şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: jacques lacan)
  • (bkz: murtlap)
  • zizekian alan lacan teoriler dağının yamaçlarında bu dağa tırmanmaya istekli olanları psikoz eteklerinde bekletir. lacanian noktalar onun o meşhur perspektif teori tepeciğine kaçış noktaları yerleştirir. lacanian perspektif tabi ki kaçık noktalı perspektifleri içerir. izometrik değil. şöyle ufuk çizgili. ki bu sayede elde ettiğimiz kuş bakışı o teorinin üstüne çıkmamıza neden olur. ortaya çıkan narsistian gölde kendinize bakmayınız. bir dev göreceksiniz. ya da psikoz psikoz tamam
  • eğer orvieto katedralindeki kıyametle ilgili duvar resimlerini
    okumayı biliyorsanız, o resimlerde iğdiş edilme tehdidini görebilirsiniz. bilmiyorsanız freud'un trendeki konuşmasmı okuyun — sadece cinsel gücün bitişinden bahsedilmektedir, doktor olan muhatabı freud'a genelde hastalan için bunun ne kadar dramatik olduğunu
    söyler; freud signorelli admı bu doktor karşısında unutmuştur.
    dolayısıyla bilinçdışı daima öznedeki bir kesintide bir bocalama gibi kendini gösterir — buradan da freud'un arzuyla benzeştirdiği bir buluş filizlenir; geçici olarak bu arzuyu, öznenin kendini
    beklenmedik bir noktasında yakalayıverdiği o söylemin çıplak düzdeğişmecesine konumlandıracağız.
    freud ve onun babayla olan ilişkisi hakkında şunu unutmamalıyız: bir kadm muhatabına söylediği gibi, bütün anlama çabalarına
    rağmen freud'un gelip vardığı nokta kadın ne ister? sorusuna bir
    cevap bulamadığım itiraf etmek olmuştur. aslında kadınlarla ilişkilerine, —jones'un zarif ifadesiyle— kansına olan düşkünlüğüne
    rağmen, asla çözemediği bir sorun olarak kalmıştır bu. diyebiliriz
    ki, freud kendini histerik adı altındaki ötekine adamasaydı, ondan
    mükemmel tutkulu bir idealist olurdu.
  • "düşüncemin oyuncağı olduğum yerde yokum"
  • "aşk, sizde olmayan bir şeyi, bunu sizden istemeyen birine vermeye çalışmaktır" - lacan

    genişletilmiş ve tekerrür etmiş düşünce:

    kişinin kendisinde eksik bırakılan "imgesel/arzu" nesnesini arayışını aşk olarak imliyoruz. sonsuz bir arayış bu ama kastrasyonun sürdürülmesi de elzem gibi duruyor. tıpkı (bkz: kafka)'dan çıkıp gelmiş bir bul(a)mama durumu: bulmak değil aramak...

    kaldı ki eksikliği giderme arzusunun (lacancı bir evre olarak) imgesel alanda sürmesi de gerçeğin olanaksızlığının bir resmi olabilir sadece.

    çünkü temsil alanları yapmaya muktedir değildir ama yapabilme olasılığı üzerinden histerik bir düşünceler toplamı da kurmaktan alıkoyamaz kendisini. işte nevrozların evreni!

    temsili dil ile taşıyan ve tartışan şu metnin de yazgısı bundan ibaret olabilir:
    sende olmayanı aramak ve üstlenmek durumunda kalman karşısında arzunun bir enstrümanına dönüşüyorsun.

    orada, "(bkz: arzunun belirsiz nesnesinde) * " -az sonra / az ötede- (bkz: deleuze) ve (bkz: guattari) bir makine tasarımıyla karşına çıkacak.

    *: (bkz: bunuel) içerir.