şükela:  tümü | bugün
  • tespih böceği ve karınca krallığı

    ormanın derinliklerinde etrafı üç göl ile çevrili büyük bir yarımadada karıncalar yaşarmış. birgün karıncalar ülkesşne bir tespih böceği gelivermiş. ilginç görüntüsü
    sebebiyle karıncaların arsında hemen dikkat çekmiş ve bu garip görüntüsü ve şahane bok yemesiyle karınca ülkesinin göllerinin ortasındaki bölümde çalışma yollarını düzeltme ve çöp yok etme işlerinin başına getirilmiş. bu garip mahluk zamanla kendisine bir taban kitle edinmiş. bu taban kitledeki karıncalar da tespih böceğini taklit etmeye çalışan hareketler, böyle bir kendilerini diğerlerinden ayırmalar görülmeye başlamış. hatta birçoğu olurda ilerde gerekir diye pompalı enzimler edinmeye başlamış. bunu gören tespih mahluku da iyice biz gaza gelmesin? çıkıp ta enteresan beyanatlar vermeye, asker karıncaları kızdıracak hareketler yapmaya başlamış. böyle olunca kral karınca ve arkadaşları bundan iyice rahatsız olmuş ve ceza olarak bir müddet ülkedeki örümcek ağına takılı kalmasını sağlamışlar ve cezası bitiminde de ülke işlerine karışamaması için bazı önlemler almışlar.

    gel zaman git zaman tespih böceği kendini krallığın çoğuna unutturmuş. bir kaç sene sonra örümcek ağındaki cezası bitince ateşböceğinden esinlenerek yeni bir harekete başlamış. herkese "bakın ben değiştim, eski tespih yok artık" demiş. tam bu sıralarda kralın yaşlandığı ve beceriksizleştiği gerekçesiyle ülkede kral değişikliğine gidilmesi kararı alınmış. bu durumda tespih böceği kendini karınca gibi gösterecek tüm estetik işlemleri yaparak tabanını biraz üzereke de olsa karıncavari görüşler savurmaya, özgürlüğün en büyük destekçisiymiş gibi davranmaya başlamış. keriz karıncalar da tespih böceğinini makyajına inanarak onu kral yapmak istemişler. gerçi eski cezaları yüzünden kral olmasında engeller olmuş ama tespih böceği türlü katakulliyle kral olmayı becerebilmiş.

    tespih böceği uzunca bir dönem çağdaş bir karıncaymış gibi ülkeyi yönetmeye çalışmış. hatta bu dönemde orman birliğine girmek için çok can atıyormuş gibi deli divaneler gibi çalışmış. tabi bu durum tespihin esas destekçisi olan tabanın pek hoşuna gitmemiş durum böyle olunca da tabandan kişileri karınca ülkesinin en önemli veya en çok kar getiren yerlerine getirmiş. ülkede yavaş yavaş en önemli mevkilerde ateşböceği grubunun destekçileri belirivermiş. karıncalar bir süre buna birşeş dememiş ama asker karıncalar sürekli parmaklarının göstererek "bakın gidişat kötü fena döveriz sizi haa" demeyi de ihmal etmemiş fakat dayak atmaktan da çekingen durmuş.

    gel zaman git zaman tespih, orman birliğine girmeye çalışmalar, çeşitli mahlukat ülkelerine seyahatlar sonucu karıncaları uyutmayı başarmış. fakat tabi tabanını mutlu etmek içinde arada çalışmalar yapmaya devam etmiş. ama sonunda dayanamayıp, dişi karıncaların evden çıkmaması gerektiğ, aslında herkesin dıuşardan karınca görünebileceği ama içieride tespih böceği vesair olabileceği, üzüm yemenin zararlı olacağı ve yasaklanması gibi karıncaları kızdıracak açıklamalar yapmış. ama ateşböceği grubu karar verme siteminde ve idari işlerde çok kalabalıklaştığı için karıncalar hiç bir şey yapamadan kalmış...

    evet çocuklar bu masalımızdaki ders şudur tespih böceği kendisini ne kadar karınca gibi gösterse de sonuçta bir tespih böceğidir. mahluk mahlukluğundan vazgeçmez, örümcek gibi düşünenlerin zihni ateşböceğini ışığıyla aydınlanmaz.
  • saint benoit'nın rahmetli fransızca hocası ismet bilgen'in ödevlerini yapmayanların bahanelerini dinlerken ve dinledikten sonra yaptığı sabit yorum
  • nazım hikmet'in mapustayken, ahmet oğuz saruhan* takma adıyla yaptığı la fontaine çevirisinin yeni basımı yky'den çıktı bu aralar.
  • birçoğumuzun, yalnızca “karga ile tilki” masalıyla hatırlayabileceği, jean de la fontaine’in farklı masallardan oluşturduğu şiirlerinin bütünü… bilinenin aksine, masallar düzyazı şeklinde değil, şiir şeklindedir. la fontaine’in, şiirlerinin ham maddesi olarak masalları kullanması, tüm yazdıklarını sadece çocuklar için yarattığı yanlış izlenimini doğurmuştur. oysaki la fontaine bu yolla, çocuklar da dâhil olmak üzere tüm insanlara ulaşabilmek adına, şiirleri için benzersiz bir özgürlük alanı yaratmıştır. söz gelimi, sabahattin eyüboğlu, la fontaine’in aslında çocukları “pek sevmediğinden” söz eder ve şunları da ekleyerek durumu harika bir şekilde özetler: “gerçi la fontaine’in bir çocuksu tarafı yok değil; bütün gerçek şairler gibi o da çocukluğunu yitirmemiş, ya da kırkından sonra yeniden bulmuş. ama bu bir başka çocukluk, yumurtanın değil, düşüncenin kabuğunu kırarak ulaşılan bir çocukluk.”

    la fontaine, masalların çocuklarla ilişkisini açıklamak için: “…çünkü bilgeliğe ve erdeme ne kadar erken alıştırılırsak o kadar iyidir. alışkanlıklarımızı düzeltmek zorunda kalmaktansa baştan iyi olmalarını sağlamaya çalışmalıyız. bunun için de masallardan daha yararlı hangi yol bulunabilir?” diyerek biçim değil, öz tutkusunu yinelemiş fakat şunu da eklemiştir:

    “ezop’tur babası benim kahramanların.
    tarihleri uydurma da olsa bunların,
    ders olacak doğru şeyler vardır içinde.
    her şey konuşur burada, balıklar bile.
    bütün söyledikleri bizleredir ama:
    insandır eğittiğim hayvanlar yoluyla.”
  • bu ülkede en çok okunan masallardan bir tanesi. (anlayana...)
  • şu anda siyasilerin her gün tv'de,sokaklarda yaptığı durumdur. biz bilmiyoruz sanki ülkenin durumunu, potansiyelini. epi topu 18 madde var, arkalı önlü yaz bir kağıda ver millete. ama masal hayalgücü için önemli.
  • herkesin okuması gereken über edebi eser.

    masallar çoğu zaman küçümsense de her masal çok önemli hayat tecrübeleri aktarır, romanlar da insana perspektif katar ama masallar hayata daha yakındır. bunu yeni yeni anladım, geç kalmışım.

    bir tanesini aktarayım:

    "bir oduncu baltasını yitirmiş,
    baltaysa oduncunun varı yoğu
    boşuna aranıp dururken zavallı
    yürekler acısı bir haldeymiş
    işletecek başka aracı yok ki adamın
    balta üstüne kurulmuş dünyası
    başka nereden ne beklesin
    tutamaz olmuş gözyaşlarını
    - baltam, zavallı baltam! diye ağlarmış
    sonunda zeus'a yalvarmış:
    - ulu tanrı, ver baltamı geri;
    yeniden dünyaya getirirsin beni
    yakarışı duyulmuş olympos'tan

    hermes gelmiş: - yitmedi demiş, baltan
    şu yakında buldum, senin değil mi bu
    ve altın bir balta göstermiş oduncuya,
    bu benimki değil, demiş oduncu
    hermes bir balta daha göstermiş gümüşten
    - bu da değil, demiş adam.
    odun saplı bir başkasını görünce, birden:
    - işte bu benim baltam, diye bağırmış
    kendiminki bana yeter
    - üçü de senin olsun, demiş hermes,
    doğruluğunun karşılığı olarak.
    öyleyse alırım demiş oduncu, gülerek,
    bu serüven yayılmış hemen dört bir yana
    ve artık baltasını kaybeden kaybedene.
    zeus hangi birini dinlesin?
    hermes yine de gitmiş ağlaşanlara
    birer altın balta göstermiş her birine
    - bu benimki değil, dememiş hiçbiri
    budala dedirtmemek için kendilerine
    hermes altın baltayı vermek şöyle dursun,
    sapını indirmiş kellelerine

    yalan söyleme kendi malınla yetin,
    en sağlam yol budur, ama neylersin
    yalanla mal kapmaya bakıyor herkes...
    olur mu ya, hiç yutar mı hermes!"