şükela:  tümü | bugün
  • italyanca gece. ayrica michelangelo antonioninin 1960 yapimi, jeanne moreau ve marcello mastroiannili filmi.
  • italyan yönetmen michelangelo antonioni’nin 1961 yılında senaryosunu yazıp çektiği, marcello mastroianni, jeanne moreau, monica vittinin başrollerini paylaştığı, insanın duygularının belirsizliği, yalnızlık ölüm ve gerçeğin bilinmeyen yüzüne dair filmi.
  • izlediğim antonioni filmleri arasında*** kendimi zorlamadan,hatta büyük zevk alarak izlediğim tek film.
    jeanne moreau ve marcello* evliliklerinde bir nevi kriz aşamasındadırlar.aynı zamanda yakın bir aile dostları ölüm döşeğindedir.bu karakterlerin bir gününü anlatır film.

    önce hastane ziyaret edilir.bu bölümde moreau'nun hasta yatağındaki amcaya olan sevgisi ve marcello'nun köftehorluğu,edilgen zamparalığı gösterilir.

    ikinci bölümde marcello'da,moreau'da şehir içinde ayrı ayrı dolanır,ortamlara süzülürler.bu bölüm tipik antonioni idi.karakterler avare kasnak dolanıyor,etrafta olan bitene kesif bir ilgisizlikle bakıp sonra yollarına devam ediyorlar.antonioni'de seyirciyi sıkmak için belirgin bir çaba seziliyor.aynı tavır "yolcu" ve özellikle "l'avventurra" filminde de belirgindi.bu arada "seyirciyi sıkma" çabasının bilinçsizce yapılmadığını belirteyim;antonioni,karakterlerinin sıkkınlığını ve bıkkınlığını seyirciye yansıtmak istiyor.zeki demirkubuzun dediği gibi,bıkkınlığı yansıtırken steadycamlerle hızlı çekimler kullanırsanız,videoclip estetiğine takılırsanız,bu düpedüz yalan,kandırmaca olacaktır.
    ama açık konuşayım bu bölümlerde filmi bırakmayı düşündüm.ama iyi ki dayanmışım.

    çünkü üçüncü bölüm gerçektende meditasyon hissi yarattı,koltuğuma zıpkınladı,sigara bile içmeden büyülenmişçesine seyrettim.
    hayatımda izlediğim en güzel,en iyi,en kusursuz 3-4 filmden biri olan la dolce vitayı hatırlatıyordu bu bölüm;marcello'nun varlığınında etkisi var elbette.arkada durmaksızın çalan jazz müziğiyle film akıcılaştı,karakterler arası ilişkiler alevlendi.
    olayların gidişatını anlatmayacağım elbette,ama sonu bence çok iç burucuydu,karamsardı.

    sonuçta sanırım birkaç izleyiş sonrasında hakettiği değeri daha iyi kavrayabileceğim,ama şu haliyle bile 10'da 10luk gördüğüm bir film.
  • festivalimizdeki en son gösterimi sırasında arkamda oturanların fenalık geçirip "yaprak bile oynamıyor" diye söylendikleri film. kitapçıklara yazmak lazım herhâlde dikkat patlayabilirsiniz diye... bunlar seyredenleri patlatıyorlar da.
  • yavuz turgul'un ciktiktan sonra "herif ne mektup yazmis oyle be" dedigi antonioni filmi
  • andik gundik sarkicilarin sanatci diye cikip bogurdukleri, babannem yasindaki kadinlarin hoplayip zipladiklari bol raki tuketilen bir cesmealti mekani...
  • temel olarak iki ana bolume ayrilabilir.
    ilk bolumde dis etkenlerin olusturdugu tedirginlik, kayginin icsellestirilmesi, giderek anlamini yitiren bir dekor ve iletisimsizlik hakimken, ikinci bolumde (ciftin baloya gitmesiyle baslar) bu cikmazdan kacis yollari ararlar cok da farkinda olmadan.
    guncelligini kaybetmesi mumkun olmayan bir filmdir; insandan, bireylerin kendi cikmazlarindan bahseder, ve ozellikle aralarindaki iletisememezlik veya iletememezlikten.
  • daha başında, söz konusu ilişkinin eskimişliğini şehrin eski sokaklarını, paslı kapılarını ve bozuk bir saat ile veren film.
  • mastroianni'nin moreau'ya yazdığı mektubun el emeği göz nuru serbest bir çevirisini verelim:

    "bu sabah uyandığımda sen hala uyuyordun. uyanır uyanmaz yumuşak soluğunu duydum. dağınık saçlarının altında kapalı gözlerini gördüm, bu beni derinden etkiledi. haykırarak seni uyandırmak istedim ama öyle derin bir uykudaydın ki... loş ışıkta tenin capcanlı, öyle sıcak ve tatlı ışıldıyordu ki öpmek istedim ama seni uyandırmaktan korktum... uyanırsın diye kollarıma almadım. bunun yerine kimsenin benden alamayacağı, sadece benim olan şeyle yetindim: senin sonsuz görüntünle. yüzünün ötesinde, tüm ömrümün ışığında bizim saf, güzel halimizi gördüm: geleceği ve hatta bütün geçmişimizi. bu en mucizevi olaydı; ilk kez hep benim olduğunu hissetmek, senin sıcaklığın, düşüncen ve isteklerinle bu gecenin sonsuza kadar süreceğini hissetmek. lidia, o anda seni ne kadar sevdiğimi fark ettim. duygularımın yoğunluğu beni ağlattı. bunun asla bitmemesi için ömrümüz boyunca böyle kalmalıyız. sadece yakın değil, birbirimize ait halde. tek tehdit alışkanlığın yaratacağı bir kayıtsızlık olacaksa da hiçbir şeyin bozamayacağı bir halde.

    o anda sen uyandın, tebessümle, kolların boynumda, beni öptün. ve artık korkulacak hiçbir şey olmadığını hissettim. hep o anki gibi kalacaktık; zamandan ve alışkanlıktan bile güçlü bağlarla.

    - bu mektubu kim yazdı?
    - sen yazdın."