şükela:  tümü | bugün
  • butun truffaut filmleri gibi eglencelidir. kadinlar, erkekler, iliskiler, kiskancliklar, skandallar ve tabii film cekmenin nasil felaket bir is oldugu uzerine bir film. beni en cok eglendiren detay, filmin ışıkçısının kıskanç karısıdır. kadın kocası ile birlikte film setine gelmekte ısrar eder çünkü film camiasının ahlak açısından kokuşmuş bir durumda olduğuna inanmaktadır. ona gore, bütün kadınlar fingirdek, bütün erkekler zamparadır. yüzüne bakılmayacak kadar çirkin bir adam olan kocasının beynini yer durur. elinden hiç bırakmadığı örgü sepeti ile hep yanlış yerde oturur ve her kareye girer. boş vakitlerinde de insanların kapılarını dinler. filmde de yönetmen rolünü oynayan truffaut, bir buçuk saat boyunca kadını çektiği her plandan uzaklaştırmaya çalışır.
  • truffaut yönetmen rolünde sessiz sakin, utangac mizacli ve sette olup bitenlerden habersiz hali ile asip kesen yönetmen ekolünden cok uzak, hafiften ezik ve komik bir resim cizer. filmde her karaktere esit zaman ayrildigindan, basrolde görmeyi bekledigimiz truffaut'nun önemsiz bir yan karakter olarak bir gözüküp bir kaybolmasi, bu kendini geri plana itisteki mütevazilik hayranlik uyandiricidir.
  • 1974'te bafta sahibi olmuş filmdir.
  • film truffaut nun yönetmenliğe başladığından itibaren geçen onbeş-onaltı yıllık süre boyunca sinemasının bir özeti, bir sentezidir. film içinde film vardır ve bu sefer truffaut nun kendisi ferrand adında bir yönetmeni canlandırır. dolayısıyla birçok otobiyografik öğenin filme dâhil olması kaçınılmazdır. kalabalık set ekibini yönetmenin zorlukları, film boyunca yaşanan aksaklıklar, yapımcının filme doğrudan –gerekli, gereksiz- müdahalesi, ünlü oyuncularla çalışmak ve onların kaprislerini çekmek zorunda kalmak gibi daha çoğaltabileceğimiz birçok unsur film boyunca süren gerilimli, sıkıntılı atmosferi besler. bu hem hollywoodvari film yapım tarzının bir eleştirisi, hem de film boyunca herkesin ağzının içine baktığı yönetmenin setteki “yalnızlığının” resmidir.
  • filmde anılan diğer isimlerse lillian gish ve dorothy gish kardeşler. filmin hemen başında bu filmin onlara adandığı yazmaktadır ikisinin bir arada olduğu bir sahneyle birlikte. o sahne hangi filmden onu bilemiyorum ama.

    --- spoiler ---

    bu arada truffaut'nun oynadığı duyma engelli yönetmen tiplemesi bağıra çağıra konuşuyor olmasa da bana twin peaks'teki david lynch'i hatırlattı.

    --- spoiler ---
  • jean pierre léaud'nun koş koş koşturduğu bir başka film.
  • godard'ın le mépris'sine denk düşen, truffaut'nun en eğlenceli filmlerinden biri. seyirciyi setin içerisine sokarak, bir filmin ortaya çıkış sürecini ve ekip içi ilişkileri absürt bir üslupla göstermiştir.

    le mépris'den 10 sene sonra çekilmiştir. filmde andığı isimlere jean vigo ve jean cocteau'yu da ekleyebiliriz.

    yönetmenin setteki herhangi biri gibi görünmesi, oyuncuya kendi elleriyle tereyağı götürmesi gibi ayrıntılarla verilerek, yönetmen egosu kavramı ortadan kaldırılmıştır.

    alphonse karakterinin "kadınlar sihirli midir?" sorusuna film boyunca aldığı cevaplar şöyledir:

    - hayır değildirler. bir kadının "ben çok insan tanıdım" demesi, çok erkek ile yattıkları anlamına gelir.
    - bazıları. ama hepsi değil.
    - kadınlar değil, bacakları sihirli!
    - sihirli değiliz. sihirli olsaydık erkekler de sihirli olurdu. herkes sihirli ya da değil.
  • filmin bir yerinde yonetmen rolundeki truffaut, biricik alter-egosu jean pierre leaud'yu, filmdeki adiyla alphonse'u karsisina alir. (alphonse, antoine doinel'in de oglunun adidir, hatirlayalim) kalbi kirik alphonse' a soyle der: "bak cocugum, hic kimsenin ozel hayati gulluk gulistanlik degil. senin ve benim gibiler ancak isimizle mutlu oluruz, filmlerimizle."

    truffaut, leaud ile, antoine doinel ile, ama aslinda tam da kendisiyle konusur bu sahnede. huzunludur bence.
  • (bkz: day for night) filmlerdeki gece sahnelerinin gündüz çekilerek özel teknik ve filtrelerle gece çekilmiş gibi görünmesini sağlayan teknik. b tipi filmlerde ve film noir'larda sıklıkla kullanılır. maliyeti düşüren bir tekniktir. sahte olan geceyi temsil eden kelimenin "amerikan" olması amerika'nın herkese yaşamayı vaadettiği fake dünyaya göndermedir. halbuki rusya öyle mi. (son 2 cümle tamamen subjektif.)
  • francois truffaut'un "hayat verdigi" ferrand'in yonetmeni oldugu "je vous presente pamela" (may i introduce pamela) filmi cekilirken sete konuk olmusuz,kamera arkasinda ne var ne yoksa seyrediyoruz la nuit americaine/day for night'in karsisina gecince. tum truffaut filmleri gibi eglenceli olmasinin yaninda bir dolu isme de selam durmustur.bir cirpida aklima geliverenler; orson welles, bunuel, alfred hitchcock, jean luc goddard.
    kamera arkasi, filmin sekillenisi,bir film cekmeye kalksak basimiza gelecek turlu turlu aksilik, "adam icin filmi birakmamak lakin film icin adami birakmak" konularinda sahsim icin ogretici olmustur,memnunum.