şükela:  tümü | bugün
  • bob marley e$liginde sokak olaylarinin goruntusuyle ba$layan sefilligi, arkada$ligi, i$sizligi, sokaklari, parasizligi anlatan leziz fransiz filmi. hubert' in hal, tavir ve hareketlerine pur dikkat.
  • ilginç bir şekilde, dvd ingilizce altyazısında asterix lakabının snoopy olarak çevrildiği film.
  • soundtrack'i de muhteşemdir. fransızca hip hop, iam'le, ntm'yle ooh be dünya varmış dedirtir insana.
  • filmin anlatım biçimi ise klasik hollywood filmlerinden çok farklıdır. genre filmlerindeki o kapalı, keskin, sabit anlatıyı göremiyoruz ve anlatının alışıla gelmiş şekilde bölünmediği izlerken dikkatinizi çekecek.

    film 24 saati anlatıyor ve bu anlatı dijital bir saat görüntüsüyle zamanın akıp gittiğini, hızla sona yaklaştığımızı hatırlatırcasına sık sık kesiliyor. zamanın bölünmesi, kattiyen olağan değil ve bize karakterlerin zaman kavramının bizimkiyle örtüşmediğini gösteriyor. 1 dakikanın bile onların hayatlarına büyük bir etkisi var.

    açılış sekansının mizanseni belgesel havasında. kesik görüntüler, hızlı çekimler ve handycamin o sarsıcı etkisi ve tabi bob marley şarkısı ise bir tesadüf değil. açılıştaki “so far so good” lafları ise film boyunca tekrarlanıyor ki bu kişinin kendisini sakinleştirmesini sağlıyor, en azından sakinleşmek istiyor.

    film boyunca bu açılışa göndermeler yapılmış. dünya bir sembol olarak film boyunca sürekli görünüyor. sanırsınız bir motif gibi işlenmiş: kah reklam olarak filme yerleştirilmiş, kah izleyicinin gözüne sokarcasına alenen. reklamda “the world is yours” desede karakterlerimiz biliyor onların olmadığını. ironik bir mesafe anlayısı bir anlamda.

    ana karakterlerimiz hubert (afrikalı), vincent (yahudi), ve said (arap/opsiyonel olarak: müslüman). yine karakterlerin din, ve ırk olarak ayrılması tesadüf değil. etnik kimlikleri farklı olmasına rağmen coğrafi ve ekonomik kısıtlılık onları bir araya getirmiş. hepsi alt tabaka mensubu işçi sınıfı bile değiller. işsiz, eğitimsiz ve hepsinden önemlisi azınlıklar.

    etnik kimliklerinin sınırları çerçevesinde cinsel kimliklerini, erkekliği ise herşeyden siddetli yaşıyorlar. dili kullanım tarzları ise oldukça maço ve agresif. sosyal hayatta ne kadar güçlüler ise bu eksikliklerini karşı cinsi bastırarak, onların üstünde dominant bir tavır sergileyerek kendilerince telafi ediyorlar. bu erkeklik, bu cinsel kimlik kesinlikle kendi içlerinden gelmiyor. bu konuda dikkatinizi çekerim. tamamiyle toplum tarafından karakterlere dışarıdan verilmiş. karakterlerimiz bu cinsel kimliği oynuyorlar. sanki bir kıyafet. giyiyorsun ve oynamaya başlıyorsun. vincent’in ayna karşısında prova yapması bunu bir dışa vurumu. robert de niro’nun taxi driver’daki sahnesinden bir alıntı belki bir gönderme olarak düşünebiliriz.

    son olarak silah. silah en mühim nesnemiz bu filmde. silah sinema tarihi boyunca phallic nesne olarak ele alınır ve erkeklerin erkekliğini mesir macunu tadında arttırdığı söylenir.

    film kesinlikle umudunuzu elinizden alıp çaresiz ve depresif hissetmenize neden oluyor ama kassovitz'in ellerinden öpmek gerek zira bazen böyle hissetmekte fayda var.
  • birey olmalarına karşı koyan herşeyi yokederek rüştünü ispatlamaya didinen bir avuç gencin öyküsünden çok, proje bloklarında, diaspora tadında bir yaşam sürmekte olan üç gencin kollektif bir bilinçle, "dünya bizimdir" tabelasına cesurca "dünya sizindir" diyebildiği bir filmdir... yabancılaşılmış, sözde steril bir toplumda ayakta kalma mücadelesidir la haine, taa ki iniş anına kadar.
  • birkaç göbek öteden de do the right thing ile akrabadır.
  • tutkulu bir müziği var, sözlerini de anlamak istiyor insan.
  • kriminoloji dersi için izlediğim ve proje yaptığım filmdir. o gözlükle incelendiğinde de başarılı sosyal çıkarımlara varabilirsiniz. ancak ana cümlesi hayatınızın her yerindedir. önemli olan düşüş değildir... yere iniş güzel karşılamıyor sanırım sözü. anlamına daha iyi uyan bir sözcük olduğunu sanıyorum -fransızca bilmediğim için emin de değilim aslında pek-. çakılma olabilirdi mesela. önemli olan düşüş değil yere çakılıştır mesela. iniş daha uçakların yumuşak -ya da sert- inişini çağrıştırıyor. oysa inmiyoruz, düşüyoruz.
  • bu filmin türkiye'de vizyonda olduğu sene fransız kültür'de bilmemkaçıncı kurdaydım ve dersin bir bölümünde konu bu filmden açılmıştı. hocaya evet gördüm diyince "peki konuşulan fransızca'yı anladın m?" diye sormuştu. pek anlamamış olmama rağmen hocaya "eh arada geçen bazı cümleleri anlar gibi oldum." türünden bir cevap vermiştim. bu cevabım üzerine ise hoca bana "ben orada konuştukları dili anlamakta pek bir zorlandım da o yüzden sordum." demişti. trainspotting ve benzeri avrupa filmlerini yeni yeni keşfeden üniversiteye yeni başlamış bir kuşağın ilk heyecanlarındandır bu film, severiz..
  • fransa da insanların kaldırım taşlarını söküp polislerin kafasına attıkları dönemde geçen bir film.