şükela:  tümü | bugün
  • bir marcel proust romanı.
  • bazı durumlarda insanın hapsettiği insana nası hapsolduğunu anlatıyor.
    marcel proustun diğer kitapları gibi, mahpus'u da okumak zor, ama dikkati kaybetmeden okunduğunda bir cümle,paragraf veya basit bir konu içinde bile pek çok farklı şeyle bağlantıyı nasıl kurduğunu görüp çüşş demek mümkün.

    ..o günden sonra iki kazancım olmuştu. biri, albertine'in uysallığı sayesinde yaşadığım huzurun doğurduğu albertine'den ayrılma ihtimali ve bunun sonucunda, ayrılma kararıydı. ikincisi de, piyanomun başında albertine'i beklerken daldığım düşüncelerin meyvesiydi: tekrar elde edeceğim özgürlüğümü hasretmeye çalışacağım sanat, fedakarlığa değecek bir şey, hayatın dışındaki, hayatın boşluğundan ve hiçliğinden bağımsız bir şey değildi; sanat eserlerinde ulaşılan gerçek bireysellik görüntüsü, teknik ustalığın göz aldatmacasından kaynaklanıyordu sadece. o öğle sonrası, içimde başka kalıntılar, belki daha derin izler bıraktıysa da, bunlar bilincime çok daha sonraları ulaşacaktı. açıkça değerlendirebildiğim iki kazancım ise, kalıcı değildi; daha o akşam, sanata ilişkin fikirlerim, öğleden sonraki düşüşten toparlanıp yükselecek, buna karşılık huzurum ve dolayısıyla kendimi sanata adamama imkan verecek olan özgürlüğüm, bir kez daha elimden alınacaktı.
  • marcel proust'un yazdığı, yky tarafından 7 cilt olarak yayımlanan kayıp zamanın izinde adlı eserin 5. kitabı. romanın kahramanı marcel, aşka, onun öznesi albertine'e ve içindeki tutkuya hükmetmeye çalışırken, aşkı ve tutkusu ona hükmetmeye başlıyor. proust'un benzersiz gözlemleri ve duyarlılığıyla kaleminden dökülenler, insanın ruhuna işliyor yine.
    kitaptan, arka kapağında da yer alan bir alıntı;

    "gerçeklik, meçhule giden yolda bir ilk adımdır sadece ve bu yolda pek fazla ilerlememiz mümkün değildir. en iyisi bilmemek, mümkün olduğunca az düşünmek, kıskançlığa en ufak bir somut ayrıntı sunmamaktır. ne yazık ki, dış dünya olmasa da iç dünyamız bazı olaylar çıkarır karşımıza; albertine gezintiye çıkmasa da, tek başıma düşüncelere daldığım zaman bulduğum bazı tesadüfler, bazen bana gerçekliğin küçük parçalarını sunuyordu; bu küçük ayrıntılar, tıpkı birer mıknatıs gibi, meçhulün bir parçasını kendilerine çekerler ve o andan itibaren, meçhul bize acı vermeye başlar."
  • gezginlere alternatif sunmus, bu bakis acisiyla kanimca alain de button'un comment proust peut changer votre vie kitabina ilham olmus marcel proust romanidir: tek gercek seyahat yeni yerlere gitmek degil, baska gozlere sahip olmak, dunyayi bir baskasinin, yuzlerce baska kisinin gozleriyle gormek, her birinin gordugu, her birinin icerdigi yuzlerce dunyayi gormektir.
  • göçmüş kediler bahçesi'nde kendisinden alıntı bulunan marcel proust romanıdır.
  • notlarımdan;

    "bütün yüksek sosyete şölenleri, yeterince derin bir kesit alındığında, hekimlerin hastalarını da çağırdığı davetlere benzerler. hastalar son derece mantılı konuşur, davranışları gayet yerindedir, ancak önümüzden geçen yaşlı bir beyi gösterip,

    -bakın, jeanne d'arc,

    diye kulağınıza fısıldadıkları zaman deli olduklarını anlarsınız."
  • notlarımdan;

    "...çünkü albertine'in benim evimde yaşamasından aldığım haz, olumlu bir hazdan çok, çiçek açmış bir genç kızı, herkesin sırayla gelip onu koklayabileceği toplumdan koparmış olmanın, beni çok mutlu etmese de, başkalarını hiç mutlu edememesinin hazzıydı."
  • "...benim aşırı sevgimin karşımdakine esinleyebileceğim sevgiyi eksilteceğini düşünüyordum. sanki iki insanın arasında sınırlı bir miktarda sevginin bulunması kaçınılmazdı. iki kişiden birinde sevgi fazlaysa, bu fazlalık, mecburen öteki kişiden alınacaktı." gibi hoş cümleler barındıran psikolojik roman.
  • özgünü 1923 basım tarihli, yky'dan mahpus adıyla çıkan marcel proust romanı.

    * bu romandan adeta bir şiir dizesi:
    albertine'in* uykusuna binip yol alırdım.

    *gene bu kitaptan bir gerçek şiir dizesi:
    ayrılık şarkılarının* kaynağı bulanık sudur.

    * nişanlılık dönemimiz bir dava görünümüne bürünmekteydi; albertine bir suçlu kadar çekingendi.

    * güzelliğin* bir mutluluk vaadi olduğu söylenmiştir. tersine, haz ihtimali de, güzelliğin başlangıcı olabilir.

    * çünkü manevi güvensizlik, görsel algının doğruluğunu, gözdeki maddi bir kusurdan daha fazla engeller.

    * hiç şüphesiz, her insan için, diğer herkesin hayatı, aklına bile gelmeyen, karanlık yollar gibidir.

    * ama bu ahlaksızlıkları öğrendiğimiz zaman, ahlakçılıktan çok, çılgınca bir şey olduğunu hissettiğimiz için korkarız.

    * kim ne derse desin, sorumsuzluk, kusurları, hatta suçları ağırlaştırır.

    * bütün engellere rağmen ayakta kalabilen, utanç verici, şaibeli eşcinsellik, tek gerçek eşcinselliktir; aynı kişide, gelişmiş ahlaki meziyetlerle çakışabilecek tek eşcinsellik budur.

    * delilerle düşe kalka, sonunda kendi de bir çılgınlık buhranı geçirmemiş deli doktoru var mıdır?

    * kitap yazmış olsaydı, yazdığı kitaplar, bütün tahminlerimin aksine kötü kitaplar da olsalar, ne harika bir lügat, ne tükenmez bir repertuar oluştururdu!

    * ne var ki insanlar sırlarını başarıyla korurlar, çünkü onlara yaklaşan herkes sağır ve kördür.

    * bazı kavramları kafamızda o kadar büyütürüz ki, o kavramı tanıdığımız bir insanın bildik yüz hatlarıyla bağdaştırmamız mümkün olmaz.

    * bir suç sözkonusu olduğunda, suçlu için tehlike varsa, itirafı belirleyen menfaattir. yaptırımsız kabahatlerde ise, izzetinefis belirleyicidir.

    * - çünkü duyarsızlığın ya da ahlaksızlığın itiraf edilmesi hayatı, mezhebi geniş olmak kadar kolaylaştırır.-

    * alışkanlıktan bile isteye kendimizi mahrum etmiş, yaşamakta olduğumuz güne istisnai bir önem yüklemiş, onu benzer günlerden ayırmışızdır; tıpkı yolculuğa çıkacağımız günlerdeki gibi köklerinden kopmuş, sallantıdaki bir gündür o artık; o güne kadar alışkanlığın felce uğrattığı hayalgücümüz uyanmıştır; gündelik aşkımıza ansızın eklediğimiz duygusal hayaller bu aşkı akıl almaz ölçüde genişletir, sevgilinin varlığı bizim için vazgeçilmez hale gelir; oysa bu, tam da varlığına kesinkes güvenmediğimiz andır.

    * aşkta bir duygudan vazgeçmek, bir alışkanlığı kaybetmekten daha kolaydır.

    * ..., çünkü bir ayrılıkta, sevgi dolu sözleri söyleyen taraf, aşık olmayan taraftır, aşk doğrudan ifade edilmez;...

    * bu şeklide yaptığımız konuşmaları, hem haklı olarak samimiyetsizce, hem de serbestçe yaptığımızı düşünürüz. oysa bunlar genellikle, hayalimizden geçmeyen bir fırtınanın, biz farkında olmadan, bize rağmen fısıldanan ilk uğultularıdır.

    * aslında bu konuşmalarla ifade ettiğimiz şey istediğimiz şeyin (sevdiğimizle ömür boyu birlikte yaşamanın) tam tersidir, ama aynı zamanda, her günkü ıstırabımızın kaynağı, yani birlikte yaşamanın imkansızlığıdır; ...

    * aynı üzüntüler yeniden başlar, aynı birlikte yaşama zorluğu, artarak devam eder; yalnız ayrılık, eskisi kadar zor bir şey olmaktan çıkar; önce ayrılığın sözü edilmiş, sonra da kibar bir uygulaması yapılmıştır.

    * tecavüz, hançer, yangın ve zehir...
    heyhat! çünkü ruhumuz cesur değildir.
    c. baudelaire'den alıntı

    * insan ancak ulaşılmaz bir şeyleri içinde barındırmasından ötürü peşinden koştuğu, sahip olmadığı bir varlığı sevebilir; ben de çok geçmeden albertine'e sahip olmadığımı bir kez daha fark ederdim.

    * albertine için de geçerli miydi bilmiyorum, ama tıpkı en inançsız insanlarda iyiliğe inancın var olması gibi, bizi aldatanların yalan konusunda gösterdiği sebat da tuhaf bir şeydir.

    * bununla birlikte, ben kendim tam anlamıyla sadık olsaydım, hayal bile edemeyeceğim sadakatsizliklerinden ötürü acı çekmezdim belki de.

    * gözlemin pek bir etkisi yoktur. insan ancak kendi yaşadığı hazdan bir bilgi ve ıstırap çıkarabilir.

    * gerçeklik düşmanların en kurnazıdır.

    * ..., çünkü hafızamızda her çeşit şey bulunur; hafızamız, bir tür eczane, bir tür kimya laboratuvarıdır, elimize tesadüfen sakinleştirici bir ilaç da geçebilir, tehlikeli bir zehir de.

    * insanların hayatındaki bilinmezlik, tabiatın, her bilimsel keşifle azalan, ama ortadan kalkmayan bilinmezliğine benzer.

    * ama kadın, hayatının temelini oluşturan hazları, erkeğin kendini en basiretli zannettiği ve üçüncü şahısların kendisini en çok bilgilendirdiği anlarda bile aramayı akıl edemeyeceği bir yerde saklar.

    * albertine'le* hayatımız kıskanmadığım zamanlar sıkıntıdan, kıskandığım zamanlarsa ıstıraptan ibaret olduğunu sanıyordum.

    * aksi takdirde albertine bu ziyareti o kadar önemsemezdi. yani önemsemediğini tekrar takrar söylemezdi.

    * "şu geçen kadına niye baktınız?" diye sormak bile zorken, "niye bakmadınız?" diye sormak iyice zordur.

    * ne var ki çağımızın gomorra'sı parçaları en beklenmedik yerlerden gelen bir yapbozdur.

    * ... albertine yaşlı bir kadına veya erkeğe asla genç kadınlara baktığı şekilde, gözlerini dikerek veya aksine sakınarak bakmaz, görmezden gelmezdi. hiçbir şey bilmeyen aldatılmış kocalar, aslında her şeyi bilirler.

    * zaten sevdiğimiz kadında yalan söyleme eğilimini keşfetmemize yardımcı olan kıskançlık, kadın bizim kıskandığımızı keşfettiğinde bu yalan söyleme eğilimini yüz kat arttırır.

    * "belki yarın verdurin'lere giderim, hiç bilemiyorum aslında, canım pek gitmek istemiyor." bu çocukça anagram çözüldüğünde şu itiraf ortaya çıkıyordu: "yarın verdurin'lere gideceğim, kesin kararlıyım, çünkü benim için çok önemli."

    * kıskançlık çoğu kez, endişeli bir zorbalık ihtiyacının aşki konulara yönelmesinden ibarettir.

    * bize mektup yazacağına söz vermiş, biz de sakinleşmişizdir, artık onu sevmiyoruzdur: mektup gelmez, bir haberci görünmez, ne olduğunu merak ederiz, yürek darlığı ve aşk yeniden doğar.

    * çoğunlukla aşkın nesnesinin* bir beden olabilmesi için, o bedenin bir heyecanı, onu kaybetme korkusunu, tekrar bulmanın belirsizliğini içinde barındırması gerekir.

    * bizim endişemizle birlikte kendi mizaçları, bu insanlara, bu kaçak insanlara kanatlar takar.

    * sadece onca insanı değil, onca insana yönelik arzuyu, tensel hatırayı ve endişeli arayışı da barındırıyordu içinde.

    * muhtemelen en önemsiz olan şeyler, sevdiğimiz (veya tek eksiği olan bu ikiyüzlülük tamamlandığı an seveceğimiz) kişi tarafından gizlendiğinde, ansızın nasıl da olağanüstü bir değer kazanır!

    * böyle karşılıklı yalan söylüyorduk. ama bazen, samimiyetin söyleteceği doğrulardan daha derin bir gerçek samimiyetin sesinden başka bir ses tarafından ifade edilebilir, öngörülebilir.

    * uyanıkken hayat, hemen her zaman aynıdır, bu yüzen de seyahatler hayal kırıklığı yaşatır.

    * sevdikleri kadını göz hapsinde tutmak için geçmişte uykularından feragat eden kıskançlar, onun arzularının, zamanın, muazzam ve esrarengiz dünyanın kendilerini aştığını anlayınca, önce sevgililerinin kendi başına sokağa, sonra yolculuğa çıkmasına izin verirler, sonra da ayrılırlar. kıskançlık böylece besin yetersizliğinden* sona erer; zaten bu kadar sürmesinin sebebi de durmadan besin talep etmiş olmasıdır.

    * çünkü başlangıçta arzu tarafından yaratılan aşk, daha sonra da ıstıraplı bir kaygıyla beslenebilir ancak.

    * ancak tamamına sahip olmadığımız şeyi sevebiliriz.

    * konuşmalarımızın büyük bölümü ezberlenmiş sözlerden ibarettir.

    * genellikle bize benzeyen şeylerden nefret ederiz, kendi kusurlarımız, başkasında gördüğümüzde çileden çıkarır bizi.

    * aşkla sevilmek için içtenliğe, hatta yalanda ustalığa bile gerek yoktur.

    * hayallerin gerçekleşmesi tabii ki mümkün değildir, bunu biliriz, arzu olmasa, belki hayal kurmazdık, oysa hayal kurmak yararlıdır, hayalerimizin yıkılışını görürüz, bu başarısızlık bize yeni bir şey öğretir.

    * ..., çünkü en takdir ettiğimiz kişiler, hem fazilet sahibi olan, hem de faziletlerini hiç düşünmeden bizim ahlaksızlığımızın hizmetine sunan kişilerdir.

    * galiba tabiat, ancak oldukça kısa süreli hastalıklara yol açabiliyor. ama tıp, hastalıkları uzatma görevini üstlenmiş durumda. /.../ ilaçlar olmasa, tabiat hastalığa bu kadar uzun mühlet tanımaz. tıbbın neredeyse tabiatın kuvvetine erişerek insanı yatağına çivileyebilmesi, ölüm cezası tehdidiyle bir ilacı kullanmaya insanı mecbur edebilmesi, bir mucizedir.

    * başka bir insanın hayatının, katliama yol açmadan elimizden atamayacağımız bir bomba gibi, bizim hayatımıza bağlı olması korkunç bir şeydir. bunu, bir deliyle yakın ilişkisi olan herkesin yaşadığı kimi duygularla karşılaştırabiliriz; ...

    * söyleyebileceğimiz tek şey, hayatımızdaki her şeyin, sanki bu hayata, önceki bir hayatta yüklenilmiş görevlerle adım atmışz gibi olup bittiği; yeryüzündeki yaşama koşullarımızda, iyilik yapmayı, incelikli, hatta terbiyeli davranmayı görev bilmemiz için hiçbir neden yok; ...

    * evren hepimiz için gerçek, ama her birimiz için farklıdır.

    * gerçekten de, güney kutbundaki veya mont blanc'taki bir sürgün, içimizdeki bir sapıklığa*, yani başka insanlarınkinden farklı bir düşünceye yapılan uzun bir yolculuk kadar bizi başkalarından uzaklaştıramaz.

    * bir şair bulaşıcı zatürreden ölmek üzereyken, dostlarını, zatürree mikrobuna, onun yetenekli bir şair olduğunu, iyileşmesine izin vermesi gerektiğini açıklarkan hayal edebilir misiniz?

    * çünkü albertine'nin yapabileceği şeyler, benim içimde olup bitiyordu.

    * bu insanların üzüntülerini zihinsel olarak algılarız, kederlerini uygun ifadelerle paylaşabilir, iyi kalpliliğimizi sergileriz, ama o üzüntüyü hissetmeyiz.

    * yasalar tarafından onaylanmayan ilişkilerden, evlilikten doğan akrabalıklar kadar çok ve karmaşık, ama daha sağlam akrabalık bağları doğar. bu kadar özel türden ilişkileri bir yana bıraksak da, gerçek aşktan kaynaklanan gayrimeşru ilişkilerin ailevi duyguları, akrabalık görevlerini sarsmayıp aksine pekiştirdiğine sık sık şahit olmaz mıyız? bu durumda gayrimeşru ilişki, evlilikte anlamsız olabilecek birçok şeye ruh katar*.

    * işte bu nedenle, bazen dahi bir yazarın yeni şaheserini okurken, kendi küçümsemiş olduğumuz fikirlerimizi, bastırmış olduğumuz sevinç ve üzüntüleri, aşağıladığımız koca bir duygu alemini o şaheserde bulup sevinir ve birden değerli olduklarını anlarız.

    * haksız her kötü şöhrete karşılık, aynı derecede haksız, yüzlerce iyi şöhret mevcuttur.

    * mme verdurin'in yüzünden fışkıran sevinç, genç aşığı tarafından terk edilmek üzereyken onun evliliğini bozmayı başaran yaşlı bir metresi hatırlatıyordu.

    * yirmi değişik olayda alçakgönüllülük göstermiş, zaafını gizlememiş olan kişi, yirmibirinci olayda bir gurur sergiler, oysa kibirli bir tavırda direnmemenin ve yalanlanmadıkça karşı tarafta iyice kök salan bir yanılgıyı ortadan kaldırmanın faydalı olacağı tek olay budur.

    * işitme eylemi bazen geriye dönük olarak, bir şeyi anladığımız zaman gerçekleşir.

    * lezbiyen sayısı, hangi kalabalığın içinde olursa olsun, bir lezbiyenin, bir diğerinin gözünden asla kaçmamasını sağlayacak kadar az ve bir o kadar da çoktur.

    * bilinen bir sebebi, belki sonu da olmayan bir nefretin yürek daraltan esrarı dağılır. o andan itibaren, geçici olarak bir yana bıraktığımız, imkansızlığını bildiğimiz mutluluk meselesiyle tekrar karşı karşıya kalırız.

    * ... oysa iyi bir şöhret, birtakım ahlaksızlıkları, katiyen tahmin edilemeyecek şekilde, mükemmelen gizler.

    (bkz: albertine simonet/@ibisile)
    (bkz: la captive/@ibisile)
    (bkz: zaaf/@ibisile)