şükela:  tümü | bugün
  • önce özet: filmi ben sevdim. bunu ''iyi film, beğendim'' manasında demiyorum, sevdim manasında diyorum. ne demek istediğimi ayrıntılı kısımda anlatayım.

    konu güzel. hikaye ilginç. ama asıl fark yaratan özelliği 'yöntemi'. uzun metraj bir filmi tek mekan ve iki oyuncu ile kotarmak tek başına akıl ya da yürek değil, estetik bir iddia meselesi. bağımsız film tipi 'sınırlı bütçeye duyarlı' bir iddia, ama yine de estetik bir iddia (fırsat maliyetiyle cep doldurmalık maskeli beşler de çekebilirdi). anladığım kadarıyla hikaye de, senaryo da, film de bu iddiaya göre sürekli yeniden şekilleniyor.

    niye yeniden şekilleniyor? çünkü risk dev. seyirciyi bayıltmadan o kadar süre iki yüz, tek mekan göstererek nasıl ayakta tutacağız? zifaf odası dekoruyla seyirciyi kafalayamayacağımıza göre illa oyuncudan kurtarmamız lazım.

    oyuncu seçimi zor. metrelerce uzunluktaki bir ganyan kuponunda 2'de 2 tutturmak zorundasın. ''birisi iyi, birisi umut veriyor'' kurtarmıyor. ''birisi çok iyi, birisi iyi'' bile olamaz. ikisi de süper olacak. olacak ki daha 1. vitesten bayıltmasın. dahası ''en azından bir tanesinin 'gişesi' de olsa ne iyi olur.'' denmiş ve ilyas salman seçilmiş.

    ilyas salman role ve hikayeye cuk oturmuş, gişesi olan (ben filmin ödülünü, konusunu bile bilmeden sırf 'ilyas salman var' diye gittim), ayarları kendinden süper bir oyuncu. 'oynatabilirsen' dönemdaşı 'türkiye'nin en iyi erkek oyuncusu şener şen'den daha iyi oyun veriyor. ama buna rağmen kötü bir seçim.

    niye? çünkü tüm film ilyas salman'ın oyunculuğu ile oyuncu ilyas salman'ın arasında bir yere sıkışıyor. ilyas salman'ın oyunculuğu filme cuk oturuyor, kabul, ama hikayenin ve filmin oyuncu ilyas salman'a zerre tahammülü yok.

    ''çok spekülatifsin, setini, yönetmenini, şartlarını, kurulum ve yönetimini tanımadığını, bilmediğini az evvel parantez içinde itiraf etmedin mi sen?' diyeceksiniz, demelisiniz. ''tüm filmin oyuncu ilyas salman'dan gümlediğine nasıl ikna oldun? belki senin bilmediğin şeyler vardır, nereden biliyorsun?' diye dikleneceksiniz. söyleyeyim: diğer oyuncudan biliyorum.

    dilan aksüt de en az ilyas salman kadar filme uygun. hatta çoğu sahnede, satırı şusu busu az olmasına rağmen ilyas salman'dan rahatlıkla sahne çalabilecek kadar iyi. ama oyuncu dilan aksüt'ün hikayeye de, filme de bir zararı, ayıbı yok. nereden anlıyoruz? çünkü dilan aksüt'ün karakteri hiç sırıtmıyor. hikayenin bütünlüğünün gerektirdiği ölçü ve kararda. filmin akışıyla tam bir uyum içinde. ne bir kendini acındırma, sempatik gösterme, mağdura oynama, gerekçeli izah ve ispat satırı var; ne de korunmuş, kollanmış. 'kadın sorunu' etiketine sahip olmasına rağmen sadece kadın leyhine işletilmemesi, mağdur şov'a dönüştürülmemesi gereken bu hikayede kurulması gereken hassas dengeyi kendi leyhine ittirme çabası görünmüyor.

    niye görünmüyor? çünkü oyuncu dilan aksüt 'birisi' değil. 'oyuncu kaprisi' diye geçen, aslen kariyer yönetiminden, dış dünyadaki insanların tepkilerini hesaplamaya; rol arkadaşına gıcık olmaktan, her fırsatta herkesten sahne ve hikaye çalmaya kadar uzanan bir dizi mesleki formasyonu ve deformasyonu (henüz) taşımıyor. taşısa bu tip 'oyuncu-yoğun' bir filmde başrol oyuncusunun yönetmen üzerinde kurabileceği cumburlop iktidarı bilirdi. sözleşmeyle de, azarla da, nush ile de tekdir ile de kontrol altına alınamayan bu iktidarı leyhine işletmeye de, herkes kadar, çalışırdı. belki çalışmıştır. ama çalıştıysa da ilyas salman'dan kendine fırsat bulabilmiş görünmüyor.

    buna karşın 'rakibi' ilyas salman'ın karakteri, 'gişesi olan oyuncu kafalama ve koşturma'ya yönelik senarist-yönetmenin attırdığı, başarısına ümit bağladığı sahnelerden çok daha fazlasını içeriyor. hikaye çocuk yaşta bir kızın bile değil, bildiğin kız çocuğunun mağduriyeti üzerinden ilerlemek zorundayken, ve en baştan açıkça buna yeltenmişken, ilyas salman'ın canlandırdığı dengeleyici karakter şiştikçe şişiyor, film anlamsızca oyuncu ilyas salman'ın kütleçekimine giriyor. öyle ki, neredeyse 13 yaşında gelin almak zorunda bırakılan 60 yaşındaki mağdur damat trajedisine dönüşüyor. bu acayiplikten de anlıyoruz ki, filmin ısrarla dönmeye çalıştığı asli karar çizgisinin dışında bir iktidar odağı var.

    hadi say ki, senarist 'bu hikayede beklenenin dışında bir yere baktım' diyor olsun. onda bile bütünlükten tamamen kopuk, son dakikada masa başında, ya da, plan sekansta irticalen kaktırılmış olduğu her halinden belli olan ve 'oyuncu ilyas salman'ın canlandırdığı karakteri sevimlileştirmeye, temize çekmeye yönelik 'uzatma' ve 'parça'ları görüyoruz. dilan aksüt'ün parça atılmamış, şişirilmemiş yalın oyunu ne kadar 'çalışıyor' ve 'koşuyor'sa, oyuncu ilyas salman'ın karakterine güç versin diye aralara serpiştirdikleri o kadar duruyor ve aksıyor.

    tüm bunlara rağmen, bu çapak ve çıkıntılardan bağımsız filmi görebiliyorsun. görebiliyorsun çünkü orada, var. görebiliyorsun, çünkü iki oyuncu da 'temel metin'i vermekte, yönetmen de anlatmak istediğini anlatmakta çok iyi. sadece ilyas salman'ın 'ekstraları' film boyunca bize el sallıyor, filmin sonuna doğru da tedrici olarak, zorlaya zorlaya kurguya eklemleniyor, en sonunda tek el silah sesi ile gözden kayboluyor.

    geriye ''ilyas salman keşke 'oyuncu ilyas salman' olmasaydı da, hikayeyi ve filmi bu kadar kontrol etmeye çalışmasaydı, çalışsaydı da bari başarılı olamasaydı'' demek mi kalıyor? hayır. ''ilyas salman'ın rolü filmin başında tavsiye veren kadın ayarında bir yerel abi'ye devredilmiş olsa bile 'kusurlarına rağmen sevebildiğimiz bir film'den çok daha fazlası olacak, mükemmel bir sinema filmi olacak mıydı?'' hiç şüphesiz evet, ama yine de hayır.

    niye hayır? çünkü sorumluluğu ilyas salman'a yüklemek hem adaletsiz, hem de teknik faul. zira bu işte herkes bilir ki, hangi şahsiyet ve tiynette oyuncu sos olmuşsa olsun, asli sorumluluk oyuncuda değil, onu (ve işe sos olan herkesi) idare etmekle görevli yönetmendedir. zaten bu yüzden yönetmenin iyisi, idare edemeyeceğini anladığı kimseyi filmine sos etmez. bu kişi oyuncu da olsa, yancı da olsa, yapımcı da olsa, aracı da olsa, gişesi de olsa, yeteneği de olsa; şanlı bir geçmişi, parlak bir geleceği de olsa, tercih etmez. çünkü aklı başında hiç bir yönetmen, tüm sorumluluğunu aldığı bir işte iktidarını, kendi bildiği ve hesap ettiklerinin onda birine dahi sahip olmayan ve mesuliyet açısından kendisine denk olmayan kimseyle paylaşmak istemez.

    e dünya hali, estetik iddianın zoruyla sıçıp da seçtiyse vay haline. o zaman da oyuncusunu idare edene kadar iktidarından vazgeçmez. zira oyuncu, nadanlığı haslet bilip taşırarak sıçmakta inat etse ve bu inadı kendine vesika yapsa bile, yönetmenin muradı ve iradı, kendisi de dahil her sıçanın sıçtığını temizlemeye sebat etmekten geçer.

    reis çelik, oyuncu ilyas salman'a rağmen, ilyas salman'ın oyunculuğunu; buna bağlı olarak hikayede oluşan tuhaf bombelere ve içerikteki falsolara rağmen, filmin bütününü kurtarmayı başarmış. onu mümkün kılan sebat ve o sebatın çocuğu olan film sevilmez de ne yapılır?
  • 5-6 saat süren bir anın filmi. tek mekan. gerdek odası. usta bir oyuncu ve karşısında o yöreden seçilen bir kız. suskunluğu oynamak zorunda kalan oyuncular olarak inanılmaz başarılılar.
    bu önümüze serilen mevzu taşrada yaşanan. ama ben bu filmden yola çıkarak bunun şehirde yaşanılan boyutunu da göstereyim size;

    14-15-16 yaşlarındaki kızla evlenmeye kalkarsan, kız = çocuk gelin
    aynı çocuk şehirde olunca = lolita

    lolitayla evlenmeye kalkarsan = yine çocuk gelin
    evlenmez de mastürbatif malzeme yaparsan = sıkıntı yok.

    bu neyin ahlakı lan. ne sığır toplumuz biz ya.
  • --- spoiler ---

    film, sanılanın aksine gerdeği de göstererek bitiyor. bütün gece, aslında damadın cinsel organını çocuk gelinin cinsel organına sokmasına dair korkulu bir bekleyişle ilerliyor izleyicinin kafasında. gelinin ilk "korkuyorum" lafında ilyas salman'ın kocaman burnuna kameranın dikkat çekmesi fallik bir simgenin çaktırmadan kullanılmasından başka bir şey değil. bir dolu hikaye, diyalog ve monolog geçip gittikten sonra gerdek damat ve gelinin cinsel organlarıyla değil kurşunla damadın vücudunun birleşmesiyle, çocuk gelin ayıbını kurumsallaştıran sisteme (töre, gelenek, anane, ne denirse artık) karşı ve bizzat ona yöneltilmiş silahla, bir tecavüze dönüşüyor. ben reis çelik'in yerinde olsam intiharı göstermemek yerine, damadın silahı ağzına soktuğu son bir kare çekip, kamerayı öyle uzaklaştırırdım evden. böylece başlangıçtaki simgeleme, finaldeki fallik betimlemeyle bütünleşip filmi bütüncül bir hale sokabilirdi. maalesef bu fırsat kaçmış.
    --- spoiler ---

    öte yandan, ilyas salman'ın kıymetini bilmeyen türkiye utansın.
  • çocuk gelinler sorununu dibine kadar yansıtacağını düşündüğüm için bir heves açtığım, ancak ödül almasına rağmen malesef film bittikten sonra aklımda kalan tek bir sahnesi bile olmayan film.

    çocuk gelin meselesini irdelemek gerdek odasında geyik muhabbeti yapan biri çocuk iki çifti yakın plan göstermek midir yani. ben o gerdek odasından ziyade, o odadan sonrasını görmek isterdim. bir kız çocuğunun bir gecede zorla büyütülüp kadın yapıldıktan sonra üstüne binen sorumluluğu nasıl taşıyamadığını, zorlandığı anları, çocuk ve kadınlık arasında gidip gelişini görmek isterdim. evlenen adamın geçmişinden, yaşadıklarından ziyade o kız çocuğunun filmin odak noktası olması isterdim. şahmeran hikayesinden ziyade o çocuk gelinin kendi durumunu sorgulayan bir cümlesini duymak isterdim. film öyle çekilmiş ki, neredeyse kıza kızıp, ''e hadi zorlama artık adamı'' diyeceğiz.

    daha fazla yazmak istemiyorum sinir oldum çünkü. bunu okumak yeterli. (#30215242)
  • reis çelik'in toplumsal bir tabuyu ve dahası kadını aşağılayan en büyük töre, adet sayılan küçük yaşta evliliği, çocuk gelinleri ele alma cesareti gösteren eleştirel film çalışması. filmde altmış yaşındaki bir adamın on dört yaşında bir çocukla evliliğini anlatılıyor. altmış yaşındaki adam ilyas salman tarafından canlandırılırken, çocuk gelini ise henüz on dört yaşında bir lise ilk sınıf öğrencisi olan dilan aksüt canlandırmakta. dilan aksüt, bölgede yaşayanlar arasında, yüzlerce kişi arasından seçilmiş bir kişi.

    ayrıca ilyas salman bu film ile yirmi beş yıl sonra ilk kez başrolde yer alıyor; kendisi bugün 61 yaşında. büründüğü karakter ve rol için "45 yıllık sinema hayatımda biriktirdiklerimi yansıtabileceğim rol altmış bir yaşımda kapımı çaldı. bende neyim varsa verdim. böyle bir rol oyuncunun eline ömrü boyunca bir kez geçer" diyor ki, haklı, sonuna dek.

    film, eksi on sekiz derecede ardahan'da şubat ayında çekilmeye başlanmış. yönetmen reis çelik kamerasını, öyküsünü ve yönetim becerisini kutsal sayılan gerdek odasına, namus, erken yaşta evliliğe çevirirken eleştiri ve sorgusunu kadın üzerinde biriken örf ve adet sayılan törelere ve erkek egemenliği üzerine yapıyor.

    filmle ilgili yönetmenin belirttiği bir diğer unsur ise tıpkı livaneli'nin bir önceki romanı son ada'daki gibi ne isim, ne zaman, ne mekan belirtilmesi ne de mezhep tanımlaması yapılmaması. bunun açıklaması ise yaşanan bu olayın tüm türkiye'de yer, mekan, zaman ve mezhep fark etmeksizin yaşanıyor olması.

    dört gözle montajının bitip vizyona girmesini bekliyoruz.
  • önyargıyla gidip, öngördüğümden daha çok beğendiğim bir diğer film olmuş eser. izlenmeye, okunmaya değer.

    http://ustumegelme.wordpress.com/…ki-film-lal-gece/
  • 14. uluslararası eskişehir film festivalinde gösterilen filmlerden biridir.ülkenin doğu illerinde sık meydana gelen bir hadise var ortada. on üç- on dört yaşlarında bir gelin, elli altmış yaşlarında bir damat...

    izleyiciyi boğmadan, yanık yanık türkülerle buhranlara sokmadan da töre filmi yapılabildiğini göstermiştir reis çelik.
  • berlin'den ödülle dönmüş film.
    http://www.radikal.com.tr/…2&categoryid=82&rdkref=6
  • filmi dün gec izleme şansına nail oldum.

    öncelikle ilyas salman'ın peroformansı gayet iyi.

    filme gelecek olursak, arada bazen öyle bir noktaya geliyorsun ki kız çocuğuna kızar gibi oluyorsun. amma uzattın be diyorsun. oradaki kız şekeri henüz çocuk sevinciyle yiyen, sigara dumanına babasının sigara dumanına bakıp eğleniyormuş gibi bakan, bakan, bakan-bakan-b-a-k-a-n bir çocuk. evet o kadar çocuk ki, oyun onyamak istiyor. yönetmeni, senaryoyu, olay örgüsünü eleştirmek haddimize değil lakin bir noktadan sonra kızın değil erkeğin dramı ön plana çıkıyor. izleyici, erkeğin sorunuyla ilgilenip erkeğe hak vermeye başlıyor. hatta sona doğru bu duygu finale ulaşıyor. mağdur durumda olan bir erkek figürüyle bizi başbaşa bırakırken arka planda yazgısını kabullenen bir kızın kadınlığa doğru olan yolculuğunu kesit olarak sunuyor. hatta hareketleriyle onu kadınsı bir varlığa çeviriyor.
  • beğendim ben bu filmi. sebep sonuç ilişkisine girmeden, gereksiz duygusallık katmadan, hayatın akışı içinde bir geceyi tek mekanda büyük bir başarıyla yansıtmış. sadece olayı yansıtıyor bir çözüm önermiyor diye eleştirenler var ki üzüldüm açıkçası. bu haliyle son derece samimi bir film.

    diğer taraftan ilyas salman ve şener şeni ikisinden biri vefat etmeden önce aynı filmde görme isteği uyandırdı bende. sessizliğin hakim olduğu anlarda tek bir mimikle işi bitiriyor ilyas salman. yeşilçamda denk geldikçe izleyip gülerdik ama bu yönünü pek görmemiştik.