şükela:  tümü | bugün
  • eskiden istiklal caddesinde, schlotzskys deli'nin oldugu yterde bulunan lokanta... nispeten ucuz ve lezzetli yemeklei olan, benim gibi işkembe sevmeyen birisi için bile hoş bir mekandi... özellikle izgara köftesi çok başariliydi, yazik ki kapandi... sahibi bir aralar "buraya nike açicam parayi götürücem köşe olucam nihoahao istanbulun ilk naykı yeşil yeşil dolarlar heyoo, çocuklar siz sağa sola söyleyim arkadaslariniz gelsin, siz de ne zaman gelseniz indirim alasi var" diye atip tutmaktaydi, nitekim hiç açilamadi o nike...
  • eskiden beyoglunda galatasaray lisesinden asagiya inildigi zaman sagda kalan bir yerdi. sonralari kapandi. acildi. ama eski yerinde degil. tarlabasinda sokaga bakan yine ayni buyuklukte bir mekana yerlesti iyi de oldu...
  • sahibi aynı zamanda me gusta'nın da sahibi olan deniz akkaya'nın babasıdır.
  • kelle paca ve tuzlama karısık isteyin. orgazm ` etkisi yaratiyor.
  • 1980 yıllarda istiklal caddesinde şu an mc donalds'ın olduğu yerde faaliyet gösteren lokanta.. kazandibini güzel yaparlardı.
  • etilerdeki subesi dekor ve konsept olarak gayet kalite olan ancak yemeklerinin tadinda anlatilamayan bir eksiklik sezdigim corbaci. ayricana iskembe corbasi icerken italyanca muzik dinlemek de ne yalan soyliyim bi garip oluyor
  • iskembe corbasi icilemeyen, sikayet ettiginizde tuzlama getiren, gelen tuzlamanin ne oldugunu bilmeden kasigi tabagin icine daldirildiginda ise kafam kadar gulsah gorup dumur olunan lokantadir. siddetle tavsiye olunmaz.
  • eger iskembe corbasindan nefret ediyorsaniz oncelikle ne isiniz var iskembecide. ama ola ki gruptan birileri "orada mercimek corbasi da var gel onu" icersin diye gazi verip gideyazdiysaniz, tekrar ve tekrar dusunmeniz gereken mekan. soyle ki hadi yazin disarida oturdunuz iskembe kokusundan az biraz yirttiniz ama bu adamlarin mercimek corbalari da iskembe aromali bariz. nasil beceriyorlar bilemedim artik tabaklari mi yikanmiyor yoksa uzum uzume baka baka mi karariyor ama kendilerine sordugumuzda cevaplari "kazanlar birbirine yakin ondandir" oldu, sabirim uzumun uzume bakmasi konusuna onlar daha ciddi yaklasiyor. bir iskembe dusmaninin bu yakarisi haricinde iskembe,kelle,paca,tuzlama ve bilimum igrenc sakatatsal girisimi seven bunyeler icin cillop, taksim geceleri sonrasi gidilesi bir mekandir,bana uzak olsun yeter.
  • unlulerin ve travestilerin ugrak yeri olan sabahci kahvesi kivamindaki iskembeci.
  • lezzet durakları'na girmiş olmakla birlikte, o duraklarda durmasak da olabileceğini göstermiş mekan.

    sakatat çorbaları için değerlendirme yapamam, çok bildiğim bir şey değildir. birkaç senede bir içtiğim, adana'da halamın yaptığı paçayı bilirim sadece; çok farklı ve çok da güzel olur ama başka yerde yok işte. o yüzden çorba değerlendirmesi yapamıyorum.

    lakin, çorbaya konacak sarımsağı müşterinin tercihine bırakıp masaya getirme hassasiyetini gösteren bir işletmenin, kokoreçe o kadar acıyı nasıl olup da bastığını anlayabilmiş değilim. "neler oluyor burda!" diye mutfağa dalasım geldi.

    sonra tabi bişeyler yemek de lazım. hayır ortamını sevsem, içimi açsa, tamam dicem parasında değilim. ama hem yok öyle bişey, hem de o nası saçma fiyatlar öyle... şimdi fiyatlar fahişmiş gibi konuşmayım, hayır iyi bir yemek için fahiş değil ama leb-i derya'da değiliz kuzum, işkembecideyiz. "sen işkembecisin, büyük düşün" demiş bunlara birileri zahir. (allam ne iğrenç bi espri oldu bu böyle ya)

    ızgara tavuk söyledim ben de. evet garip bi tercih bi işkembeci için. ama canım başka bişey istemedi. midem zaten işkembeye pek alışık değil, olabildiğince light takılayım istedim. bir de ne bileyim ben ızgara tavuğun o kadar çakma olacağını. koskoca lale işkembecisi bu, 60'lardan kalmış, mutlaka vardır bi trick'i bi güzelliği sandım. üç günlük padişah sofrası'nın bile tavuk pirzolası tadından yenmiyorken, 40 yıllık lale işkembecisi neler neler yapıyordur dedim.

    yemin ederim bizim şirket yemekhanesindeki tavuk daha güzel. bir yemek bu kadar çakma olur.

    yanında gelen 0,75 kaşık pilav çok güzeldi allah için, hakkını yemeyeyim. pilava bayılırım, iyi bir pilav yemeyeli de bayağı olmuştu. iyi geldi.

    tavuk, bi kere her şeyden önce soğuktu. ikincisi, göğüs etini doğramaya bile zahmet etmeyip öyle olduğu gibi, üstüne hafif bi basıverip, atmışlar ızgaranın üstüne. taş gibi bişey olmuş tabi o. rejim yapıyo gibi hissettim kendimi. ızgara sulu bırakıldığı zaman güzel olan bişey, o tavuk yensin diye pişiyo, kafaya atılsın diye değil. neblim insan bi tarz yapar bi güzelleştirir yemeğini. 40 yıllık işletmeyim diye geziniyosın ortalıkta ama o tavuğu çalışan annesinin yemek yapamadığı gün okuldan deli gibi aç gelen, hayatında daha yumurta kırmamış ergen çocuk öyle pişirir ancak. (hayır kendimden bilmiyorum ama bilebilirdim.)

    iç mekan çok iç karartıcı. daracık yere bin tane masa sandalye sığıştırmışlar. biz gittiğimizde allahtan kimse yoktu, tek masaydık. ama o kadar dipdibe ve dar ki her yer, masalar dolu olduğu zaman o gürültü, o sıkışıklık, koku, sigara dumanı, allahım... kapısından girilmez oranın. önünden geçilmez be, ne kapıdan girmesi.

    ayrıca tuvaleti inanılmaz ayakaltı bir yer. siz yemek yerken dibinizde, ama gerçekten dibinizde sifon çekiliyor. tam da en ortalık yerde; bina yapılırken merkezi olsun diye düşünülmüş zahir. muhtemelen meskendir orası aslında, bir mesken için bile saçma bir yerde tuvalet. hele bi bir restoran için, aman allam...

    ben burayı pek sevmedim. bir gün sarhoş olur çorbasal ihtiyaçlar içine girersem gitmek isterim belki, bilmiyorum. aksi halde buraya yapacağım tüm ziyaretler çiğ tavuk yemek kabilindendir.