şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: nick)
  • lakap, bir kişiye başkalarının taktığı addır. nickin tam karşılığı için (bkz: mahlas)
  • insani sinir eden,toplum icinde rezil rusva yapan,bazen kavga sebebi,ki$iye bir ozelliginden dolayi takilan sahte isimler..
    lisede okudugum okuldan lakap ornekleri:
    afgan
    taliban
    kiraz
    memos
    top
    penguen
    papatya
    hipo vb.. igrenctir..
  • cok abuk subuk rahatsizlik verici olmadiktan sonra bi sure sonra istemeden de olsa kabullenilen hitap bicimi. lakabini benimsemek te ayri bi rahatsizlik olsa gerek.
  • takma isim, takma sıfat, yakıştırma..
    öncelikle sinir etmek için bulunur, fiziksel kusurların yanı sıra o kişinin karakterine uygun özellikler göze alınır seçilirken.
    galatasaray lisesi'nde herkesin vardı bir tane, en azından benim dönemimde. ve herkes bu lakaplarla hitap ederdi arkadaşına. hatta bir arkadaş hocadan da kendisine bu şekilde hitap etmesini rica etmiş, yoksa kendisine seslenildiğini anlamadığını söylemişti.. tercih meselesi.
    herkes lakabını sevmeyebilir. zaten esas olan da budur. bazı insanlara öncelikle onları rahatsız etmek için isim konur, takılmak için kendisine, isim takılır ismi yerine.
    zaman içinde herkesin benimsemesi sonucu, ki buna lakap sahibi de dahildir, lakap yerine tamamen oturur.
  • karadenizin bir diğer bölgesinde en çok kullanılan gazetelerin araştırmalarına girememiş benim bildiğim başlıca lakaplarsa şöyledir; dıngılı durmuş, dömbek şükrü, yalak şaheste, çipil melahat, küt boyun salih, yalama ağız nurettin, koca ayşe, gama mahmure ve şu an hatırlayamadığım niceleri... fakat günümüzde eskisi gibi ismin önüne sıfat getirmek yerine anlamsız tek bir kelime kullanarak lakap takma geleneğide şekil değiştirmiştir
  • doğup büyüdüğüm yerde neredeyse herkesin bir lakabı vardı, yaşantıya ya da sohbete samimiyet katan... bazıları;
    kelebek muhammet (çok hızlı bir sol kanat oyuncusuymuş)
    söke mehmet (çok yaratıcı değil, sökeli olduğu için)
    koko nazım (kökenini bilen yok ama çocuğunun da lakabı koko)
    gavur osman (alamancı olduğu için)
    tarzan mustafa (tarzan gibi ağaç tepelerinden inmediği için, dayım olur kendisi)
    pepe kemal (pepe işte)
    uzun ömer (boyundan mütevellit)
    köylü mehmet (giyim kuşamı ve tabi gerçekten köylü oluşu sebebiyle)
    gencebay ismail (orhan gencebay hayranı)
    parlak ali (çok yakışıklı)
    poker (kahvehanesi var)
    kürt ali (kürttü)
    konti fikret (oyun stili ve tipi italyan futbolcu conti'ye benzerdi)
    tilki ilker (çok kurnaz futbolcuydu)
    sulu ihsan (zıpır fırlamanın teki)
    gak akif (sapanla karga vurduğu için)
    ajan erol (yaşı tutmadığı için atıldığı bir bilardo salonunu burada uygunsuz işler yapılıyor diye polise ihbar edip 2 gün mühürlenmesine sebep olduğu için)
    tafo sedat (taffarelin kopyası)
    şişe selim (çok içerdi)
    ne denir demir (her lafa "ne denir bir laf var" diyerek başladığı için)
    domat fehmi (koşup terleyince kıpkırmızı olduğu için, tabi bir de kiloları yüzünden)
    dübek şükrü (sebebini bilen yok)
    arap ayhan (albino derecesinde beyaz)
    eşek fatih (gözleri eşek gözüne benzer)
    sıpa ahmet (eşek fatih'in kardeşi)
  • kişiye ya da sülaleye yapılan yakıştırmalardır. bazı yörelerde "ali, veli" dersin, "hımm bilemedim, kimlerden acep? " der. çoğu lakabın bir hikayesi vardır ve alışık olmayanlar için eğlenceli olabiliyor.
    alaatin garanti, kemman appışıgiller, kilot meemet, gabaraklar, maymunlar, keleterden korkanlar, koreli anşa, efomar, öcü meemet, araplılar, pehlivanlar, çakıldaklı hasibe, dıngıracılar, yağlı eminçiler....
  • babamın yengesi mübeccel yenge henüz daha ergenlik çağında bir kızken bir gün eve gereken bir şey için annesi onu şakir bey adındaki o anda eve gereken her neyse (vallahi hatırlamıyorum) onu satan bir amcaya göndermek istemiş. yeri tarif etmiş ama mübeccel yenge bir türlü anlamamış adresi. annesi de "osuruklu şakir" desen herkes bilir diyip bunu yallah göndermiş evden. bizim zavallı da başlanmış adresi aranmaya. oraya gitmiş, buraya gitmiş ama nafile; bir türlü bulamamış şakir beyin dükkânını. sonunda yol üstünde bir dükkâna girmiş ve tezgâhta duran adama sormuş:

    "iyi günler beyamca, ben osuruklu şakir amcayı arıyorum da, bir türlü bulamadım."

    beyamcanın yüzü utangaçça sarkmış ve yerinden kalkıp mahçup mahçup selam vermiş mübeccel yengeye:

    "gel kızım gel, o şakir benim ama vallahi billahi benim bir günahım yok; babam zamanında pek yaparmış o işi, lakap bana devroldu."