şükela:  tümü | bugün
  • önemi ve idrak edilmesi zor bir kavram. halkı bir arada tutan bağ.
  • hz.isa'nın: "sezar'ın hakkını sezar'a, tanrı'nın hakkını da tanrı'ya verin." sözüyle söylemek istediği prensip.
  • her haltı klasik muhafazakar kafasıyla tanımlayanlar tarafından ''imaj sorunu'' olduğu iddia edilendir. hala laikliğin; sağcılık, islamcılık gibi kişi ile tamsil edilen bir ideoloji olmadığını ve kendisine uymanın isteğe bağlı değil zorunlu olduğunu anlayamadı gittiler.
  • milletler için en az bağımsızlık kadar öneme sahip olup savunulması şart olandır.

    her nasıl ki namaz dinin direği ise laiklik de dünyanın direğidir, barışın bir parçasıdır.

    örneğin ben evde otururken yan komşum yüksek seste ilahi dinliyor, zikr çekiyor olsun. laik bir ülkede bu kişinin yaptığı cezalandırılır. zira benim hakkımda tecavüz etmiştir. laik olmayan bir ülkede de aslında şeriata göre cezalandırılması gerekir. ancak işin içine laiklik girmediği zaman dananın kuyruğu orada kopuyor. şoven bir şekilde bu komşum yaptığının saygı görmesi gerektiğini, ağzından salyalar saçarak "sizler müslüman değil misiniz?" deyip pis pis sırıtarak bastırabilir.

    işte bu yüzden laiklik barışın da bir parçasıdır. benim o komşumu evinde öldürüp cesedini banyosuna gömmemi engeller.
  • 3. dünya ülkelerinde teoride var olup pratikte olmayandır.
  • (bkz: #31535009)
  • devletin vatandaşların, yani sivil bireylerin din iman işlerine o koca kıllı, sivilceli, kurumuş sümüklü, kızarmış burnunu hiçbir anlamda sokmaması demektir. türkiye özelinde ise tipik bir despot rejim enstrümanıdır. her birini kendi malı/askeri olarak gördüğü ülke insanının neye, ne kadar, nasıl ve nereye kadar inanacağına/ibadet edeceğine müdahil olma yöntemidir.

    bu rejim 1915'ten kalan ermenilerden istanbul'da (yani avrupa'nın gözü önünde) olanları sindirmiş, anadoluda ve yoksul olanları asimile etmiş, diğer gayrimüslimleri de ya kaçırtmış ya da mübadelelerle kovmuştur. böylece tek tip toplum için daha uygun bir ortam hazır edilmiştir. (hatay "anavatan"a katıldığında, beşte biri gayrimüslimdi. şimdi birecik'teki kelaynak kuşları gibi hatay'daki vakıflı köyü ermenileri de turistik ziyaret malzemesi).

    mustafa paşa tipik bir asker olarak herkes tek tip olsun ve hazırolda dursun istediğinden, aslında osmanlıda çektikleri eziyetlerden dolayı cumhuriyeti coşkuyla karşılayan alevileri bile yok sayarak herkesi sünni hanefiliğin bayrağı altında toplamaya çalışmıştır. sanılanın aksine, alevilerin gördüğü zulüm (yok sayılma, tümden inkâr) sünnilerinkinden daha büyüktür. paşa, sünni hanefiliği, daha doğrusu onun evcilleştirilmiş versiyonunu da sünni müslümanlığı (ya da başka bir inancı) çok sevdiğinden değil, ülkede çoğunluk sünni-hanefi olduğundan ve daha kolay bir toplum mühendisliği çalışması olacağı hesaplandığından seçmiştir. laiklik denen şey, işte bu toplum mühendisliği çalışmasına hizmet eden sopalardan biri ve birincisidir. diyanet de bu yüzden vardır. dine, dindarlara "hizmet" için değil!

    not: ha, 1945 sonrasında, yani ikinci dünya savaşının bitmesi ve sscb'nin tek sosyalist ülke olmaktan çıkıp bir sosyalist blokun kurulmasıyla, kapitalist dünya bu bloka karşı tc gibi yancılarının da katılacağı soğuk savaşı başlatmıştır. soğuk savaş döneminde bütün kapitalist dünyada din insanları sosyalist eğilimlerden uzak tutmak için bir araç olarak kullanılmıştır. dolayısıyla kemalizmin din karşıtı politikaları da rafa kalkmıştır. yoksa bugünler için paşa'nın kafasındaki türkiye bu değildi elbet. nedir bu camiler filan? üniversite okumuş adamlar namaz kılıyor, düşünebiliyor musunuz? paşa'nın kemikleri sızlıyor.
  • laiklik ilkesine katılmayanların savunduğu fikirler şu tip şeyler oluyor:
    - devletin bir dini olmalı.
    - ülkede bir dinin egemenliği, üstünlüğü olmalı.
    - devlet yasa çıkartırken belirli bir dinin kurallarına uyarak karar vermeli.
    - insanlar belli bir dine ait ve o dinden olmayan şeklinde ayrılmalı.
    - bireyler dinlerine göre sınıflandırılmalı.
    - dinlerin günlük yaşama olan etkisi arttırılmalı.
    - devletin kılık kıyafet kanunları, baskın olan dinin kılık kıyafet kanunlarına göre değişmeli.
    - devletin değişimleri, yenilikleri hep belli bir inanç grubunun menfaatine göre olmalı.
    - çoğunlukta olan din hangisiyse, herkes o dine uymalı.

    bunları istiyorlar, sonra şeriatçı diyince kızıyorlar.

    laiklik, her bireyin, o devlet içerisinde, istediği dine inanmasına imkan tanıyor. laiklik, devlet baskısı görmeden günlük ibadetlerini yapmaya imkan tanıyor. laiklik, devletin her dine eşit yaklaşmasını sağlıyor. laiklik, devletin yasa çıkartırken dinlerden bağımsız ve akla, mantığa, bilime yatkın kararlar almasına dayanıyor.

    laiklik türkiye'de iyi işliyor mu? hayır. özellikle hükümetler sırf islami örgüt ve cemaatlara şirin gözükmek için sürekli laiklik karşıtı değişiklikler uyguluyor. kılık kıyafet uygulamaları, sırf sıkmabaş türban takanlara yönelik değiştiriliyor. havaalanlarında insanlar "müslüman değil" diye polis tarafından kötü muameleye uğruyor. başbakan, gayrimüslim olmayı utanç verici bir olaymış gibi tanımlıyor. bir bakan (gençlik ve spor bakanı suat kılıç) çıkıp "evrimi tabii ki sansürleyeceğim, yukarıda allah var" deme cüretinde bulunabiliyor. bir başka bakan (gençlik ve spor bakanı suat kılıç) çıkıp "gençlik treni" diye adlandırılan bir trende, belli bir dinin ahlak kurallarına göre insanları "haremlik-selamlık" ayırıyor.
    bunlar hep türkiye'nin anti-laik olduğunu gösteriyor.
    ama bunlardan bağımsız olarak, laiklik, "uygulandığı durumda" insanlara özgürce kendi inançlarını yaşamayı vaadeder.

    mısır, iran, arabistan gibi devletlerin dini var, buna karşın avrupa, asya, amerika'da çoğu devletin dini yok. "isteyen arabistan'a, iran'a gidebilir" dediğimizde kızıyorlar.
    ama aynı kişiler kendilerine fırsat verildiğinde "laik" olan fransa gibi ülkelere koşa koşa gidiyorlar.
    ilginç bir çelişki.

    resmi dini olan ve olmayan devletler haritası:
    http://i.imgur.com/nvvtm3q.png
  • aşırı ve kökten dinciliğin,dinsel fanatizmin,tutuculuğun,mezhep ile inanç ayrımcılığının ve dini gericiliğin panzehiri.aydınmacılığın ve ilericiliğin olmazsa olmazı.demokrasinin de tabir-i caizse nazar boncuğu.ancak insanın yatak odasına varıncaya kadar müdahil olan,siyasete-ticarete bile burnunu sokan,kadın-erkek eşitliğinden tamamen yoksun,yarattığı hukukla insan haklarına taban tabana zıt,reformdan uzak islam dinini ehlileştirmekte zorlanabildiğinden daha çok desteklenmeye,sahip çıkılmaya ihtiyacı vardır.en azından gelişmiş bir demokrasi isteyenlerin.
  • genelde buna karşı olan müslümanlar
    islam dininin devletini kurmaktan çok, devletlerini islam dinine dayayarak,
    hakimiyetlerine ilahi zemin iddia etmek firavunluğuna düşerler.
    hiçbir insan yapması ilahi değildir, kurana dayalı bir devlet kurulabilir, bir islam cumhuriyeti de kurulabilir ama onun kanunları da ilahi olmayacaktır. kuran bir ışıktır ama o ışık sayesinde görüp doğruyu bulacaklar da yine insanlardır. bu nedenle hiçbir hükümet din adına fetva veremez, verse bile buna itiraz haktır ve kafirlik değildir ama hükümetin yaptığı tiranlık olur. böyle olunca da yönetim dinden kaynakladığını iddia edemez, haliyle devlet laik olmalıdır, insanları müslüman,
    derseler ki doğru yolu kim gösterecek her insanda bilgisiz ama ilimli bir yol gösterici vardır adı da vicdandır.
    tabi burada kimse fetva veremez demiyorum verilen fetvaya uymama özgürlüğü vardır diyorum.