şükela:  tümü | bugün
  • henry james'in gotik tadını vermek icin truffaut'nun ışıkları yalnızlığa ayarladıgi karanlık filmidir."la chambre verte " 1978- yönetmenin kendisi oynamıştır.. onun ardından hayatın anlamı yok onun ardından hayatın anlamı yok
  • "her ölü belki de başka bir yerde hala hayatta" (pessoa)
    davenne'in dürtüsü başka bir yerde yaşayan ölülerini -en başta julie'sini- yakınında hissetmek, önce odasında, sonra şapelde ve elbette zihninde. ölüleri bu kadar yakından hissetme dürtüsünün bedelinin kendi yaşamının hiçlenmesi oluşu da "ölüm dürtüsü" hakkında birşeyler hissettirir gibi. arzuyla hareket etseydi cecilia tüm yaralarını kapatabilirdi ama dürtü neşteriyle yarasını ölümcül bir mertebeye ulaştırmayı başarır davenne.
  • devlet yardımıyla çekilen, düşük bütçeyle truffaut'nun ne denli yaratıcı olabileceğinin bir başka kanıtı. zaten başrolü de bu nedenle kendisi oynamıştır, filmin iş yapmayacağını bildiğinden. nitekim iş yapmamış, bugüne dek en az bilinen filmlerinden biri olmuştur. bence küçük, nadide bir başyapıt bu. üçüncü izleyişten sonraki yorumum bu yönde.

    --- spoiler ---
    julien'in (françois truffaut) genç yaşya yitirdiği karısının mezarını rutin ziyaretlerinden birinde, mezar taşının önünde devinimsiz, saygılı bir pozda kendini kaybedişi ve gecenin indiğini fark etmeyişi ancak hitchcock'un vertigo'sunda kendi ekseni etrafından dönen, obsesyonun nirvanasındaki dedektif scottie (james stewart) ile mukayese edilebilir. gece inmiş, el ayak çekilmiştir, hatta mezarlığın kapısı bile kilitlenmiştir. julien birdenbire durumunun farkına varır ve mezarlığı, harabe bir geçide sapıp terk eder. nedir bu? karısı ile birlikte gömülen bir adamın mezarından çıkıp yeniden yeryüzüne dönmesi mi? aşkın önünde benliğin ve bilincin yitirilişi mi? ölüm karşısındaki, freud'un sözünü ettiği o müthiş büyülenme mi?
    --- spoiler ---

    truffaut'nun, 60'lı yıllardan sonra iyi filmler çekmediği yönündeki çapsız eleştirileri çürüten muhteşem bir arthouse örneği.