şükela:  tümü | bugün
  • sadece sosyal psikolojide degil klinik psikolojide de geçen, erickson diye, adindan baska bir seyini bilmedigim bir adamin attigi bir labeling theory vardir. erickson der ki, insanlar birine anormal, ruh hastasi diyene, öyle bir label koyana kadar ruh hastasi filan yoktur, kendi dünyalari, altgruplari içinde normaldir o insanlar. o yüzden insanlara label vermekten kaçinmaliyiz.
    benim fikrim odur ki, haksiz labellarla insanlari yargilamak ya da bir etiketi körükörüne, sorgulamadan kabullenmek yanlis olsa da "abnormality is in the eye of the beholder" diye bir sey yoktur. label vermeyelim, abnormality diye bir sey olmasin demek "dildeki küfürleri kaldiralim, insanlar kibar olsun" demek filan gibi bir seydir..
  • sapkınlık(norm ihlali, toplum normlarından sapma) ile ilgili sosyoloji literatüründeki en önemli teorilerden biridir. bir kere sapkın (normları ihlal eden, toplum normlarından sapan ve bu nedenle negatif tepki çeken) olarak etiketlenen bir insanın, artık hep o etiketin altında görüleceğini söyler. dahası, etiketlenen kişinin, normaller tarafından reddedileceği ve kendine sapkın alt-kültür aramaya itileceğini belirtir ve dolayısıyla etiketlemenin sapkınlığı arttırdığını iddia eder. bu teoriye göre etiketler ve damgalar kalıcıdır ve kendini gerçekleştiren kehanet (self fulfilling prophecy) olarak adlandırılan süreci devreye sokar. teori ile ilgili en bilinen çalışmalardan biri howard s. becker'in outsiders isimli kitabıdır. ayrıca david rosenhan'ın 1973 yılında science dergisinde yayınlanan on being sane in insane places isimli makalesinde anlattığı deney, teoriye destek verir niteliktedir. bu deney ise kısaca şöyledir: 8 adet gayet sağlıklı insan, farklı hastanelerdeki farklı psikiyatristlere gidip "ben birtakım sesler duyuyorum" der (thud, hollow ve empty kelimeleri), bunun dışında rol yapmazlar, hatta hayatlarındaki olayları bile doğru aktarırlar. deneklerin hepsi şizofren teşhisiyle hastaneye yatırılır. hastanede ise gayet normal davranırlar ve kesinlikle şizofren rolü oynamazlar, artık ses duymadıklarını söylerler; hatta olanları not alırlar, ancak yaptıkları her şey akıl hastalığının bir göstergesi olarak algılanır ve hiçbir doktor ya da hastane çalışanı onların şizofren olmadığını fark etmez. bu insanların şizofren olmadığını fark eden tek bir grup vardır, ki onlar da gerçek şizofrenlerdir.
  • (bkz: sosyomat)
  • ben bu "o da kendi dogrulari icinde tutarli iste canim" seklindeki relativite fasizanligini anlamiyorum arkadas.

    sizofreni etkileri gozlemlendigi zaman buna bir ad takmama luksu yoktur, cunku insan pattern bulma ve buldugunu kategorize etme yetenegi sayesinde bunca sene hayatta kalmis bir canli. sizofreniye isim koymayi kanunla yasaklasan dahi insanlar bunlari siniflandirmaya devam edeceklerdir, aksini istemek, okumayi bilen birinden dogru harfler yanyana geldiginde olusan kelimeyi gormemesini istemek gibi birsey.

    kaldi ki, bilim ilerledikce, sizofreninin etkilerini gozlemlemekle yetinmeyip, mekanizmasini kavramaya basliyoruz ve daha kesin kriterlerle teshis koyma imkani doguyor. insan sizofren taklidi yapip doktorlari yaniltabilir ama beyninin bilmemne bolgesindeki bilmemne hucrelerinde bir protein eksikliginin taklidini yapamaz. e, buna da mi isim koymayacagiz? biz isim koymadigimiz surece aidsli bir hasta saglikli midir?

    subjektif gibi gorulen, ozellikle de insan zihniyle alakali konular, bilim ilerledikce sadece soyut bir takim siniflandirmalar olmaktan cikacaklar ve fiziksel dunyadaki karsiliklarini bulacaklar, fiziksel dunyaya capalanacaklar. bu durumda da, etiketler normal/anormal babinda degil, tamamen objektif sayisal fiziksel degerler bazinda olacaktir; oyleyse bu humanizm soslu aptal subjektiflige luzum yok. hani 1800lerde falan dense neyse de, taa 1970lerdeki insanlarin sunu akil edememis olmalarini anlayamadim
  • post-yapısalcılık etkisiyle kriminoloji alanında ortaya çıkmış bir teori. labeling theory'e (etiketleme teorisi) göre suçluları toplumun suçlu olarak etiketlemesi, damgalaması suçlulara suç işlemeye devam etmekten başka şans bırakmamaktadır. bu noktada ünlü düşünür michel foucault’nun "mahkumların görevi hapishaneden kaçmaya çalışmaktır" demesi oldukça manidardır. post-yapısalcı ekolün bir uzantısı niteliğinde olan etiketleme teorisi, mahkum ve suçlu psikolojisini anlamaya çalışmış ve suçluları hastalıklı “öteki” kabul eden düşüncelere karşı çıkmıştır. ancak post-yapısalcı ekolün klasik bir hastalığı olan çözüm üretememek sancısı bu alanda da etkisini göstermiş ve etiketleme teorisi suçun ilk aşamada neden ortaya çıktığını açıklamayı başaramamıştır.

    http://en.wikipedia.org/wiki/labeling_theory
  • medyanın dilinin önemli oranda etkili olduğu teorilerden biridir.
    bekarlığa veda partisi yapan orta sınıftan gençler kent merkezinde içki içip gürültü çıkarırsa, yetkilikler ve medya bu davranışı şamata ya da gençlik taşkınlığı olarak niteler.
    fakat işçi sınıfından gençler böyle bir kargaşaya neden olursa holigan veya suçlu olarak etiketlenmeleri çok daha büyük bir olasılıktır.
    bir başka örnek etiketleme:
    (bkz: melek yüzlü katil) - güzel birinin katil olamayacağı etiketi

    sapkınlık anlayışımız, insanların ne yaptığından çok, başkalarının buna nasıl yanıt verdiğine göre belirlenir,
    etiketleme siyasi bir eylemdir.
    etiketleme, heard s. becker'ın outsiders kitabında incelenen bir kuramdır.
    becker'a göre sapkın eylem diye bir şey yoktur.
    bir eyleme nasıl tepki verdiğimiz, özel bir davranış biçiminin belli bir toplumda onaylanıp onaylanmadığına göre değişir.
    batılı uluslarda 1990'lı yıllara kadar karısını istemediği türde bir cinsel ilişkiye zorlayan bir koca kanunen tecavüzle suçlanmamıştır.
    sapkınlık güç sahibi tarafından belirlenir, evrensel değil görelidir.
    failin kim olduğuna ve eyleme toplum tarafından nasıl tepki verildiğine göre değişir.
    kurama yönelik ciddi tepkiler de vardır.
    kuramın ezilenleri romantikleştirdiği iddia edilir.

    (bkz: iconic ghetto)