şükela:  tümü | bugün
  • alain resnais'nin yönettiği, senaryosunu alain robbe grillet'nin yazdığı 1961 tarihli film.
    hilmi yavuz'un aynı başlığı taşıyan bir şiiri de mevcuttur. "ne kadar uzaktır şimdi/bir kadın bir yerden gelmesi beklenen" diye başlar şiir.
  • hafiza ve hatira uzerine cekilebilecek en guzel filmlerden biri zannimca. gilles deleuze cinema 2: time image eserinde 'sheets of the past' ve 'peaks of the present' diye boyle zamani bir sarmal gibi dondure dondure isleyen, gecmis nire gelecek ne zaman birbirine katan bir sinemadan bahseder ki bu film odur iste. last year in marienbad diye bilindigi de gorulmustur.
  • fr. geçen sene marienbad'da...
  • aşık olunmuş ya da olunası bir dönemde izlenmesi gereken, geçtiği mekan "sonsuzluk" hissi uyandıran alain resnais filmi. aşkın en sessiz şiiri...

    ...ayna dolu odalar bu sonsuz bekleyişin gölgesi gibi etrafımızı sarmış. oysa hiç beklemez gibi görünürken her köşede, her çalıda, her göl kenarında ve her heykelde birbirimize rastlamayı sürdürüyorduk...

    serbest çağrışım: in the mood for love
  • bir alain resnais yapıtı.geçmiş ve bugün arasında, zamanın dışında, iki insanın içinde bir öykü. tarkovsky ve resnais arasındaki benzerliğin (zamanın dışında oluş ve şizofrenik ögeler) belki de en aşikar olduğu film...
  • uzay (büyük koridorları olan otel)ve ve (kimi anlar birileri için duruveren) zamanın (geçen yıl ve bu yıl arasındaki belirsiz köprü) spiral bir işlevle inşa edildiği bir film (orgdan oluşan müziği de bu döngüsel yapıyı destekleyen bir temaya sahip). anlatımı şiirsel gerçekçilik ile belirleniyorsa, görselliği de stilize yapısı ve titiz çerçeveleriyle kübizm ve kimi sahnelerdeki ışıklandırmalar ve keskin gölgelerle ekspresyonizmi çağrıştırır. yapısı 1920lerin avant gardesinemasını anımsatır.

    zamana yaptığı belirsizlik vurgusu, bir sekansta kahramanların baktıkları bir tablo için yapılan yorumda da gizlidir biraz: "ııı. jean ve karısı bu tabloda başka bir çağda resmedilmişler. fakat üzerlerinde geleneksel ortaçağ tören giysileri var"

    tüm bunların dışında stanley kubrickin the shining filmi ile ilginç benzerlikler taşıdığını düşünüyorum. boş odaları ve labirentsel koridorları olan dev bir otel, aynalarla yaratılan metaforlar, yaşadığından farklı bir zamanda resmedilmiş kişilerin olduğu duvara asılı bir tablo...
  • gilles deleuze'nin sinema 2'sinin üzerine izlemelik şahane bir filmdir. biz günümüzdeki efekt bazlı filmlerin bayağılığı içinde boğuşurken, alain resnais taa 1961'lerden bu işin nasıl yapılması gerektiğini ortaya koymuş adeta.

    --- spoiler ---
    genelde okuduğum kitaplarda ve filmlerdeki karakter isimlerini aklımda tutamayan bir insan olarak, film bittiği anda ilk fark ettiğim şey filmdeki karakterlerin isimleriyle ilgili hiçbir şey hatırlamadığımdı. kendi dalgınlığıma vererek, film üzerine birkaç yorum okurken, gerçekten de karakterlerinin isimlerinin olmadığını ama filmin transkriptinde kadının a, anlatıcımız olan abinin x ve de otoriter üçgen yüzlü üçüncü erkeğin m olarak geçtiğini öğrendim. insan aylak adam'ı okurken, kitaptaki isimsizlik ne kadar dikkat çekmiyorsa, bu filmde de isimleri bilmemek bir o kadar etkilemiyor anlayışı. zaten filmin geneline baktığımızda, isimlerin gerçekten de 'önemsiz ayrıntılar olduğunu' görüyoruz.

    film içinde deleuze'ün de fikirlerine temel oluşturmuş, henri bergson'un "eylemleri zaman üzerinden değil de, zamanı eylemler üzerinden tanımlama" ve de "şu anda olan biten şeyleri anlamlandırabilmek için, onları anılarımızla ilişkilendirmeliyiz" düşüncelerine güzel örnekler var. örneğin, filmin başlarında insanların kendi aralarında sohbet ettiği ve bunları kameradan adeta süzülürcesine ve kesintisizce izlediğimiz sahneler ve bu sahnelerde her şey normalmiş, akışındaymış gibi görünürken, karakterlerin bir anda put haline gelmeleri. tembel sinema izleyecileri olarak, arkamıza yaslanıp kendimizi filmin içine doğru bırakmaya hazırlanırken, resnais sanki hareketi (ve dolayısı ile zamanı) bir anda ortadan kaldırıyor ve de bizi ayağımızın altındaki o rahat zeminden mahrum bırakıyor gibi. aynı şekilde x'in a'ya bahsettiği şeylerde, insan kendini bir anda "hah, normal bir flashback sahnesi geliyor, şimdi olaylar aydınlanacak biraz" diye hazırlarken, bir anda o flashback sahnesindeki karakterlerin ağzından şu ana veya daha da eskiye/yeniye dair laflar duyma durumları da var. eh, buna bir de filmin seslerinin birbirinden bağımsızlığı (keman konserinde gotik piyano çalgısı dinlemek, otelin salonlarında gezinirken insanların ayak seslerinin sanki otelin dışındaki taşların üzerinde yürüyormuşçasına olması, sohbet halindeki bir grubu izlerken aslında bir yan tarafta söylenenleri duymak ve de karakterlerin dudaklarına ilişkilendiremediğimiz boşluktaki konuşmalar...) eklenince, izleyiciyi olabildiğince filmden soyutlayıp kafasında soru işaretleri yaratarak, aslında içsel bir düşünme sürecinin tetiklenmesi gibi asıl amaçlara şahane bir şekilde ulaşılmış oluyor alain resnais.

    her ne kadar filmde gerçekten ne olduğunu kanıtlamak imkansız olsa da, filmin genel örgüsüne hakim olan tema ile ilgili bir iki izlenim edinmedim değil: bir kere m'nin a üzerinde otoriter bir baskı yarattığını rahatlıkla görebiliyoruz. filmde m'nin sürekli olarak oynadığı nim diye bir oyun var. m'nin bu oyunda hiç yenilmesinin sebebi, aslında kısıtlı sayıda bulunan hareket olasılıklarını ve de her zaman kazanmaya giden yolu bilmesinden geçiyor. aynen oteldeki insanların, m'nin bir oyununu izlerken ürettiği kazanma teorilerinin, oyun bağlamında bir anlam kazanamaması gibi biz de izleyici olarak olayların akışına ne yorum yaparsak yapalım filmde asıl olanlara--kendi içimizde yapabildiğimizin dışında--bir anlam yükleyemiyoruz. bunun dışında m'nin hep kazanması, ama özellikle x'e karşı olan oyunlarda galip gelmesi, bence x'de m'ye karşı bir baskınlık yaratma dürtüsü yaratıyor. bununla beraber x, oteldeki insanların içinde hissettiği yalnızlığı, m'in karısı veya sevgili olan güzel bir kadın üzerinde kurduğu fantazilerle yıkmaya çalışıyor. belki sırf bu yüzden x, a ile geçirdiği gecenin (belki de bir tecavüz düşü içinde) kendi zorlaması ile olduğuna atıfta bulunuyor arada. ama bunun kendi zorlamasından çok, a'nın isteği ile olan bir şey olması, x'in m üzerinde kuracağı galibiyette önemli bir unsur. o yüzden de filmin bazı kısımlarında, a ile otel odasında geçirdikleri gecenin anlatımı gittikçe x'in zorlamasından çok, ikisinin de isteği doğrultusunda gerçekleşmiş bir olaymış gibi sunuluyor. bariz şekilde x, oteldeki geçirdiği zamanı (yani 'şimdi'yi) anlamlandırmak için kendi zihnindeki geçmişi ona göre kurmaya çalışıyor--ki zaten olayların gelişimindeki tutarsızlık, filmde anlatılan 'geçmiş'in değişiklikleri ile ortaya çıkıyor--örneğin m'nin a'yı öldürmesi, ama x'in bunu beğenmeyip, olayları başka bir şekilde sonuca bağlaması durumu (burada benim aklıma haneke'nin funny games'indeki kumanda sahnesi de geldi.)

    anıların ve geçmişin önemine yapılan göndermeyi, yalnızca x'in geçmişi değiştirerek şu anı daha farklı kılabilmesinde değil, bahçe manzaralarındaki cisimlerin gölgelerinin olmayışı ile de görüyoruz. gölgeler, yani belki de şu ana aitlikler ve varolmanın kanıtları, yalnızca oradaki insanlara mahsus; oysa ki otelin bahçesindeki konik ağaçların--anılar dahilinde şu anı anlamlandırmak gibi bir yetenekleri olmadığından--şu anki varoluşa bir katkıları yok. benzer şekilde bahçedeki heykellerin ve de sanat eserlerinin bu film içindeki önemi, kişilerin yorumları ile değişiyor--örneğin, önce x'in ağzından dinlediğimiz, sonra da m'nin olaya dahil olması ile farklı bir bakış açısına sahip olmamız.

    --- spoiler ---

    neyse, film tabii ki çok daha derin ve de öznel başka yorumlara davetkar; yine de birkaç güzel yorum desteği almak isteyenler için şöyle yazılar da mevcut:
    http://www.film-philosophy.com/…ol9-2005/n39shapiro
    http://rogerebert.suntimes.com/…ws08/905300301/1023
    http://faculty.frostburg.edu/…l/forum/marienbad.htm

    ve son olarak, filmin sonundan akılda kalıcı bir alıntı:

    --- spoiler ---
    "the park of this hotel was a kind of garden a la francaise without any trees or flowers, without any foliage... gravel, stone, marble and straight lines marked out rigid spaces, surfaces without mystery. it seemed, at first glance, impossible to get lost here... down straight paths, between the statues with frozen gestures and the granite slabs, where you were now already getting lost, forever, in the calm night, alone with me."
    --- spoiler ---
  • dikkatli izlenmesi gereken bir film. bir diyalogda geçen olayın görüntüsü dakikalar sonra karşınıza çıkıyor. o sebeple her an ve her söz zihinde tutulmalı. birleştirince harika bir hikaye ortaya çıkıyor.
  • emin oldugum tek sey montaj manyagi oldugu.**

    fragmani icin (bkz: to the end)