şükela:  tümü | bugün
  • türkçe'ye gösteri toplumu olarak çevrilebilecek fransızca ukte
  • ayni zamanda guy debord'un 1973'te cektigi filmin adi.*

    kitap metninden pasajlari, debord kendi sesiyle, siyah-beyaz sunulan goruntulerin uzerine okur. rus ve hollywood filmleri, reklamlar, pornografi, belgesellerden alinan parcalar ekrandan akip gecer. sergei eisenstein'in "bronenosets potyomkin" (1925) ve "oktyabr" (1927), sam wood'un "for whom the bell tolls" (1943), nicholas ray'in "johnny guitar" (1954), josef von sternberg'in "shanghai gesture" (1941) gibi icinde isyan temasinin islendigi filmlerden alintilar vardir. bunlara ek olarak ispanya (1936), macaristan (1956), watts (1965) ve fransa (1968) ayaklanmalarindan belgesel goruntuler sunulur.

    okunan metin ile goruntuler arasinda yine de lineer bir baglanti yoktur, gorselligin yogunluk derecesi de belli bir plana gore ayarlanmis degildir. debord herhangi bir anlam insaatini izleyiciye birakir. montajin aktif olarak izleyence yapilmasini ister gibidir.

    izlemesi acaip bir tecrubedir.
  • gösteri toplumu, guy debord'un modern toplum eleştirilerinden oluşan aforizmalarla örülü kitabının ismi. debord'un kavramsallaştırması sonrasında gösteri toplumu toplumbilimcilerin vazgeçemedeği, kolay kolay da vazgeçemeyecekleri bir bakış sunmuştur. aşağıda debord'un kitabından alıntıladığım önemli aforizmaları bulunuyor...

    1-modern üretim koşullarının hakim olduğu toplumları tüm yaşamı devasa bir gösteri birikimi olarak görünür. dolaysızca yaşanmış herşey yerini bir temsile bırakarak uzaklaşmıştır.

    9- gerçek anlamda altüst edilmiş dünyada doğru, bir yanlışlık anıdır.

    12- gösteri, kendini tartışılmaz ve erişilmez devasa bir olumluluk olarak sunar. görünen şey iyidir, iyi olan şey görünür der başka bir şey demez. ilkesel olarak talep ettiği tutum bu eilgen kabulleniştir;ve ortaya çıkşına karşılık verenin olmaması ve görünüş üzeründeki tekeli ile aslında zaten bunu elde etmiştir.

    13- gösterinin temelden totolojik karakteri, araçlarının aynı zamanda da amaç olması gibi basit bir olgudan kaynaklanır. o, modern edilgenlik imparatorluğunun asla batmayan güneşidir. dünyanın tüm yüzeyini örter ve ihtişamını sonsuza dek korur.

    14- modern endüstriye dayanan toplum, raslantısal ya da yüzeysel olarak gösterisel değil, temelde gösteri yanlısıdır. hakim iktisadın imajı olan gösteride amaç hiçbir şey, gelişme ise herşeydir. gösteri, kendinden başka hiçbir şeye varmak istemez.

    15- gösteri, günümüzde üretilen nesnelerin kaçınılmaz süsü, sistemin rasyonelliğinin genel açıklaması olarak ve sayıları giderek artan imaj-nesneleri doğrudan doğruya biçimlendiren ileri bir iktisadi sektör olarak güncel toplumun esas üretimidir.

    16- iktisadın yaşayan insanları bütünüyle boyun eğdirmesi ölçüsünde, gösteri de onları kendine tabi kılar. gösteri, bizzat kendisi için gelişen iktisattan başka bir şey değildir. o, şeylerin üretiminin sadık yansıması ve üreticilerin aslına bağlı olmayan nesneleştirilmesidir.

    18-gerçek dünyanın basit imajlara dönüştüğü yerde, basit imajlar gerçek varlıklar ve hipnotik bir davranışın etkili motivasyonları haline gelir.artık doğrudan doğruya algılanamayan dünyayı uzmanlaşmış farklı dolayımlarla gösterme eğilimi olarak gösteri, görmeyi doğal olarak insanın ayrıcalıklı duyusu -ki eski dönemlerde bu ayrıcalık dokunma duyusunundu- kabul eder; en soyut ve en aldanabilir duyu olan görme güncel toplumun genelleştirilmiş soyutlamasına denk düşer. fakat gösteri, sadece bakışla özdeşleştirilemez; bakış, duymayla birlikte olsa bile. gösteri, insanların etkinliklerine tabi olmayan, insanların yapıp ettikleri tarafından yeniden ele alınamayn ve düzeltilemeyen şeydir. o, diyaloğun karşıtıdır. bağımsız temsilin olduğu yerde gösteri kendini yeniden yaratır.

    24- gösteri, mevcut düzenin kendisi hakkında verdiği kesintisiz söylev, onun övgü dolu monoloğudur. yaşam koşullarının totaliter yönetimi döneminde iktidarın kendi portresidir. gösteri ilişkilerindeki fetişist katıksız nesnellik görünüşü, bu ilişkinin insanlar ve sınıflar arasındaki ilişki olma özelliğini gizler: sanki ikinci bir doğa kaçınılmaz yasalarıyla çevremize hükmediyormuş gibidir. ama gösteri, doğal bir gelişme olarak düşünülen teknik gelişmenin zorunlu bir ürünü değildir. tam tersine, gösteri toplumu kendi teknik içeriğini seçen biçimdir. en ezici yüzeysel tezahürleri olan kitle iletişim araçlarının sınırlı görünümü altında ele alınan gösteri, basit bir aletler toplamı olarak toplumu istila ediyormuş gibi görünse bile bu aletler aslında hiç de yansız değildir, aksine gösterinin bütüncül özdevinimine elverişli olan araçlardır. eğer böyle tekniklerin geliştiği çağın toplumsal ihtiyaçları sadece bu teknikler dolayımıyla tatmin edilebiliyorsa, eğer bu toplumun yönetimi ve insanlar arasındaki bütün bağlantılar artık sadece bu anlık iletişim gücünün aracılığıyla uygulanabiliyorsa bunun nedeni bu iletişimin temelde tek yanlı olmasıdır; bu iletişimin yoğunlaşması, belirlenmiş bu yönetimin sürmesini sağlayan araçların var olan sistemin yönetiminin elinde toplanmasına denk düşer. gösterinin genelleşmiş bölünmesi modern devletten, yani toplumsal işbölümünün ürünü ve sınıf tahakkümünün organı olan toplumdaki genel bölünme biçiminden ayrı değildir.

    30- izleyicinin (kendi bilinçsiz etkinliğinin sonucu olan) seyredilen nesneye yabancılaşması şöyle ifade edilir: izleyici ne kadar çok seyrederse o kadar az yaşar; kendisini egemen ihtiyaç imajlarında bulmayı ne kadar kabul ederse kendi varoluşunu ve kendi arzularını o kadar az anlar. gösterinin etkin insan karşısındaki dışsallığı, kendi davranışlarının artık bu insana değil, bu davranışları ona sunan bir başkasına ait olması gerçeğinde ortaya çıkar. işte bu yüzden izleyici hiçbir yerde kendini evinde hissetmez, çünkü gözteri her yerdedir.

    31- emekçi kendisini değil, bağımsız bir gücü üretir. bu üretimin başarısı, yani bolluğu, üreticiye mahrumiyet bolluğu olarak geri döner. üreticinin dünyasına ait bütün zaman ve mekan yabancılaşmış ürünlerinin birikimiyle birlikte ona yabancı hale gelir. gösteri bu yeni dünyanın haritasıdır, yani bu dünyanın alanını tamı tamına kaplayan bir haritadır. elimizde tutamadığımız güçler bile bütün kuvvetleriyle kendilerini bize gösterirler.

    32- toplumdaki gösteri, somut bir yabancılaşma imalatına tekabül eder. iktisadi yayılma, esas olarak bu özgül endüstriyel üretimin yayılmasıdır. kendisi için hareket eden ekonomiyle birlikte gelişen şey, bu ekonominin başlangıçtaki çekirdeğinde bulunan yabancılaşmadan başka bir şey olamaz.

    33- ürettiği şeyden ayrılmış olan insan, kendi dünyasının bütün ayrıntılarını giderek daha güçlü bir şekilde bizzat üretir ve böylece kendini dünyasından giderek daha fazla ayrılmış hisseder. yaşamı kendi ürünü olduğu ölçüde yaşamından ayrı düşmektedir.

    34- gösteri, öyle bir birikim aşamasındaki sermayedir ki imaj haline gelir.

    ----yaşamın her bir görünümünden kopmuş olan imajlar, bu yaşamın birliğini yeniden kurmanın artık mümkün olmadığı ortak bir akışta kaynaşırlar. kısmi olarak gözönünde bulundurulan gerçeklik, ayrı bir sahte-dünya olarak, salt seyrin nesnesi olarak, kendi genel birliğinde sergilenir. dünyasal imajlardaki uzmanlaşma, aldatıcı bir şeyin hakikatle yüz yüze gelmekten kaçındığı özerkleşmiş imaj aleminde kendini tamamlanmış bulur. genel anlamda gösteri,yaşamın somut tersyüz edilişi olarak, canlı olmayanın özerk devinimidir.
  • gosterenin gosterilene mutemadiyen donusumu,
    ikisinin arasindaki bag kirilana kadar...
  • gelmiş geçmiş en önemli kitaplardan biri.
    abartmıyorum!
    ya da dur ya, abartıyorum valla, abartasım var...
    çünkü çok özel bir adamla*, çok özel bir akımla* karşı karşıyayız, bunu herkesin anlamasını, benim seneler önce geçirdiğim şoku geçirmesini, her hatırladığımda nasıl tekrardan vay be diyorsam, herkesin de vay be demesini, hatta bu vay be seslerinin ovalara yayılmasını istiyorum (falan filan).

    türkçe'de gösteri toplumu olarak bildiğimiz bu kitap modernizmle birlikte insanın girdiği o "görüntüler" evresini nefis bir şekilde analiz etmiştir. çünkü to be or not to be, artık to have or not to have'e, to have or not to have ise to appear like or not to appear like'a dönüşmüştür, işte benim için debord'un anlatmaya çalıştığı şey budur. kendisinin bu analizinden daha enfesini diyecek olanınız varsa beri gelsin zaten.

    keza şöyle bir kamusal ve özel alanı deşelersek,
    bu mananın, bu analizin büyüklüğünü, azizliğini kolaylıkla anlayabiliriz.
    valla ben düşününce kendimden utanıyorum.
    hadi ben okyanusta küçük bir kum tanesiyim diyelim, kime ne diye geçiştirelim,
    peki ya kamusal/sosyal alandaki yansımaları ne olacak bu gösterinin?
    şekspirin kemikleri bayağı bir sızlıyor olsa gerek.
  • tarihin henüz yaşanmamış olduğu tarihsel bir toplumda sanatı aşmaya çalışan olumsuz bir hareket olarak çözülme çağını yaşayan sanat, hem bir değişim sanatı hem olanaksız değişimin katıksız ifadesidir. hedefi büyüdüğü ölçüde hakiki gerçekleşmesi de kendi boyunu aşar. bu sanat ister istemez avangarddır, ve değildir. avangardlığı kendi yokoluşudur.
  • okurken olay budur dedirten, benzer birşey yazmak isteğiyle kıskanılan, yazılamayacağı fark edilip haset duyguları beslenen, sonunda da öpüp başucu kitabı yapılmasına karar verilen kitap.

    siyasal iktisat kavramları o kadar güzel hazmedilip yorumlanmış ki, hayran kalmamak elde değil. oldukça sanatlı bir üslubu var, minima moralia'yı çağrıştırıyor.

    birkaç güzel alıntı yaparsak..

    4 "the spectacle is not a collection of images; rather, it is a social relationship between people that is mediated by images."

    17 "an earlier stage in the economy's domination of social life entailed an obvious downgrading of being into having that left its stamp on all human endeavor. the present stage, in which social life is completely taken over by the accumulated products of the economy, entails a generalized shift from having to appearing: all effective 'having' must now derive both its immediate prestige and its ultimate reaison d'etre from appereances."

    20 "the absolute denial oflife, in the shape of a fallacious paradise, is no longer projected onto the heavens, but finds its place instead within material life itself. the spectacle is hence a technological version of the exiling human powers in a 'world beyond' - and the perfection of separation within human beings."

    21 "the spectacle is the bad dream of modern society in chains, expressing nothing more than its wish for sleep. the spectacle is the guardian of that sleep."

    not: özellikle türkçeye çevirmekten vazgeçiyorum, büyüsünü bozmaya kıyamıyorum...
  • reklamlar, eğlence programları, trafik, gökdelenler, politik kampanyalar, alışveriş merkezleri, spor olayları, haberler, sanat etkinlikleri, savaşlar gibi her türlü iletişimin güçlü olandan güçsüz olana doğru gerçekleştirildiği bu modern dünyanın, debord'un kitabının girişinde hegel'den alıntıladığı gibi, " sadece temsil edildiği ve idealleştirildiği vakit benlik, gerçek değildir: yerine kendisini temsil eden şey geçtiğinde ise, artık yoktur" dan gösterinin, "sermayenin birike birike bir imaja dönüşmüş hallerine", oradan da insanın bu iletişime ne bir karşılık vereceği, ne sorgulayabileceği, ne de müdahale edebileceği bir dünyaya doğru sancak alabanda pupa yelken gidişte, yine gösterinin, toplumsal bir denetim projesinin aynı zamanda hem bir aracı hem de sonu olduğunun farkına epey erken bir vakitte ayırdına varmış debord'un bu kitabını temel alarak yazılmış güçlü bir kitap var; sanat ve devrimin alacakaranlık kuşağının kayan yıldızlarının [fonda john peel'in turntablendan sex pistols ve clash çalarken] izini sürerek:
    ruj lekesi, greil marcus, ayrıntı ağır kitaplar serisi.