şükela:  tümü | bugün
  • baygınlık nöbetleri eşliğinde okuduğum, buna rağmen bitirmek için hırs yaptığım, sonuna geldiğimde "oh bea" nidalarıyla kitaplığın en uzak köşesine, tozlanmak üzere terk ettiğim kitap.
  • kabalcı'dan yarı fiyatına aldığım kitap. georges bataille'i deathspell omega'nın etkilendiği bir yazar olmasıyla ve aldığım seçmeli edebiyat dersi vasıtasıyla duymuştum.

    kitaptaki, birinci ağzıdan okuduğumuz hikayede hakikaten bunaltıcı ve tiksindirici bir hal var. ama yine de sürükleyici ve merak uyandırıcıydı.

    (bkz: rahip c)
  • "eeeh, ööööff" diye diye okuduğum, bitse de gitsek tarzı kitap. kitapları "iğrençlikler" diye tabir edilen davranış örneklerini günlük hayatta çok görüyoruz zaten. yabancı değil. ikiyüzlülük, şeyinin doğrultusunda gitme vs vs. belki de bir ayna oldu bu kitap. sen busun veya sizler busunuz da diyor olabilir. o yüzden kendimize bakmaktan da çekinmiş olabiliriz. bilemedim bak şimdi.
  • "ziyaretçim uzun boylu konuşmuş olmaktan rahatlamış gibiydi. genellikle pek konuşmayan güneyli genç kalvinistlerden biriydi; güneyli ağzı yanıltıcıydı, cümlelerine bir tür serbestlik kazandırıyordu. iskeleti andıran dev bir bedeni vardı, solgundu ve bu çaba onu yormuş gibiydi. sahneyi kendi içinde tekrar yaşıyordu, sanki uzun süren ateşli bir hastalık sonrası tükenmiş gibiydi. hayati çıkarlar onun tanıklığına dayanıyormuşcasına, en gereksiz ayrıntıları bile aktarmaya özen gösteriyordu. anlattıklarının bana çok acı verdiğini dert etmediğini, hatta bunun farkında bile olmadığını düşündüm.
    “robert konuştuğunda kanlar içindeydi, hırıltılarının yatıştığı anlarda alçak sesle ve büyük bir güçlükle konuşuyordu. hiçbir şeyi önceden planlamamıştı, sevdiklerini ihbar etmeyi seçmemiş!: belli ki böylesi iğrenç bir ihanet düşüncesi başını döndürüyor, ona boşluk kadar çekici geliyordu; baş dönmesi kuşkusuz yeterli olmayacaktı, ama acının şiddeti yardımcı olmuştu.
    “genç adam ciddiyetle bana bakıyordu, söyledikleri onu değiştiriyordu. kardeşimin son sözlerini duyduğunda, kanının donduğunu söyledi bana. bu son sözleri kelimesi kelimesine hatırlıyordu; bunları bütün yalınlığıyla ve hiç kuşku duymaksızın bana söylediğinde heyecanın doruğundaydı. biliyor musunuz bayım, demişti kardeşim, ben bir rahibim ya da daha doğrusu bir rahiptim, bugün ölüyorum. beni öldüren kötülük, maruz kaldığım kötü muameleler ve suçlarımın bana verdiği ahlaki acı çünkü, söylemeliyim ki, dün işlediğim suç, suça uygun bir yaşam yaşıyor olmamdan kaynaklandı. iyilik düşkünü beni sonunda bir enkaz haline getirmeyi başardı. tanrı’yı düşünmekten bir an olsun vazgeçtiğimi ya da vazgeçeceğimi sanmayın sakın. kendimden kaçamam.
    “sonsuza dek yaşasaydım bile, hiçbir şey beklemezdim. yaptıklarımı bütün benliğimle istedim. acım sizi yanıltmasın: suçlarımın acısını çekiyorum, ama sadece onların tadını daha iyi çıkartmak için. bugün sizin önünüzde ölüyorum, belki bana tanıklık edersiniz: enkaz haline gelmeyi kendim istedim. unutmayı isteyebilirdim, hatıralarımın küçümsenerek gizlenmesine kesinlikle izin veremem. ama polislere çok geç karşı çıkmış olmam beni sıkıyor, bunun hiçbir şeyi düzeltmediğinden emin olarak ölmek beni mutlu ediyor. anlamsız bir cesaret ispatına girmedim, ama sonuçta her şeye rağmen onursuzca ölüyorum. direnişçilerin adlarını vermemiş olmamın nedeni onları sevmiyor ya da onları dürüstçe seviyor olmamdı, insanın arkadaşlarını sevmesi gibi. aslında inat ettikçe kendimle daha az uzlaşıyordum, bunun üzerine güldüm: son derece zavallı bir gülüş dehşetimi şimşek hızıyla yumuşattı: yabancı olduğum insanlar söz konusu olsaydı dayanmak daha kolay olurdu benim için! oysa ki sevdiklerime ihanet etmenin tadını çıkardım."