şükela:  tümü | bugün
  • steven wilson'ın drive home şarkısına çekilen klipteki karakterler temellenerek yazılmış ve steven wilson'ın müzikleriyle desteklenen bağımsız yapımcı oyunu.

    oyunun resmi sayfası: http://www.lastdayofjunegame.com/en/

    steam sayfası: http://store.steampowered.com/…20/last_day_of_june/

    peki nedir?

    şudur:

    "en sevdikleri sporu yapmak için çıktıkları büyülü bir yolculuk olarak başlayan macerada carl ve june'a katılarak hem günü hem de june'un hayatını kurtarabilecek olaylar dizilimini çözmeye çalışacağın bu sinematik tecrübede kendine bir soruyu sormadan geçemeyeceksin: "sevdiğimi kurtarmak için neler yapardım?"

    sevgi ve kaybetmeye dair etkileşimli bir öykü olan last day of june, takdir toplayan yönetmen massimo guarini (murasaki baby, shadows of the damned) ile ödüllü müziysen ve müzik yapımcısı steven wilson da dahil olmak üzere tamamı yıldızlardan oluşan bir ekibin elinden, yazar/yönetmen/animatör jess cope'un (“frankenweenie”nin animatörü, metallica’nın “here comes revenge” video klibinin yönetmeni) da işbirliğiyle çıktı."

    beni heyecanlandırdı. steven wilson tırnaklarıyla kara tahtayı çizip kaydetse albüm diyerek alacak ve zevkle dinleyecek bir adam olarak merakla bekliyorum.
  • e3'te çok kısa da olsa gösterilen insanın yüreğini dağlayacağı belli olan bir oyun.

    steven wilson'un şahsımca zirve noktası olan drive home'yi kim oyun yapmayı aklına getirmişse alnından öpmek istiyorum gerçekten, mükemmel bir düşünce. steven'in her ne kadar son birkaç işine ısınmamış olsam da oyundan oldukça ümitliyim. teaser trailer'ine de harmony korine koymaları steven'in the raven that refused to sing albümünün yanı sıra diğer solo albümlerini ve belki kim bilir, birkaç porcupine tree şarkısı duyma olasılığını arttırıyor bence (porcupine tree çok düşük bir ihtimal olsa da, bir lazarus, bir trains bu oyuna yakışır diye düşünüyorum).

    birkaç sözüm de youtube kanalı olan multiplayer için gelsin. e3 konferansında gözden kaçan oyunları listeledikleri videoyu izlerken, sıra bu oyuna geldiğinde oldukça heyecanlanmıştım, ne diyecekler oyun hakkında diye. ama açıkçası sokaktan birini çekip "abi last dey of cun diye bir fideyo oyunu varmış ne düşünüyorsun?" diye sorsam, oyun hakkında daha fazla bilgi ve daha sağlam yorumlar alırdım. hiçbir hazırlanma, ön araştırma olmadan, sadece karakterlerin kafasının büyüklüğü ile ilgili 2 dakika boyunca geyik çevirerek sonlandırdılar oyun ile ilgili "görüşlerini". bu benim bilgi sahibi olduğum bir oyundu, ve böylesine saçma sapan yorumlar dinleyince, "acaba diğer oyunların da böyle üstünden geçerek hakkını yiyorlar mıdır? " diye düşünmeme yol açtı bu video. bundan sebeptir ki kendilerini bir daha bağımsız oyunlar hakkındaki yorumlarına dikkat ederek seyredeceğimi sanmıyorum.

    son olarak da, e3'te 4k süper inanılmaz harika grafikli minecraft'a ayıracağınız süreleri bu ve bunun gibi bağımsız oyunlara ayırsanız, inanın elinizde daha mutlu bir "community" olur. umrunuzda olan şeyin bu olmadığını bilmeyen yok ama, ben yine söyleyeyim dedim.
  • müzikleriyle, renkleriyle ve sonunda ağlatan hikayesiyle mükemmel bir oyun-görsel roman. kısa olması hiç önemli değil, hissettirdikleri ve düşündürdükleri ile bu açığını kapatıyor. gerçek bir sevginin neler yaptırabileceğini gösterirken, insanın ölüm karşısındaki çaresizliğini de yüzümüze vuruyor ve sevdiklerimizle geçirdiğimiz zamanın ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor.

    iyi insanların oyundaki gibi bir sevgi ile karşılaşması diğeliyle.
  • hiçbir yapımcı senin o şarkıları dinlerken kafanda yarattığın hikayelerden daha iyisini yapamıyor. bu oyun da aynen bu durumda.zaten karakter tasarımları ve hikaye drive home, routine ve raven that refused to sing kliplerinin karışımı.

    artık bu tür uyarlama projelerin orjinal ürünün hayranları için değil de yeni insanlar için yapıldığına inanıyorum. bir diğer örneği netflix death note.

    son olarak kaderli hikayelerin vermek istediği klişe mesaj çok baydı.
  • "last day of june", soundtrack'ini steven wilson'un yaptığı bir oyun olduğundan ötürü bu denli dikkatimi çekti öncelikle. porcupine tree ile başlayan steven wilson hayranlığım, steven wilson'un solo kariyerinde yaptığı çalışmalar ile katmerlendi. "the raven that refused to sing (and other stories)" albümü, benim gibi melankolik bir ruhun yersiz üzüntülerine daha da hüzün katacak albümlerden biriydi. albümün, klibini de tınısını da en çok sevdiğim şarkılarından biri "drive home" oldu. klipte, bedenleri gazete kaplı bir çift akşamüzeri bir gezintiye çıkıyordu ve eve dönüş yolunda geçirdikleri kaza sonucu kadın ölüyor, erkeğin ise bacakları işlevini yitiriyordu. "last day of june" da "drive home" klibinin başka bir versiyonu gibi. grafikler size göre kliptekinden daha iyidir belki ama oyunun çizgileri bana hitap etmedi, itiraf etmeliyim. o gazete suratlı çiftin samimiyetini bulamadım june ile carl'ın suretlerinde lakin hikayedeki "yaşlı adam"ın hikayesi beni o kadar etkiledi ki, sırf bu hikaye yüzünden oyunu beğendim.*

    --- spoiler ---

    oyunda, klipte de olduğu gibi, carl ile june araba ile göl kenarına pikniğe gidiyorlar. june'un asıl amacı carl'a hamile olduğunu söylemek ve muhtemelen oyunun başından beri vermeye çalıştığı kutunun içinde de buna dair bir gösterge var ama june, carl'a kutuyu uzatır uzatmaz başlayan yağmur sebebi ile bir anda eve dönmeye karar veriyor ve kutu açılmadan dönüş yoluna çıkıyorlar. dönüş yolunda ise yaşadıkları kasabada yaşayan çeşitli kişiler sebebi ile kaza geçiriyorlar. carl ise oyunun her aşamasında june'u kurtarmak için kasabada yaşayan diğer kişilerin yerine geçiyor ve "kaderlerini" değiştirmeye çalışıyor. yakın zamanda bir yakınını kaybetmenin acısını tecrübe etmiş biri olarak mezarlıkta geçen sahnelerde gözyaşlarımı tutamadım. bunda steven wilson'un sahnelere cuk diye oturan şarkılarının etkisi de büyüktür elbette. ayrıca hunter'ın hikayesinin de beni hiç etkilemeyeceğini tahmin etsem de "yaşlı adam"dan sonra beni en çok etkileyen kişi hunter oldu.

    --- spoiler ---

    genel olarak değerlendirmem gerekirse, basit bir oyun. bazı küçük bilmeceler insanın kafasını karıştırsa da birkaç kez aynı bölümü oynadıktan sonra bilmeceleri kolayca çözüyorsunuz. oyunun başlarında oyuna çok da bağlanamamanız, bunlar nasıl çizgi, bu nasıl bir diyalog yöntemi demeniz mümkün, çünkü karakterler dünya üzerinde tanımlanmış herhangi bir dili konuşmuyorlar* ama yine de hikaye ilerledikçe bilmeceleri çözme isteğiniz artıyor, karakterleri birbirlerine kavuşturmak istiyorsunuz.

    oyunu steam'den, sonbahar indiriminde, yarı fiyatına aldım. şu an iyi ki yarı fiyatına almışım diyorum. çünkü eğer indirimsiz fiyatı ile almış olsaydım verdiğim paraya üzülürdüm.

    başarımları gerçekleştirmek kolay. altı üstü 21 tane başarımı, kolayca gerçekleştirebiliyorsunuz. bu yönüyle de başarma güdünüzü kolayca doyurabilecek bir oyun olduğunu ekler, keyifli oyunlar dilerim. *
  • az önce bitirdiğim güzel oyun.

    oyun tek kelimeyle özetlenebilir: naiflik. her dakikasında steven wilson şarkılarının melodilerini duyduğunuz, konusu drive home'un klibinden alınmış bir oyun ne kadar hüzünlü olabilecekse o kadar hüzünlü, ne kadar naif olabilecekse o kadar naif.

    konusu herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği bir konu: sevilen birinin kaybedilmesinin ardından insanın kendisiyle hesaplaşması, olasılıkları defalarca kez kafasında çevirmesi. herkesin başına gelmiştir, kötü bir olayın ardından "daha farklı olabilir miydi, olayların seyrini değiştirebilir miydim" diye düşünmek, için içini yemesi. oyun tam olarak bunu anlatıyor. defalarca kez çaresizce senaryoları değiştiriyorsunuz ama kapı hep aynı yere çıkıyor. bu yönden belki kaderci bir bakış açısına sahip olduğu iddia edilebilir fakat geçmiş, geçmiştir ve değiştirilemez; bu gerçeğe kim itiraz edebilir ki?

    grafikler empresyonist bir ressamın tablolarını andırıyor. minik bir kasabada defalarca kez yürüyerek her noktasını ezberler hale geliyorsunuz. oyun kurgusu güzeldi, fakat keşke bazı noktalarda ileri alabilmek mümkün olsaydı. bazen aynı kısmı o kadar tekrar ediyorsunuz ki ciddi anlamda sıkılıyorsunuz. bu sorun olmasaydı çok daha fazla beğenebilirdim.

    bir steven wilson hayranının deneyimleyebileceği en güzel oyun olabilir. insurgentes, routine gibi şarkılar oyun sırasında size eşlik ediyor; drive home'un stop motion klibindeki karakterleri oynuyorsunuz, pastel renkli grafikler size rüyadaymışsınız gibi hissettiriyor. steven wilson'ı tanımayan, şarkılarını hiç dinlememiş biri oynasa beğenir mi? bence bu kadar etkilenmez, aynı kulvarda daha başarılı oyunlar da var çünkü. tamamen bakış açısıyla ilgili. ben steven wilson'ı çok seven, her işini severek dinleyen biri olarak 'iyi ki oynamışım' dedim, benim gibilerin oynamasını da şiddetle öneririm.

    --- spoiler ---
    beni en çok duygulandıran bölümlerden ilki oyunun sonunda arabayla yoldayken gözlüklü karakterimizin defalarca kez "tell her"e basmamıza rağmen konuşamamasıydı. kabusta konuşamamak gibiydi, defalarca kez denedikten sonra kızın saçını öptü ve her şeyi kabullendi o an.

    hikayenin sonundaki plot twist de bir başka mevzu. en etkileyici ikinci sahne de çocuklarının tıpkı babası gibi annesine çiçek getirmesi, ve annesinin ona sıkıca sarılmasıydı. hatırlayınca bile gözlerim doldu.

    --- spoiler ---
  • oyun boyunca sürekli ana karakteri eleştirdim çünkü bence çözüm tek ve kolaydı. bu dır dır eleştiriyi oyunun atmosferinden olabildiğince kopup ağlamamak için yaptığımı kabul etmem lazım. zira en korktuğum olaylardan birini konu alıyor.

    --- spoiler ---

    piknik sahnesinde illa eve dönmek yerine arabanın içinde oturup yağmurun dinmesini bekleyebilirlerdi.
    --- spoiler ---