şükela:  tümü | bugün
  • lale çılgınlığı, diğer adlarıyla lale balonu, lale spekülasyonu hollanda altın çağı'nda lale soğanlarının fiyatlarının aniden aşırı derecede yükselip çöküşe geçtiği döneme verilen isim. şubat 1637’de lale çılgınlığı’nın doruk noktasında laleye dayalı sözleşmeler yetenekli bir zanaatkarın yıllık gelirinin 10 katına satılmıştır. bu olay genelde tarihteki ilk spekülatif balon olarak bilinir. lale çılgınlığı terimi günümüzde varlık fiyatlarının gerçek fiyatlarından sapmasını ifade eden bir benzetme olarak kullanılmaktadır.

    olay, 1841 yılında ingiliz gazeteci charles mackay’ın olağanüstü kitlesel yanılgılar ve kalabalıkların çılgınlığı (extraordinary popular delusions and the madness of crowds) adlı kitabıyla popülerleştirilmiştir. mackay’a göre bir noktada tek bir semper augustus soğanı için 12 akre (5 hektar) arazi teklif edilmiştir. mackay, fiyatlardaki ani düşüşten dolayı bu tür yatırımcıların battığını ve hollanda piyasalarının ciddi bir sarsıntı geçirdiğini iddia etmektedir.
  • (bkz: spekülasyon)
  • bu çılgınlıkla ilgili bir hikaye;
    lale çılgınlığı dönemlerinde bu çılgınlıktan haberi olmayan bir gemici ülkeye gelir ve bir tüccarla yemek yiyecektir. yemek yenilecek masada tüccara ait bir lale soğanı bulunmaktadır. denizcinin masada duran lale soğanının değerinden haberi yoktur ve normal soğan zannederek yemeğine katık yapar. bunu gören tüccar gemiciyi hemen dava eder ve neyi var neyi yok elinden alır.
  • charles de l'écluse'un hollanda'da (o dönem için birleşik vilayetler) kurduğu "hortus academicus" adlı botanik bahçesinde osmanlı'dan getirilmiş ve kendi geliştirdiği lale çeşitleriyle başlayan çılgınlık.
  • dünya prömiyerine antalya haşim işcan kültür merkezi'nde tanık olduğum, dahil olduğum, seyretmekten çook büyük keyif aldığım ve hatta dört beş köşe olduğum antalya devlet opera ve balesi ve ali hoca besteli müthiş eser.

    kah hollanda kah osmanlı'ya ait dekoruyla, müziğiyle ve hiç şüphesiz kostümleriyle başarılarının devamını dilerim.

    türkçeye ve türkiye'ye bu denli harika bir eseri kazandırdıkları için adı bilinen bilinmeyen herkese saatlerce teşekkürler.
    ayrıntılı bilgi: https://secure.dobgm.gov.tr/…r2009.asp?eserkodu=949
  • isimli ali hoca imzali opera hakkinda bir elestiri icin :

    http://www.evetbenim.com/…uzerine.html#.uyao2aksqzo

    http://i.imgur.com/tbq6d2m.png

    ---------------------------------------

    son kullanma tarihi geçmiş bir opera anlayişi: lale çilginliği

    kemal küçük- milliyet sanat dergisi/ mart 2013

    iv. murat, cem sultan, muhteşem süleyman derken birden “lale çılgınlığı” çıkageldi antalya opera sahnesi’ne. tarihi kişilikleri operanın konusu yapmak, barok dönemden beri çok revaçta. yunan mitolojisi yanında doğuya ilgisi de o denli fazla ünlü bestecilerin. vivaldi’nin beyazit’i, handel’in timurleng’i, verdi’nin attila’sı ilk akla gelenler… tabii üçüncüsü ile ilk ikisi arasında yaklaşık yüzyıllık zaman aralığı var. buna koşut olarak da çok değişen bir opera anlayışı… barok dönemin da capo aryalarıyla bezeli durağan sahneleme kalıplarından, romantik patlamalarla o günün seyircisinin gözüne giren, melodram kalıpları içinde yerlerde sürünen aşıklara uzanan bir süreç…ama hepsinin ortak noktası, trajik bir olay ve onun tarafları olan güçlü tarihi kişilikler…bestecilerin konuyu bulduktan sonra libretistten istedikleri, akıllarındaki genel müzikal fikirleri sahnedeki karakterlerle olayların niteliklerine uygun bir “lirik”le daha küçük parçalara bölüp “özelleştirmek” ve “sözelleştirmek!”. bunu yaparken de söz ve müziğin anlamsal uyumunu olabildiğince gözetmek zorundalar. ama 20. yüzyılda işin içine yepyeni bir “sorun” daha giriyor: sahneleme… eskiden müzik yanında sahnenin de tek hakimi olan orkestra şefi, artık gücünü sahne yönetmeni ile paylaşmak zorunda… ve artık sahnelemeyi öne alan güçlü librettolar kaçınılmaz! baroktan, 19.yüzyılın “büyük opera”sına yazılan onca başyapıtı bile günümüz insanına seyrettirebilmek için yepyeni sahneleme düşüncelerini devreye sokmak gerekiyor. saydığım tüm tarihi konulu operalar, tarihi kişiliklere dayandığı ve trajik olayları konu aldığı için, ama asıl bestecilerin sanatsal gücü nedeniyle günümüzde de izlenebiliyor. bunun yanında, saraydan kız kaçırma, ya da zaide gibi tamamen hayali konularıyla günümüz insanı için son derece naif hatta çocuksu konuları içeren librettoya sahip yapıtlar, mozart’ın müthiş müziğinin gücü ile istisna olarak ayakta duruyor; o librettoyu ortalama bir bestecinin müziği ile bu gün kimseye izlettiremezsiniz.

    peki biz ne yapıyoruz? 21. yüzyılda, bir ikisi hariç, tarihi konuların ardına sığınıp, son derece amatör, edebi yönü olmayan, sahneleme biliminden nasibini almamış, teknik olarak zorlama librettolar üzerine, “opera müziği”nin temel kurallarını (dramatik müzikal kavramlarını) bile bilmeden yazılmış demode ve sanatsal olarak zayıf müziklerle türk operalarını çoğaltmaya çalışıyoruz. ve adnan saygun’a, nevit kodallı’ya (gılgamış bir başyapıttır) ferit tüzün’e ayıp ediyoruz.(tabii güngör dilmen’e de)hollanda’dan osmanlı’ya

    librettoyu yazan şefik kahramankaptan, tarihteki ilginç bir dönemi, hollanda’da 1620’lerde yaşanan “tulipomania”(lale çılgınlığı) ile istanbul’daki lale devri’ni (aralarında 100 yıllık zaman farkı olsa da) ilişkilendiriyor. her sınıftan ve her meslekten hollandalılar işlerini bir yana bırakıp nadir bir lale yetiştirip zengin olmak peşindedir. lale borsasında, gelecek baharda açması beklenen, henüz ortada olmayan laleler için spekülatif satışlar yapılır. bir ev, ya da çiftlik fiyatına tek bir özel yetiştirilmiş cins lale satılır. ancak bir süre sonra bu borsa çöker, spekülatif satışlar yasaklanır. laleler para etmez olur. bu konuda türkçeye çevrilmiş, “lale çılgınlığı” adında iki ayrı kitap var. kahraman kaptan, türk- hollanda ilişkilerinin 400. yılı için, konjanktüre uygun bulup, iki ülkeyi birleştiren en önemli ortak değer lale olduğu için, böyle bir libretto yazıp, opera geleneğinin tersine kendisi besteci arayışına girdiğini söylüyor. 1949 doğumlu gazeteci şefik kahramankaptan’ın bu sahnelenen ilk opera librettosu. ilki 1998’de ikincisi yeni sahnelenen iki bale librettosu var.

    bale librettosu ile opera librettosu arasında ters bir ilişki vardır. opera bestesi libretto üzerine; bale librettosu ise çoğunlukla müzik üzerine yazılır. üstelik, bale librettosu, koreografa yol gösteren bir kılavuz niteliğinde daha basit bir metindir. iş dramatik yapı ve “lirik”e gelince zayıflıklar lale çılgınlığında kendini gösteriyor. yapıt, öncelikle opera türünü belirleyememiş. libreto yazarı “halk operası” olarak belirtse de, opera seria(ciddi opera) ile opera buffa (komik opera)arasında ortada kalmış. konu seria için hafif, buffa için yer yer ciddi. besteci de müzikal anlatımda ortada kalmış. ali hoca, beğendiğim yetenekli bir genç bestecimiz. tonal anlayışla ama samimiyeti olan, kişiliği olan bir müzik yazmaya çalışmış. ancak librettonun izin verdiği dramatik yapı ve şiirsellik ölçüsünde!

    konu kısaca şu: değerli eşyaları macera için çalan fink van broot, lale borsası başkanı, van den boyl’un bahçesinde “büyük amiral” adlı çok değerli bir lale büyüttüğünü öğrenir. kızını kendine aşık eder ve davet edildiği gece içkilerine uyku ilacı koyarak, lale soğanını çalar ve kaçar. ama aynı gün lale borsası çöker ve kağıt üzerinde değerli laleler artık değersizdir. ikinci perdede, çaldığı lale ile fink van broot istanbul’a gelmiştir! burada da lale devri yaşanmakta, kendi de lale yetiştiren damat paşa, van broot’u duyar ve adamlarına yakalattırır. paşa, değerli bir lalesi olduğunu söyleyen van broot’un lalesini özel bahçesine eker. baharda lale açarsa van brood’un yaşamı kurtulacaktır. van broot paşa’nın cariyesiyle aşk yaşar. baharda lale açar ve hayatı kurtulur. ödül olarak hem cariye ile evlenir hem de bahçıvanbaşı olur! böylesine naif bir kurgunun içinde ne bir yan konu ne de girift bir entrika var. ama iki kısa perde içinde zaman-mekan değişimi gerektiren 6 ayrı tablo var. böylesine bir eserin şansı, murat atak gibi, iyi bir tiyatro rejisörüne teslim edilmesi olmuş. atak, yaptığı eklemelerle bağlantıları kurmaya çalışırken, mekan ve olay değişimlerini, oyuncuları dondurup döner sahneyi çevirerek sağlamayı başarmış. bir dramatik gerilimin çözümü olmayan, çocuksu finalde, lalelerin açmasını, danseden balerinlerle simgeleyip, “büyük amiral” adlı laleyi simgeleyen dansçıyı iyi bir buluşla tavana yükselterek, finali ortaokul müsameresi olmaktan kurtarmış. çağda çıtkaya’nın çok sempatik, hareketli ve hafif dekorları ile nursun ünlünün, pastel ağırlıklı iyi stilize edilmiş dönem kıyafetleri çok başarılı. müzik, ilk perdedeki anlayışını, librettonun zorlaması ile ikinci perdede sürdüremiyor. darbuka’nın da olduğu (ki o dönemde darbuka kullanılmazdı) bir alaturka zorlaması, gereksiz bir kontrast yaratıyor. oysa çok daha soyut bir istanbul esinlenmesi “opera” anlayışına yakışırdı.yine “lirik” in karakterler üzerine değil, hızlı geçen olay üzerine yoğunlaşması nedeniyle, tonal yazılmış bir yapıtta, akılda kalıcı bir arya yer almıyor. lotte rolünde soprano burcu kuru, sadrazam damatpaşa’da bas şafak güç ve gülendam rölünde ebru kaptan, rollerine yakışan ses renkleri ve oyunculukları ile başarılılar.

    ancak, onca emeğe, içtenlikli müziğe, sanatçıların terine, iyi dekora, iyi rejiye karşın; tarih konulu opera yazmakla, tarihte kalmış bir anlayışla opera yapmayı birbirine karıştırırsak, lale çalgınlığı’ndaki gibi opera sanatı adına “çağ dışına” düşeriz. hem de opera librettosu yazarlığı hâlen amatör düzeyde olan bir ülkede, çok fena düşeriz!

    kemal küçük
  • ogier ghislain de busbecqin, osmanlı imparatorluğu'ndan, hollanda'ya lale getirmesi ile temelleri atılmıştır. 16. yüzyılda ekonomisi akılalmaz derecede büyüyen hollanda ve zenginleşen belirli bir kesimi kendini lüks tüketime adamış ve bir nevi para harcayacak mecralar aramaya başlamışlardı.

    ünlü botanis carolus clusius, rariorum plantarum historia kitabında da bu laleden bahsederek bir nevi viral reklamın alasını yaptıktan sonra fiyatları yükselen lale soğanlarını bir gece ansızın çaldırıp çılgınlığın ilk mağdurlarından biri haline gelmiştir.

    lalelere, renklerine göre rütbe isimleri atandıkça çılgınlık hız kazanmıştır. "amiral/general lalesine" sahip olmanın bugünkü karşılığı osman hamdi beyin kaplumbağa terbiyecisi eserine sahip olmak gibi bir durum haline gelmiştir. tek bir lale soğanı ile şehir merkezinden bir ev almak mümkündü.

    devlet de işe el attıktan sonra bir lale soğanının kimlere, ne zaman satıldığı kayıt altına alınmaya başlandı tıpkı bir gayrımenkul gibi. sonra da kendine borsada yer bulmaya başladı.

    çılgınlık öyle bir noktaya geldi ki, ortalama senelik gelirin 300 florin olduğu ülkede tek bir lale soğanı 6000 florine kadar satılabiliyordu. bunun nedeni ise spekülasyonlar ile lale fiyatlarının özellikle fransa'da çok yükseldiği söylentilerinin yayılmasıydı. küçük yatırımcılar evlerini, tarlalarını satıp karşılıklarında lale almaya başladılar. çocuklarının geleceklerini lale ile garanti almaya çalıştılar, miras olarak onlara lale bırakmak yapılabilecek en büyük jest olarak görülmeye başlandı. 3-4 ev satılıp karşılığında lale alan yatırımcılar lale çılgınlığına körükle gittiler.

    3 şubat 1637 gününde ise belirlenemeyen bir nedenden dolayı lale fiyatları dip yaptı. onbinlerce evini arsasını satıp lale alan yatırımcı, neleri var neleri yok ise hepsini kaybettiler.
  • tarihteki ilk ekonomik balonlardan biri olarak geçer.
  • tarihteki ilk ekonomik balon olması açısından önem arz etmektedir. tarih kaynaklarında, o tarihlerde bir lale soğanı fiyatının ortalama bir hollandalının yıllık kazancına yakın olduğu belirtilir. lüks ve statünün simgesi haline gelen laleler, lale soğanı üreticileri ile bunları alıp daha yüksek fiyattan satan aracılar arasında sözleşmeye dayalı olarak el değiştirmekteydi.

    bu lale sözleşmelerinin günün birinde alıcısı kalmayınca, evet doğru tahmin ettiniz, gümm... tarihte bilinen ilk ekonomik balon büyük bir sesle patladı ve büyük bir sektör haline gelen lale fiyatları bir anda hızla yere çakıldı.

    günümüz türkiye' sinin emlak balonuyla büyük benzerlikler göstermekte olan bir piyasadır ayrıca.

    şöyle ki; aşırı lale talebine benzin döken iki temel faktör vardı.

    1- öyle olduğuna inansın inanmasın, laleler çevrede saygın bir kişilik gibi görünmenize zemin hazırlıyordu------------>65 katlı binalarda yer alan kutu kadar, milyonluk rezidans daireleri gibi mesela,

    2- lale soğanı alanlar bunun fiyatının hep artacağını düşünüyor, tüm yatırımlarını bunlara yapıyordu-------------->arz talepten daha hızlı yükselmesine rağmen konut fiyatlarındaki öngörülemeyen, açıklanamayın artış gibi mesela.
  • xvı.yüzyılın sonunda, osmanlı imparatorluğu’ndan hollanda’ya götürülen lale, coğrafi
    ke?iflerin etkisiyle zenginle?en hollandalıların lüks evlerinin bahçelerini süslemeye
    ba?lamı?tı. yeni bir çiçek olan laleye olan bu merak çok geçmeden ciddi bir talebi de
    olu?turmu?tu. yeti?tirilen lalelerin satılması, daha pahalı lale soğanlarının alınmasına neden oluyordu. lalenin, reel olarak sadece bir bitki olmasına kar?ın, bir statü sembolü olarak algılanması sonucu, fakir hollandalıların da ilgisi yeni talep ve dolayısıyla yeni yükseli?lere neden olmaktaydı. bu geli?me üzerine fiyatlar o kadar tırmanmı?tı ki ticari anla?malar lale üzerinden yapılmaya ve insanlar evlerini lale kar?ılığı ipotek etmeye ba?lamı?lardı. bu çılgın süreç devam ederken, bir virüsün mutasyona uğraması sonucu e?siz ?ekil ve renkte lalelerin ortaya çıkması fiyatları daha da yükseltmekteydi. çılgınlığın zirve noktasına çıktığı 1636
    yılında bir lale soğanı ile on iki dönümlük bir arazi ya da amsterdam’da lüks bir malikane almak mümkündü. hatta bazı kaynaklarda varlıklı bir fransa vatanda?ının, ülkesindeki bira fabrikasını bir hollanda vatanda?ına, bir lale soğanı kar?ılığı sattığı da anlatılmaktadır. ancak 1637 yılında beklenen mutasyonların meydana gelmemesi, lalelerin satılmak istenmesine neden oldu ve hemen hemen bütün yatırımcıların tüm malvarlığını lale soğanına yatırmı? olmasından dolayı, piyasada olu?an likidite sıkıntısı fiyatların oldukça hızlı bir ?ekilde dü?mesine neden oldu. öyle ki fiyatlar sadece bir haftada yüzde 95 oranında dü?mü?tü. her gün onlarca yatırımcı, bu çılgınlık sonucu tüm varlığını kaybettiğinden amsterdam kanallarına atlayarak intihar etmeye ba?lamı?tı.hollanda krallığı, bu noktada bu trajediye müdahale ederek lale ticaretini daha küçük ölçekli ve stabil hale getirdi.

    ünlü fransız yazar, alexandre dumas’nın siyah lale isimli eserine de konu olan bu finansal balon, üzerinden yakla?ık dört yüz yıl geçmi? olmasına kar?ın hala çok tartı?ılan bir konudur.