şükela:  tümü | bugün
  • türkçesi "mississippi çanları kimin için çalıyor" şeklindedir. o zamanlar türkiye henüz siren için hazır değilmiş.
  • aynı konu daha sonra original sin'de ve evet hatta melekler adasında bile işlenmiştir.
  • catherin deneuve bu filmde hem çok genç hem de çok güzeldir. jean-paul belmondo da çok iyi bir oyunculuk çıkarmıştır. her ne kadar eleştirmenler tarafından çok beğenilmemiş olsa da bence güzel bir filmdir. birkaç farklı coğrafyada geçerek tropikal belgede başlayıp isviçre dağlarında biter.
  • konusu "original sin" filminde de işlenen filmdir, zîrâ iki filmin de senaryosunun kaynağı "waltz into darkness" adlı kitaptır.
  • dandik bi otel otasinda gecen bir sahnenin bile cok cekici oldugu, bastan sona goz dolduran psikopat film. karakterler garip ve iliskiler merak uyandirici. truffaut o donemin amerikan crime dramalarindan etkilenmis avrupai bi psikopat ask derinligi de katmis daha ne olsun.

    hicbir neden bulamasaydim, fransanin reunion adasinda gecen bir uzun metraj izledim demek icin izlerdim heralde.
  • truffaut’nun 10. filmi, bence kıymeti bilinememiş derecede iyi bir çalışma.

    ben açıkçası yine bir abd polisiyesi tarzında, ona öykünen bir film izleyeceğimi düşünüyordum, çünkü siyah gelinlik öyleydi, bir intikam öyküsüydü. bu film de ilk yarım saatinde hikayesini o yönde kuruyor, ama ve oysa bizi çok güzel bir hikayeye hazırlıyormuş böyle yaparak. çünkü aslında bir polisiye veya dram değil, bu film son derece güzel yazılmış, ilgi çekici bir aşk hikayesi. 51 sene önce çekilmiş bir çok filmde belki bu tür yaklaşımlar olmuştur, bilemiyorum bunu, ama ben truffaut’nun karakterlerine yaklaşımındaki - siyah gelinlik hariç- incelikli, yumuşaklığı; karakterlerine inceliklerle alanlar açan ve onlara canlılık kazandıran, onları gerçek insanlara dönüştürmeye çabalayan tavrını burada da ve oldukça iyi, ilgi çekici bir şekilde ortaya koyduğunu düşünüyorum. hatta bence louis ve marion kesinlikle gördüğüm en ilginç çift diyebilirim, özellikle de louis karakteri bence şu ana dek gördüğüm truffaut karakterleri içerisinde en sevilecek karakterlerden biri: antoine, charlie ve louis. hatta belki de louis, antoine’ın karakterini andırıyor bile diyebiliriz.

    film ilerledikçe, filmin bir polisiyeden beklenebilecek bir çok şeyi kenara iterek diyaloglara odaklanması, neredeyse bir tiyatro oyunu izlediğimizi düşündürüyor, ama bu bile abartı; aslında louis ve marion’un yaşadıklarına gerçekten tanık oluyor gibiyiz; ve bence louis, marion’u olduğu gibi, bizi de hakikaten, aşka ikna ediyor. truffaut, aşkı anlatıyor; sevmeyi, sevebilmeyi öğrenen ve suçun içerisinde bile bunu yapabilen insanları anlatıyor bize.

    filmi kesinlikle öneriyorum.

hesabın var mı? giriş yap