şükela:  tümü | bugün
  • gece gece boğazımı düğümlemiş filmdir. yüreğime işledi. görsellik ve müzikler harika. michael dudok de wit'in ilk uzun metrajı. artık ilerde kendisinden ne güzellikler izleriz kim bilir.
  • bilge karasu öyküsü gibi. hüzün, sevinç, esaret, özgürlük, hepsi bir arada.
  • butunuyle duygularin gosterimi uzerine kurulu bir animasyon ve bunu gercekten cok iyi yapiyor. diyalog barindirmiyor. apacik kavramlarla ilgili oldugu soylenebilecek tek bir sekans var. onda da spoiler cocuga baska dunyalarin varligi ve oralara nasil gidebilecegi anlatiliyor ebeveynleri tarafindan. spoiler
  • insanoğlunun doğayla kucaklaşmasını anlatan, sıfır konuşmaya ve asgari düzeydeki müziğe karşın etkileyiciliğinden hiçbir şey kaybetmeyen michael dudok de wit-studio ghibli animasyonu. renklerin kullanımı, çizimler, semboller harikulade.

    --- spoiler ---

    iki ana karakterin ilk buluşmasının ardından, bulutların üzerinde salındıkları bir sahne vardır filmde. tesadüftür ki, bu yılın bir başka başarılı filmi la la land'de de benzer bir sahne bulunur.

    filmin resmi posteriyse düpedüz sürprizbozandır:

    poster

    --- spoiler ---
  • kelimelerle anlatamadığı her şeyi sevgi ve müzikle anlatan bir animasyon...
    dakikalar ilerledikçe yengeçlerin sayısı azaldı, saçlar beyazladı, hayat değişti belki güzelleşerek ve yavaşlayarak.
    çok da yalnız kalmadan, tekrar doğaya dönebilseydik keşke. bizim olan her şeyin hakkını verip, bize verilen her şeyin bedelini ödeyerek biraz da.
    sözün özü michael dudok de wit güzel bir animasyon çıkarmış. kış günü içimizi ısıttı denizler ve rüyalarla...
  • filmin kesinlikle basit anlatım ve minimalizim sonuna kadar kullandığını düşünebiliriz fakat sıkıcılar sıkıcısı ve izlemenin zaman kaybı olduğunu düşünüyorum. basit bir anlatım evet görsellerin boğucu olmaması evet ama film kesinlikle 30 dakikaya sığdırabilirdi. ayrıca itiraf etmeliyim filmi izlerken survivor aklıma geldi.
  • studio ghibli işin içinde olduğunda ortaya büyüleyici bir film çıkması kaçınılmaz. bu filmi stüdyonun diğer işlerinden ayıran özelliği, yanılmıyorsam, ilk defa japonya dışından bir yönetmenle çalışmaları. hollandalı yönetmen michael dudok de wit özellikle en iyi kısa animasyon oscarını kazandığı filmi father and daughter ile hatırlanır. kısa animasyonlar üzerine yoğunlaşan yönetmenin la tortue rouge ilk uzun metrajlı filmi. studio ghibli'nin hollandalı yönetmenle çalışmak istemesi ilgi çekici. ortaya çıkan film de klasik japon animasyonundan çok hergé'nin tenten'inden aşina olduğumuz ligne claire tarzına yakınsıyor. ghibli'nin zengin renk paletleri yerine monokrom tonlar hakim. öte yandan filmin ruhu studio ghibli'nin temalarıyla örtüşüyor.

    basit olarak ıssız adaya düşen bir insanın hikayesi la tortue rouge. ıssız ada söz konusu olunca artık kimilerinin aklına acun ılıcalı gelse de, robinson crusoe ve cast away en önemli eserler bu konuda. defoe, robinson ve cuma'nın ilişkisi üzerinden kapitalizm ve sömürgecilik üzerine düşünmemizi sağlar. tom hanks'in harika oyunculuğu ile sürüklediği cast away'de ise, medeniyetten uzak ve doğa ile mücadele içinde bir yaşamın psikolojik etkileri ve bu etkilerle başa çıkabilme ön plandadır. la tortue rouge ise bir şiir gibi. özellikle diyalogsuz olmasına rağmen bunu neredeyse hiç hissettirmiyor. köleleştirecek bir cuma'nız yoksa konuşacak birini bulamamak olası ıssız bir adada. zemeckis'in kendi filminde voleybol topu wilson gibi dahiyane bir fikirle üstesinde geldiği bu sorun, kırmızı tosbağayı izlerken aklıma bile gelmedi. hatta uzun süre geçtikten sonra hatırladım filmin diyalogsuz olduğunu. konuşma olmaması ile ana karakterin ne milliyetini biliyoruz, ne olayın geçtiği zamanı. bu sayede izleyici kendini çok rahat protagonistin yerine koyabiliyor. kimliksizlik ve zamansızlık hali masal, hatta fabl duygusunu destekliyor. filmin en güçlü yanlarından biri. orhan veli'nin çevirdiği bir la fontaine okuyorsunuz adeta.

    --- spoiler ---

    filmi izlerken seyircinin önünde iki seçenek var. mistik anlatım içinde kaybolup filmin güzelliğini yaşamak. ya da bu güzelliği yaşarken doğaya yapılan saygı duruşunun yanında bu temalar etrafında şekillenen metaforik anlatım üzerine düşünmek. rüyalar ve gerçek arasındaki ince çizgi ve gerçeğin öznelliği üzerine cevap arayacağınız sorularla oynayan bir film la tortue rouge.

    --- spoiler ---

    studio ghibli filmlerini izlemek her zaman büyük bir keyif. hollandalı yönetmenle birlikle çalışmaları ile ortaya çıkan sonuç alıştığımız ghibli sinemasına uzak, ama bir o kadar da yakın ve kesinlikle büyüleyici.
  • yengeçlerini kodamalara benzettiğim, sadelik ve sessizliğine rağmen kuvvetli bir anlatımı olan film. zihnen dinlenmek için bile izlenir.
  • çok naif tatlı mı tatlı bir yapım olmuş. bir yandan boğazımda düğümlendi bir şeyler.bir yandan umut aşılıyor derken bir yandan da bu umut değil anca kendini kandırmaca diyorsun.
    mutlu olmayı hepimiz hak ediyoruz da sanki bir kısmımız iluzyonda yakalıyor bunu.yalnızlık ömür boyu oysa ki...alışamıyoruz bu fikre ve hayal dünyasını kurmaya devam ediyoruz.
  • insanı medeniyetten tamamiyle ayırdığımızda neler yapacağına ilişkin yoğun duygusal zeka ile yoğrulmuş bir masal.

    aşkın doğadan (hem insan doğasından hem de doğadan işte..) ne kadar da ayrılamaz bir şey olduğunu coşkuyla hissettiren seni gidi ghibli masalı seni.

    dvd'sini alıp eve gelen her misafire çay bisküvi eşliğinde izletmek istemek.

    ve daha hakkında bir sürü söz yazılabilecek animasyon...

    sountrack'i seneler boyu bookmark raflarında eskitilecek...