şükela:  tümü | bugün
  • fr. borçlandırılmış insanın imali. paris'te mukim italyan sosyolog maurizio lazzarato'nun eseri. borç, borçlunun soy kütüğü, deleuze, guattari'ye göre kısa borç tarihi, neoliberalizmde borcun hakimiyeti gibi dispozitife indirgenemeyen borcun bir nevi şeceresi ilmek ilmek işlenmektedir kitapta...
  • türkçe'ye 2014 yılında "borçandırılmış insanın imali-neoliberal durum üzerine deneme" adıyla çevrilmiş murat erşen tarafından ve açılım kitap'tan çıkmış.
  • italyan filozof maurizio lazzarato'nun, nietszche, marx, deleuze, guattari ve foucault'un borç ilişkisinin bireysel ve toplumsal bağlamı hakkındaki fikirlerini çağdaş kapitalizme uyarlayarak sosyo-ekonomik sistem içerisindeki rolünü irdelediği 140 sayfalık kitabı.

    altını çizdiğim bölümlerin bir kısmını belli bir kompozisyona bağlı kalmaya çalışarak aktarayım:

    alacaklı-borçlu ilişkisi sadece toplumsal ilişkileri doğrudan etkilemekle kalmaz, çünkü bizzat kendisi çağdaş kapitalizmin en önemli evrensel ilişkilerinden olan bir "iktidar ilişkisidir". (sf.29)

    borç, çalışma ahlakından hem farklı olan hem de onu tamamlayan kendine has bir ahlak doğurur. borçlu özgürdür ama eylemleri, davranışları sözleşmeyle altına girdiği borcun tanımladığı çerçevenin sınırlarında kalmak zorundadır. borcunuzu ödemeye uygun bir yaşam tarzı benimsediğiniz ölçüde özgürsünüzdür. (sf.29)

    borç, kendini gerçekleştirmek için, öznelliğin biçimlendirilmesini ve denetimini gerektiren ekonomik bir ilişkidir. çağdaş ekonomide, öznelliğin üretilmesinin en başta gelen ve en önemli üretim biçimi olduğu, tüm diğer metaların üretimine katılan "meta" olduğu ortaya çıkmıştır. (sf.31-32) (öznelliğin üretilmesi, biçimlendirilmesi ve denetlenmesi kavramları kritik önemde, çok fazla şey anlatıyor.)

    bir hayvanı söz vermeyi öğrenmek için eğitmek daha önce başka bir görevi yerine getirmiş olmayı gerektirir: "insanı belli bir dereceye kadar, bir örnek, birbirine benzer, düzenli ve sonuçta tahmin edilebilir kılma görevi." toplumsal deli gömleği yardımıyla insan, gerçekten tahmin edilebilir bir duruma getirilmiştir. (sf.40)

    o halde borç bir özneleştirme içerimler. nietszche buna "kendini işleme" ve "kendine işkence etme" der. bu çalışma, alacaklısı karşısında sorumlu ve minnettar hisseden bireysel öznenin üretilmesi çalışmasıdır. (sf.41)

    toplumun inşa süreci tedrici değişimlerle; rıza, uzlaşım ve yetkilendirmeyle değil, kopuş, sıçrama ve icbar yoluyla olmuştur. yeni sözleşmeler ve yeni uzlaşmalar ancak kopuşların, sıçramaların ve zorlamaların akabinde tesis edilmiştir. bu duruma ilişkin başka bir doğrulama gerekseydi neoliberalizmin kendini nasıl dayattığına söyle bir bakmak yeterli olurdu. bunu tabi ki sözleşme ya da uzlaşmayla değil, hırsızlıkla, şiddetle, gaspla yapmıştır. (sf.42)

    ahlakın söykütüğü'nün ikinci denemesinin ortaya attığı en önemli mesele, zaman ve ondan ileri gelen "etik-politik" özneleşme sorundur. çünkü üretilmesi gereken hafıza geçmişi muhafaza eden bir hafıza değil, geleceğin hafızasıdır. borçlu için olduğu gibi alacaklı için de "geleceğe uzanan bir hafıza", "gelecekten mesul bir hafıza" inşa etmek gerekir. (sf.43)

    kredi vermek kestirilemez olanı -gelecekteki davranışları ve olayları- kestirmeyi ve zamanın kesinsizliğine atılma tehlikesini zorunlu kılar. borçlunun, geleceğin içinde saklayacağı davranışlarının öngörülemez tüm çatallanmalarını öncelemek ve bunların önünü almak zorundadır. borç yalnızca ekonomik bir aygıt değildir, yönetilenlerin davranışlarının belirsizliğini azaltmayı hedefleyen hükümetin bir güvenlik tekniğidir aynı zamanda. yönetilenleri söz vermek (borcuna sadık kalmak) için eğiterek, kapitalizm geleceği peşinen denetim altına alır, zira borç yükümlülükleri şimdiki davranışlar ile gelecekteki davranışlar arasında eşdeğerlilikleri öngörür, hesaplar, ölçer, tesis eder. bunlar borç iktidarının öznellik üzerindeki etkileridir (suçluluk ve sorunluluk) ve kapitalizmin şimdi ile gelecek arasında bir köprü atmasına olanak tanırlar. (sf.43)

    önemli olan, finansın olacak olanı olana indirgeme, yani geleceği ve onun imkanlarını şimdiki iktidar ilişkilerine indirgeme amacıdır. bu bakış açısından, her finansal yeniliğin sadece bir amacı vardır, geleceği nesnelleştirerek onu şimdiden denetim altına almak. (sf.44) (bu kısım beni en çok heyecanlandıran kavramı içeriyor; geleceği şimdiki iktidar ilişkilerine indirgeme. yani borçlu bireyi nakit akışı haline getirme, borç ödemekle yükümlü olduğu yıllardaki değerini, yani hem ekonomik, hem politik değerinin toplamını iskontolayarak bugünkü net değerine ulaşma yöntemi. bireyin gelecekteki varoluşunun planlanması, denetlenmesi, biçimlendirilmesi, öngörülebilir kılınması üzerinden iktidar ile ilişkisinin tesis edilmesi. finans matematiğindeki net bugünkü değer bulma formülünündeki iskonto oranını sosyolojik olana indirgeyecek olursak, belki iktidarın hegemonik gücü başta olmak üzere farklı faktörlerin ağırlığına dayalı bir katsayı oluşturulsa güzel bir iş yapılmış olur. muazzam.)

    alacaklı-borçlu ilişkisi ayrılmaz biçimde hem bir ekonomi hem de bir etiktir, çünkü borçlunun kendine teminat olabilmesi için onu hem sorumluluğa hem de suçluluğa teşvik edecek bir hafıza, vicdan ve ahlak ile donatacak bir öznelliğin inşasının etik-politik sürecini gerektirir. (sf. 46)

    özneleştirme, eğer var olmak ve kararlılık kazanmak istiyorsa, ekonomik, toplumsal, politik vs. olanı yeniden kat ederek ve fethederek bir kopuş gerçekleştirme zorundadır. (sf.49)

    eyleme geçmenin koşulu olan güven, herkesin herkese karşı güvensizliğine dönüşmüş ve ardından güvenlik talebinde kristalleşmiştir. (sf.53) (günümüz toplumunun istikrar-freak olma niteliğini ve güvenlikçi devlet formatına dönüşü çok iyi açıklıyor bence.)

    amerikalı pragmatist william james'in teorisine göre, ne zaman gerçek bir seçenekle, ahlaki meselelerde olduğu gibi, bazı imkanları gerçekleştirip diğerlerini eleyen önemli bir varoluşsal seçenekle karşılaşsak, seçim sadece anlama gücüne, düşünmeye, bilgi ve malumata bağlı değildir, hatta durum bundan çok uzaktır. seçenek öncelikle etkin eğilimlerimize, en mahrem güçlerimize, tutkusal doğamıza, en aziz itkilerimize, yani marx'ın sözünü ettiği ve james'in bir dizi etkin güç (ruh gücü, umut, büyülenme, hayranlık, kızgınlık" olarak tanımaldığı ve arzu kavramında özetlediği "insan kalbinin en derinlerine" başvurur. (sf.54) (tapeler hojdur, yolsuzluk, hırsızlık hojdur ama benena anlayışına bir de bu gözle bakın.)

    yaklaşık yarısına geldim. kalanları başka bir zaman tamamlarız.
  • “ev taksidi ödeyen insan devrim yapmayı düşünemez.”
    david harvey.
    bu söz türkiye’de beklenen emlak krizi öncesi yaklaşık 3 sene önce söylenmişti.
    türkiye’nin kapitalizme ne derece bağlı olduğunu veya yarı-sömürge halinin(ben demiyorum wallerstein diyor) ne zaman biteceğini merak edenler için özet.
    minervanın baykuşu uçmak için alacakaranlığı beklemeye gerek duymuyor zira yüzünü gökyüzüne çeviren kimse yok ve şehrin parlak ışıkları gece ile gündüz ayrımını ortadan kaldırdı.