şükela:  tümü | bugün
  • anneme babama izletmeyi düşündüğüm film. 17 ağustos depreminde annemin kucağında "ne oluyor" diye sorduğumda annem bana kıyametin koptuğunu söylemişti. 10 yaşındaydım. kıyametin kopmasının ne olduğunu düşünüyordum. ama sanırım çok kötü birşey diye geçirmiştim içimden. yani böyle kötü durumlarda bi çocuk için kandırılmak,mutlu edilmek onun en doğal hakkıdır.

    çocuk "baba bizden sabun yapıcaklarmış" diyor. baba ona kahkahalarla cevap veriyor. annem olsa heralde "evet evladım sadece sabun olsa iyi duş jeli bile yapıcaklar bizden" derdi.
  • ömür hayatımda izlediğim en zekice tasarlanmış kurguya sahip filmlerden biri. savaşla fazlasıyla haşır neşir olduğu halde şiddet dozunu minimunda tutmayı başarabilmiş bir film. zeki, esprili, hayal gücü zengin bir musevi olan guido ve ailesinin yarı hüzünlü yarı komik yaşam öyküsü.

    yıllar sonra gelen edit: yarı hüzünlü mü? bi sürü insanı sabun yapıyolar, adamı kurşuna diziyolar. buna ben hangi kafa ile "yarı hüzün" demişim?
  • ilk yarisi komedi, ikinci yarisi asiri duygusal, cok ama cok enteresan bir film.. belki de cocuk sahibi olmak lazim bu filmi anlayabilmek icin, bilemiyorum
  • kadının ölüme gittiğini bile bile trene binmek için ısrarı, kararlılığı gerçek hayatta rastlanamayacak bir aşkın gücünü gösterir bize
  • --- spoiler ---

    + almanca biliyor musun?
    _ yoo

    - oyun başlıyor hepinize başarılar.
    100 puanı bulan kazanır ve gerçek bir tankın sahibi olur.
    iyi şanslar.
    puanları her gün şuradaki hoparlörden yayınlıyoruz ve en az puanı alan sırtında en kötü yazan gömlekle dolaşacak.
    biz burada bağaran güçlü erkekler olarak varız. korkakların puanı gider.
    üç koşulda puan kaybedersiniz. açıklıyorum. bir: eğer ağlarsanız,
    iki: annem diye tutturursanız, üç: acıktım yemek isterim derseniz.
    açlık yüzünden puan kaybetmek çok kolay. daha dün biraz daha ekmek ve reçel isteyen bi adam tam kırk puan kaybetti kırk puan.
    kayısı reçeli vardı o çilek istedi.
    ııı bu arada sakın lolipop falan istemeyin çünkü hepsini biz yiyoruz.
    daha dün tam yirmi tane yedim. karnım ağrıdı tabi. ama çok güzeldi. hem de çok.
    acele ettiğim için kusuruma bakmayın, çünkü saklambaç oynuyoruz hemen gidip saklanmam gerekiyor.

    --- spoiler ---

    şakır şakır ağlatma potansiyeline sahip güzel film.
  • guido'nun, oglu joshue'nin bir dukkandaki "museviler ve kopekler giremez" tabelasi hakkindaki sorusunu aciklamasi beni $u an bile guldurmektedir ..

    (bkz: roberto benigni)
  • bir babanin cocugu icin yapabileceklerinin inanilmaz hikayesi..tek sahnesi kacirilmamasi gereken film..
  • herkesten farklı bir şey söylüyormuşum gibi yapmayacağım ama beni gerçekten şaşırtmış, ikiye bölmüş filmdir.

    ilk yarısını aynı ismi gibi pozitif duygularla izledim, neşelendim, sanırım ırkçı olmamayı, insanları sevmeyi, pozitif yaşamayı, aşkı, çocuk yetiştirirken neleri önemsememiz gerektiğini falan anlatıp güzelce bağlayacaklar hikayeyi.. tam ismi gibi işte.. diye düşünürken 2. yarıda film resmen evrim geçirerek beni kendine bağlamıştır.

    film zaten harika da en vurucu noktalarına şu şekilde değinebilirim;

    --- spoiler ---

    - başroldeki kadın hoştu ancak mimikleri inanılmaz durgun geldi bana, acısını sevincini falan pek göstermeyen standart ifadeleri vardı, aslında rolüne yakışmıştı. bu ayrıntıyı öyle söyliyim dedim.
    ama bu ablamızın eşi ve çocuğu için yahudi olmamasına rağmen trene binmek isteyişi, hiç tereddüt etmemesi falan acayip güzel bir nokta idi.

    - belki de filmin en etkileyici yeri şu bilmece manyağı doktor sahnesi. yahu öyle sinirlendim öyle kahroldum ki. guido'nun onca umutlanması, inanması, tüm zorluklara rağmen arkadaşı zannettiği doktora yanaşması, o mal herifin de sanki yardım edecekmişçesine işaret göndermesi falan öyle inandırıyor ki seyirciyi gerçekten iyi insanların olduğuna. ardından guido karım da içerde dediğinde onu hiç sallamıyor. kendinden geçmişçesine bi arkadaşının mektupla sorduğu bilmeceyi soruyor guido'ya, cevabını istiyor, uyuyamıyorum, yemek yiyemiyorum, kahroluyorum diyor. guido'nun o anki yüz ifadesi öyle güzel özetliyor ki her şeyi. hiçbir diyalog ve kelime koymamak o sahneye, kesinlikle isabetli bir karar. susup arkanı dönüp gitmek yetti de arttı bile. ölümün ucundaki insanlar neyin derdinde bu merhametsizler hala itibar, eğlence peşinde.. sinirlendim bak yine..

    - meşhur tercüme sahnesini zaten söylemeye gerek yok. çocuğu için o gaddar nazi subaylarının yanında olabildiğince komik bir oyunun kurallarını anlatır gibi yalan yanlış yaptığı çeviriler, etraftaki mahkumların bozuntuya vermemesi, guidonun pratik zekası falan efsaneydi.

    - ve son olarak küçük çocuğun asker çocuğu zannedilerek alman çocuklarla aynı yemekhaneye oturtulduğu sahne. onun öncesinde guido oğluna ''sessizlik'' oyunu diye bir şey uyduruyor. konuşursan kaybedeceksin diyor. çocuk garson yemeği getirince boş bulunup teşekkür ediyor italyanca tabi-grazie-. arından çocuğu ispiyonluyorlar o sırada muhteşem zeki babası tüm çocuklara italyanca teşekkür etmeyi öğretiyor ve bunun sanki bir mizansen olduğunu zannettiriyor. mükemmeldir.

    mantıksız gelen şeyler de oldu tabi;

    diğer filmlerden alışkınız keyfi şekilde insan öldürebilen bu adamlar, guido'nun garip tavırlarına, çalışırken oğluyla sohbet etmesine, hoparlörden konuşmasına, şarkı dinletmesine, çocuklara italyanca öğretmesine falan hiçbir şey demiyorlar. bırak uyarıyı dayak bile yemiyor. çocuk tek bir şiddet olayına bile tanık olmuyor, nasıl izole şekilde onu her şeyden korumayı başarıyorlar? ayrıca çok yüksek sesle konuşuyor guido hep millet uyurken, mahkumlar can derdinde, karınları aç, ''başlarım lan senin çocuğunun eğlencesine sus lan'' demiyor kimse, herkes nasıl iyi kalpli ise artık kimse bu ''oyun''u bozmuyor.
    son olarak amerikan askerinin gelip çocuğu kurtarması falan zaten hiç olmamış.

    ama tabi bunlar nazar boncuğu.

    --- spoiler ---

    film ebeveyn olmayı, insanlığın sürüklendiği korkunç ego savaşını, dünyanın kirliliğini, inadına kalan temizlikleri falan çok acı şekilde vuruyor surata. film bence ağlatmıyor, gülümsetiyor, ancak can yakıyor.
    başucu filmi..
  • seyrettigim en iyi filmlerden biri. cok etkileyici, dusundurucu, duygusal.roberto benighi'nin muhtesem eseri. toplama kampi sahneleri, hele hele filmin sonu insani kopartir. bir babanin cocugu icin yapabilecegi en buyuk fedakarliga sahit oluyoruz bu filmde.tek abuk taraf amerika'nin yine "dunyayi kurtaran", "olaya el koyan" pozisyonuna konmasidir.yaniniza bol bol selpak alip seyredin. yazarken bile kotu oldum yaaa.