şükela:  tümü | bugün soru sor
  • temizlikçi kadın diyalogları`na sinir olanların tapacağı bir film, sundance ödülü aldı bu yıl. güney amerika'nın şahane ev bakıcısı sistemini bütün çıplkalığıyla anlatıyor bu film.

    üstüne üstlük, hegel'in köle efendi diyalektiğinin filmi çekilse ancak bu kadar pedagojik anlatılırmış. eğer bir şekilde bulursanız izleyin.

    (bkz: http://www.imdb.com/title/tt1187044/)
  • bu yıl if istanbul'un ödüllü filmlerden oluşan hit filmler kapsamında gösterilecek olan sebastian silva filmi.
  • sinemada köle efendi diyalektiği için bkz: the servant
    gerçeküstü denecek kadar gerçek bir performans sergileyen kölemiz için ise bkz: catalina saavedra.

    bu kadının ödülleri silip süpürmesine şaşmamak lazım. filmde askıda kalan, boşlukta sallanan şeyler olduğunu düşünüyorum, ancak başrolün performansı o derece ürkütücü ve tüyleri diken ediciydi ki (intense manasında) izlerken askıda kalan ne varsa unutmuşum...
  • 41 yaşındaki bir hizmetçinin hayatının sosyolojik gözlemi. altın küre dahil birçok festivalde aday olan veya ödülle dönmüş olduğu için film, ister istemez büyük beklentilerle izleniyor. şilili yönetmen sebastian silva, konuyu hem yazmış, hem hikayeleştirmiş hem de yönetmiş. altından kalkması zor bir işe imza atmış ama bunu gayet de güzel başarmış.

    iki tane küçük çocuk, bir tane 13 yaşında her gece mastürbasyon yapan ergen çocuk, bir de 16 yaşlarında güzel bir kıza sahip olan zengin bir çift; ultralüks evlerinde çocuklarının bakımından, yemeklere, temizliğe kadar herşeyi evin hizmetçi raquel'e bırakıp kendi hayatlarını yaşamaktadır. ezilen konumunda olması gereken raquel, ev sahiplerinin ona verdiği sınırsız yetkiye dayanarak evin patronu gibi evi yönetmekte, çocuklar ona sormadan hiçbir şey yapamamaktadır. duygularını hiç belli etmeyen raquel 41 yaşına kadar bakire kalmış ve her zaman birinin emri altında çalışmış ve hiç sevgi-saygı görmeden büyümüş. ezilen kesimin güç elinde olunca ezen kesim olduğunun gözler önüne serildiği filmde, raquel'in eve gelen diğer hizmetçi kadınları ve evin kızını kıskandığı görüyoruz. sürekli bir sevgi açlığında olan raquel, diğer kadınları gerektiğinde evden kovup kapıyı kitliyor, onların yaptığı hiçbir işe güvenmeyip kendisi de yapıyor ve onlara sürekli emirler yağdırabiliyor.

    bitirimler sınıfı'nda sezercik, tüm öğretmenleri okuldan kovduruyordu ya da kaçırıyordu ama en sonunda bir öğretmen gelip herkesin hakkında gelip kendisini de sevdirmeyi başarıyordu. işte tam bu film de onun örneği. tabi filmin sonu veya spoiler değil bu. fakat raquel, bu yeni hizmetçiyle kendisini tanımaya başlıyor, farklı bir insan oluyor. köle-efendi ilişkisi de bitiyor.

    kadın ve erkek vücudunu da tüm estetiğiyle göstermekten çekinmeyen film, yer yer handy cam ile çekilmiş gibi "ben farklıyım" modunda. bütünlük ve akıcılık film de fazlasıyla mevcut. bir kişinin analizi, ancak bu kadar güzel filmleştirilebilirdi.
  • başrol oyuncusunun bakışlarıyla bile oyunculuk döktürdüğü filmdir.
    dinsizin hakkından imansız gelirin filmleşmiş halidir.
    biraz sevgi, biraz şefkat.
    hepimizin ihtiyacı bu değil mi zaten.
    hepimiz bundan azıcık gördük mü, bütün yelkenlerimizi suya indirip duvarlarımızı yıkmaz mıyız?
    raquel de öyle yaptı.
  • izlediğimde en çok süssüz püssüzlüğüyle beni çarpmış, olabildiğince yalın, olabildiğince gerçek, dupduru, tam manasıyla hayatın içinden özenle kesilip alınmış bir şili filmi.. bırakın sinefilliği neyi, sinemayla mesafeli bir ilişkisi olan ben, insana dair bir şeyler anlattığını söylerken, her dakikasında, her sahnesinde bir kurgu olduğunu fark ettiren, karakterlerinin en basit cümleleri bile gerçek hayattan fersah fersah uzak ve okkalı filmlerdense, hayatı yan mahallemizden birilerinin hayatına kendi gözlerimle şahit oluyornuşum gibi aktaran filmleri seviyorum işte..

    izlerken, hizmetçi rolündeki muhteşem catalina saavedra'nın monster'ın aileen wuornos*'ı rolüne ne kadar da yakışacağını düşündüm durduk yere.. ama tabii o zaman filmin oscar'lık bir piyasası olur muydu? kocca bir "nayır" efenim..
  • sili cografik olarak dunyanin en tuhaf ulkelerinden biri bence. 4000 km'nin uzerindeki kuzey-guney dogrultulu arazisinin dogu-bati eksenindeki uzunlugu yalnizca 175 km. bunun tabii filmle hicbir ilgisi yok; sili demisken paylasmak istedim sadece. sili deyisim de pek tabii filmin sili diyarindan kopup gelmesinden ve o diyarda sayisi 70000'i bulan dadi/hizmetci meslegi uzerine psikolojik ve hatta psikiyatrik derinligi olan bir hikaye yaratmayi basarmasindan. 30 yasindaki yonetmeni sebastián silva da cocuklugunu benzeri bir dadili evde yasamis. zaten filme dekor olan ev kendisinin buyudugu ev, filmdeki erkek kardeslerden gununu masturbasyonla geciren en buyugu de kendi kardesiymis.
    ah be sebastián, 70000 de sayi mi allasen; bizim memlekete gelsen, tamami kayitdisi, sunni, alevi, ermeni, romen, moldovali, rus, gurcu, ozbek 72 milletten asgari iki katini bulur, o plan senin bu hikaye benim at kostururdun! ama kabahat bizim canim kardesim, biz "temizlikci"/ "kadin" meselesini ancak hizmet ettigi evden kendi evine yorgun argin donen kadinin otobus sirasinda ve otobuste izdiham icindeki resimlerinden ibaret saniyoruz! seni ailenden alikoyan baska bir aileye, asla bu yeni ailenin bir parcasi olamayacagini bilerek hizmet etmenin maddi/manevi yaralarini, yalnizca "hizmet" ve "emek" odakli degerlendiriyor; saygi gosterilmesine ragmen sevilmemenin, takdir edilmesine karsin iceri gonulden buyur edilmemenin, her bir ferdin sakli sirlarini bildigi ve bir nevi evin gercek patronu o oldugu halde disarida birakilmakligin ne menem seyler olabilecegi uzerine pek de kafa yormuyoruz. sevilmemenin, dost edinememenin, anlasilamamanin ve aslinda anlatacak bir seye sahip de olamamanin ne kadar acitici olabileceginin farkina varamiyoruz. sen bunlarin farkindaymissin; sana da, raquel'i tum celiskileriyle ete kemige burunduren catalina saavedra'ya da helal olsun.