı hisleri düşündüm, klipleri tekrar izledim, karakterlerle ilgili yazılanları okudum ve tabi oyuncuların sosyal medyadaki yorumlarını okudum. ama ekşi sözlük yazarları bu diziye hakarete varan yorumlar yapınca dayanamadım. siz ekşi sözlük hiçbir şeyi beğenmeme timi yazarları siz haksızsınız ve size laflar hazırladım!

    yıllarca amerikan dizilerine hayran kaldınız. birbirinin aynısı hikayeleri çok beğendiniz. alışılmışın dışına çıkanı eleştirdiniz. ama bu diziyi size yedirtmeyiz!

    ----spoiler----

    oslo öldüğünde gözlerimde yaşlarla izledim, helsinki birkaç gün onun iyileşeceğine inandığında onun hislerini ben de yaşadım, moskova'nın oğlu ile arasındaki ilişki etrafımızda benzerlerinin dolu olduğu ilişkilerin aynısı; tokyo gibi sabırsız ve başına buyruk karakterler hepimizin etrafındadır ama onları hep severiz çünkü yaptıkları şeyleri asla kötü niyetle yapmazlar. nairobi çatlaklığında birisini hiç mi tanımadınız, rio gibi saf bir arkadaşınız hiç mi olmadı soruyorum size?

    berlin ve profesör arasındaki bağ hiç mi duygulandırmadı sizi? berlin'i bütün dizi boyunca herkes eleştirdi yerden yere vurdu, ama o berlin gibi ne yaptığını bilen göreve sadık kaç kişi vardı? ben söyleyeyim soygunda olan ve bu görev bilincini devam ettiren 4 kişi vardı bunlar berlin, moskova, oslo ve helsinki'ydi. bunlardan 3'ü oradan çıkamadı. yalnızca helsinki bu soygundan çıkabildi. ama sizin ergen diye eleştirdiğiniz karakterlerin hepsi oradan çıktılar. bunun sebebi ne? tıpkı gerçek hayat gibi. oradaki büyükler işlerin ciddiyetinin farkındaydılar ve bir şekilde oradaki dostlarını, kardeşlerini, arkadaşlarını, evlatlarını her ne derseniz bunun adına korumak için öldüler. bunun kadar gerçek karakterleri ben birkaç tanesi hariç hiçbir dizide görmedim.

    elbette profesör için de birkaç söz var. senin gibi birisi hayatımızda olsa arkamızı toplasa, hatalarımızı düzeltse kim bilir hayat şimdi bizim için nasıl olurdu?

    tüm bunların yanında dizinin içerdiği alt metinler bile diziyi efsane yapmaya yeter de artar.

    ----spoiler----

    kısacası son yıllarda izlediğim en iyi 3 diziden biridir la casa de papel. iyi ki yaptılar ve iyi ki izledik.
  • dizideki sarışın kıvırcık monica karakterini a spor sunucusu ceyla büyükuzun'a benzeten acaba bir ben miyim? herkes tokyo falan demiş ama ben monica'nın hassstası oldum ;)

    --- spoiler ---

    ilk sezon finalinde profesör ve berlin şarap eşliğinde çav bella söylerken yüz yüze yakın durunca aniden öpüşecekler sandım. evet dizide en çok gerildiğim an buydu :p
    --- spoiler ---
  • güzel bir diziydi, muhteşem olabilecekken yer yer mantıksızlıklar yok değildi. karakterler ve oyunculuklar çok iyiydi ama asıl şey dizinin vermek istediği mesajdı.

    dizide profesörün kapitalist sisteme başkaldırısını görüyoruz. avrupa merkez bankasının nakit akışına yapılan eleştiri bunun güzel örneği. yine düzene başkaldıran bir ekip için salvador dali maskesi seçilmesi de boşuna değil. dali yaşadığı dönemin tüm tabularına başkaldırmış aykırı bir adam. dali maskesi de düzene başkaldırıyı simgelemiş. kırmızı tulumlar ve berlin karakterinin konuşmaları yoldaş lenin çizgisinden komünizmi simgeliyor. stockholm sendromu, narsizm gibi psikolojik konulara değinilmesi de güzeldi. dizinin atmosferi, çekimleri ve oyunculukları çok başarılıydı.

    2 sezonda bitmesi isabet olmuş umarım devam etmez, ederse boku çıkacak çünkü. izlemeyenler kesinlikle izleyin 8/10

    edit: helsinki’nin selamı var millet.
    https://instagram.com/p/beimt2vhc6c/

    edit2: bizim millet nasıl bir izlediyse diziyi artık berlin reyiz de selam yollamış seviyormuş bizi.
    https://instagram.com/p/bfjd-rdbntd/
  • 5. bölümdeyim ve tokyo'nun hakikaten vasıfsız olduğunu düşünmekteyim. herkes bir işe yararken bu arkadaş sadece silah tutup sevdiği erkekleri sürekli vurdurtup duruyor.