şükela:  tümü | bugün
  • 1982 de nobel ödülü alan bir roman. yazarı gabriel garcia marquez
  • gabriel garcia marquez romanı. şimdiye dek ölülerle ilgili duyduğum yada izlediğim tüm görüntülerin tüylerimi ürpertmesi durumu bu romanla tersine döndü (tabi şimdilik). zeka dolu esprileriyle bir ölü ile birkaç insanın (biri çocuk) aynı odada toplanışını anlattığı sahne gece gece gülme krizine tutulmama neden oldu. nekrofobik insanlara önerilesi roman.
  • (bkz: yaprak firtinasi)

    gabriel garcia marquez'in daha 26 yaşında iken yazdığı 1955 de basılmış ilk önemli eseri.kitap yaprak fırtınası dahil olmak üzere 7 öyküden oluşur.marquez'in büyülü gerçekçilik tarzını ilk ortaya koyduğu öykülerdir bunlar.fakat yüzyıllık yalnızlık'ı okuyanların kolayca farkedebileceği gibi kitapta benzer isimler (albay aureliano buendia,meme vs) ,benzer olaylar (muz fabrikasının kurulup bir süre sonra kapanması,tren yolu inşaatı gibi) ve olayların yine onun meşhur macondo köyünde geçmesi çok ilginçtir.sanırım marquez'in özellikle yüzyıllık yalnızlık'ta bazen hikayeyi kördüğüm haline getiren aynı isimleri kullanma alışkanlığı var.
    marquez'in öyküyü anlatma dili ise oldukça ilginç.zamanın içerisinde oldukça fazla sayıda geriye dönüşler olduğundan bazen hangi zamanda olduğunuzu unutuyorsunuz.ayrıca öyküyü birinci tekil şahıs ağzından,bir kişinin şahit olduğu olayları anlatması gibi bazen geçmiş,bazen şimdiki bazen de geniş zaman kullanarak ile anlatması,anlatan kişinin ise devamlı değişmesi ile eğlenceli bir okuma sağlıyor.
    bu kitabı ayrıca 1982 de nobel'e ulaşan yolda marquez'in attığı ilk ciddi adım olarak görebiliriz.

    öyküden bazı alıntılar ise şöyle..
    "inanın bana, albay ben tanrıtanımaz değilim.tanrı var diye düşündüğümde, aynı yok diye düşündüğümdeki gibi rahatsız oluyorum.bu yüzden hiç aklıma getirmiyorum onu"

    "arka tarafa girince hamakta terk edilmiş bir insan harabesi bulduk.bu dünyada insan harabesinden daha korkunç bir şey yoktur.bizi görünce hamakta doğrulup oturan adam ise hepsinden daha korkunçtu, odadaki şeyleri örten toz onu da kaplamış gibiydi....tırnaklarımızla onu biraz kazırsak dağılıp insan tozu yığını olacakmış gibi geldi bana."

    "biz bu topraklara artık kemiklerini yedi kat toprağın dibinde bulamayacağımız uzak ölülerin anılarıyla ekilmişiz.savaşın son gününden beri sandıklar odada duruyor, yatak odaları kertenkele dolu,sessiz insanlarını anıların kemirdiği "macondo"yu silip süpürecek son fırtına geçip gitmemişse, cenazeden döndüğümüzde sandıkları yerinde buluruz."

    ayrıca diğer bir öyküde geçen ve marquez'in tipik tarzının eseri olan şu cümleyi de yazmadan edemeyeceğim.

    "dünyanın en talihsiz hastaları iyileşmek umuduyla geliyordu: çocukluğundan beri kalp atışlarını sayan ve artık sayıları tüketen zavallı bir kadın, yıldızların gürültüsünden uyuyamayan portekizli bir adam, gündüz yaptığı işleri gece kalkıp bozan bir uyurgezer ve daha hafif rahatsızlıkları olan başkaları"
  • bir novelladır kanımca.

    doktor ne kadar kötü birisi? iyi ile kötünün ölçüsü, bu sınırın çizilişinde dini ve gelenekçi hayat bakışının belirleyiciliği de okuyucunun terazisine sunuluyor.

    bütün macondo ondan nefret ediyor? peki siz kendi yaşam algınızla çizgiyi tam nereye koyuyorunuz?
  • benim gabriel garcia marquez'le tanışma kitabım. türkçe'si yaprak fırtınası. ama seçmek elimde olsa onunla başlamaz sevgiden öte sürekli ölüm/ muerte constante mas alla del amor ile giriş yapardım. ikisi de türkçe'de en erken yayınlanan kitapları arasındadır.

    hah'ta (2012) birgül oğuz'un belki uzaktan ve gevşek bir tanesi olduğundan eğik/italik yazmadığı, ama bir vesileyle tekrarladığı göndermesi yaprak fırtınası. burada marquez'den çok eylül'e, 12 eylül'e kıraat eyliyor. yandal çağrışımı ise nüfus müdürlüğü içindeki anlamsız kağıt, evrak trafiği yani kağıt fırtınası. bir karınca-yuvası-kafkaeski olarak devlet dairesi.

    (bkz: nuran akgören)
  • edebiyatta bir yolun, hatta çok uzun sayılabilecek bir yolun ilk adımı olan kitap.

    cien anos de soledadisimli dünyanın en eşsiz, benzersiz, kesinlikle en güzel kitabını yazan marquez'in daha yola çıkarken dahi yanında neler bulunduğu görebiliyorsunuz. dilini, üslubunu, kurgusunu nasıl geliştirdiğini geriye dönük olarak da olsa anlamak açısından bu kitabı okumak yazarın severleri için güzel bir tecrübe olacaktır.
  • gabriel garcia marquez'in can yayınlarının 127 sayfalık 17. baskısından bir çırpıda okuduğum ve "gabo neden gabo" sorusuna bir daha yanıt bulduğum şahane küçük romanıdır.

    kitapta yalnız bir adamın hayatına katılması ile bir ailenin değişen hayatları, adamın anlayışı ile çelişen toplumun din, ahlak, vefa vs gibi anlayışlarının yol açtığı çatışmalar anlatılıyor. özellikle üç kuşağın aynı olayı ve kişiyi farklı gözlerle irdelemesi gerçekten etkileyici.
    okuyunuz, okutunuz
  • gabo’nun bastırdığı ilk kitabı.hikaye yüzyıllık yalnızlık romanıyla aynı kasabadada (bkz: macondo) da geçiyor.ortak karakterler albay ve meme.ortak olaylar muz şirketi ve tren yolu inşaatı diyebiliriz.

    --- spoiler ---

    hikayede intihar eden ve halk tarafından sevilmeyen bir doktor,onun cenazesini kaldırmaya söz vermiş albay,insanların tepkisinden çekindiği için yanında sürüklediği kızı isabel ve torununun gözünden tekrar tekrar birinci ağızdan anlatılıyor.

    --- spoiler ---

    olayda karanlık bıtakılan olaylar; doktorun davranışlarının sebebi,meme’nin akıbeti,memnin bebeği ve martinin ne yaptığı,nereye gittiği.

    bunun dışında bir kaç hikaye daha var kitapta.hepsi çok güzel.