şükela:  tümü | bugün
  • 1949 yapımı fransız filmi. jacques norman isimli bir fransız yönetmene ait. filmde dönemin ünlü müzisyenleri francis lopez ve luis mariano'yla birlikte nita berger var. filme adını veren şarkıyı nita berger seslendirmiş.

    işte bu l'ange rouge şarkısı da gelmiş, attila ilhan'ın sisler bulvarı şiirine bir satır oluvermiş. bu iddianın sahibi benim tabii. kesin doğru diyemem ama bütün işaretler bu şarkıyı gösteriyor. sisler bulvarı'nda geçen "kırmızı melek şarkısından bir satır" dizesini kastediyorum. l'ange rouge kırmızı melek demek. ve şarkı & film 1949/50 yıllarında piyasa olmuş. attila ilhan'ın da 1950'lileri türkiye-fransa arası mekik dokuduğunu düşünürsek, ve dünya üzerinde kırmızı melek ismini taşıyan bir kaç şarkının daha bulunduğunu (the clash - red angel dragnet albüm: combat rock, 1982) (shinhwa - red angel albüm: perfect man,2002) ama onların da tarihleri göz önünde alındığında o şiire konu olmalarının imkansız olduğunu göz önüne alırsak, sisler bulvarında attila ilhan'a ilham olan şarkının nita berger'in sesiyle vücut bulmuş l'ange rouge olduğu kanısına varabiliriz.

    (bkz: nita berger)
    (bkz: sisler bulvarı)

    bu araştırmayı yapmama vesile olan autumns monologue'a da teşekkür etmeliyim, böyle güzel bir sesle tanışmama olanak sağladığı için.
  • (bkz: akai tenshi)
  • filmle aynı isimdeki şarkının, attila ilhan'ın sisler bulvarı şiirinde bahsettiği şarkı olduğu doğrudur. filmi sıradan bulduğunu vurgulasa da, şarkıdan da bir o kadar etkilendiğini söylemiştir.

    öncelikle şiiri zannedildiği gibi paris'te yazmadığını, yani o bulvarın paris bulvarlarından biri olmadığını söyledikten sonra şöyle devam eder: "şiiri paris dönüşü, lâleli'de, şair nigâr sokağı'nda, emekli öğretmen melâhat hanım'ın evinde pansiyoner kalırken yazdım, atatürk bulvarı üzerinde, o zaman günseli pastahanesi diye bir pastahane vardı. akşamları oraya düşer, sonbahar sisleri basıp sokak lambaları puslu puslu yandı mı, yürüyerek taa atatürk köprüsü'ne kadar inerdim, demek bu yürüyüşlerde bir yandan paris günlerini düşünüyormuşum, bir yandan sevdiğim kızı, bir yandan da yaşadığım gerilimli hayatı. daha önce ben sana mecburum'daki bazı şiirler dolayısıyla yazdığım gibi, gizli komitacılık hayatı uzunca bir süre bıçağın ağzında yaşamamı gerektirmişti, bu yaşantının izlenimlerini dolaylı olarak böyle gerilim şiirlerinde söylemeye çalıştım. o zaman ciddi olasılıklar halinde beliren bazı şeyleri, sonraki kuşakların, gündelik ve acımasız gerçekler olarak yaşamalarına ne demeli?

    kırmızı melek şarkısı merak edilmiştir, yeri gelmişken söyleyeyim: porte d'orlean'da bir öğle sonu sinemaya gittik, sıradan bir fransız filmi oynuyordu, adı l'ange rouge/kırmızı melek. film önemsiz ama aynı adı taşıyan şarkıyı unutmak ne mümkün!.. müzik dükkânlarına girer, elektrikli gramofonlardan aralıksız bu şarkıyı dinlerdim, ne kadar sevmişim ki işte böyle şiirin birinde kendine bir yer edinivermiş."