şükela:  tümü | bugün
  • 15 yil sonra ikinci kez izledigim ve ilk izleyisim kadar beni sarsmis olan basyapittir.

    donem ikinci dunya savasi sonrasi, vietnam oncesi yokluk donemleridir, 1953 senesinde baslar hikaye. mekan; brooklyn'de fakir, genelde italyan asilli iscilerin bulundugu, hayalleri olan bir isci kasabasidir. hikayede mahallenin bickin bile sayilmayacak pic delikanlilari, mahallenin guzel ama sonunda orospusu olmus *, escinseller, travestiler, pezevenkler, sendika olaylari, darmadagan olmus evli cocuk babasi escinsel bir grevci, sefalet, icki, uyusturucu, denizciler, isciler, grev, o doneme, o mahalleye ait ne varsa en gercekci sekilde islenmektedir.

    film siddetlidir,tarafsizdir, elestirmeden oldugu gibi gosterir, tam anlamiyla mahallenin gunluk yasamindan goruntuleri icermektedir. insani sarsar, icine alir ve dahasi dusundurur; filmdeki her karakterin hikayesi aslinda baska bir filmdir cunku. mahallenin kotu yola dusmus ve bir parca sevgi gorunce dagalan ve tum mahalleye veren, onunde sira olmalarina neden olan kizi dusunursun acaba ne hayalleri vardi diye. mahallenin yakisikli, ama serseri ve bi o kadar tehlikeli delikanlilarina bakarsin. abisinin ol emi dedigi efemine escinsel ve asik oldugu bickin delikanliya.....

    yureklere agir gelen bir basyapittir.
  • fırsat köşesinden çıkan ve kendini sonuna kadar merakla izleten 1989 yapımı, sürpriz güzellikte bir film. keşke daha uzun olsaymış.

    filmin adı "son çıkış" ama 1952 yılının brooklyn'inde ilk sahnesiyle sizi kavrayan filmdeki karakterler için nedense bir çıkış yolu bulunamıyor. filmin sonunda içinize çöken hüzünle, "ama neden böyle oldu ki şimdi?" sorusu dökülüveriyor dudaklarınızdan.

    filmin çatısı ahlâk üzerine kurulu. evlilik, doğum, eşcinsellik, işçilerin direnişi, barbarlık, tecavüz, hırsızlık...ne ararsan var.

    --- spoiler ---

    -meselâ, harry ilginç bir karakter...bir adamın nasıl olup da çocuk tacizcisi olabileceğini hiç bu kadar yakından hissetmemiştim. harry aslında evli ve çocuklu bir adam, sert ve maço bir erkek. görevli olduğu sendikanın parasını çalıp mahalledeki serserilerle içki içerek ve eğlenerek harcamaktan çekinmiyor. evde ailesine ilgi göstermek yerine, o serserilerle takılıp eğlenmeyi seçiyor. bir askerin haksız yere dayak yemesine şahit olduğu halde, onu döven mahalle çocukları lehine şahitlik etmesi, onu bu çocuklara daha da yaklaştırıyor. serserilerle birlikte gittiği bir evde -ki bu ev crossdresser ve travestilerin yaşadığı bir evdir.- regina'ya aşık oluyor.

    -regina karakterinden nefret ettim, gay olmasına rağmen, dırdırcı ve paragöz bir kadın karakterinde olması onu çok itici hale getirmişti. harry'yle sadece para ve sex için birlikte olması, harry parasız bir adam haline gelince onu terk etmesi, sevgisine karşılık vermemesi insanın sinirini bozuyor. onun yüzünden perişan olan harry, bir gece çok sarhoş olup, bir çocuğa tacizde bulunduğu için, o koruduğu ve güvendiği serseriler tarafından öldüresiye dövülüyor.

    -mahalledeki serseriler, hem tralala ismindeki fahişenin üzerinden para kazanıyor, hem de onu aşağılayıp üzmekten geri kalmıyor. bu serserilerden birine aşık olan georgie'yle de dalga geçmekten, hatta onu yanlışlıkla da olsa bıçaklamaktan geri durmuyorlar. filmin sonunda bu serserilere hiçbir şey olmaması beni hayal kırıklığına uğrattı ama film o kadar gerçek ki kötü adamlar her zaman cezasını bulamıyor işte.

    -ve georgie...zavallı georgie'nin vinnie'ye olan aşkı o kadar masum ki, evde abisinden dayak yerken annesine sarılıp yaşadığı o utançla karışık korku beni çok etkiledi. saldırgan abisinin, georgie'nin dolabındaki gecelikleri ve çamaşırları yırtması, aslında kadın ruhuna sahip georgie'ye, yediği dayaktan daha çok koydu, insan bunu hissedebiliyor. sonu da çok trajik oldu, pek sevmiştim ben onu.

    -ve tabi ki tralala. mahallenin orospusu, oynak fahişesi, bedenini satarak para kazanan kar parçası gibi bir kız. kendisinin üzerinden para kazanan serserilere isyan bayrağını açıp brooklyn dışındaki manhattan'ın renkli ve zengin dünyasında bambaşka bir ilişki yaşıyor. beraber olduğu her adamı soyma üzerine kurulu bir hayattan, aşka doğru yelken açıyor. aslında paragöz ve saldırgan oluşuyla regina'ya benzese de, filmin sonlarında, barda ilgi çekmek için göğüslerini açan tralala, neredeyse tüm brooklyn erkeklerinin tecavüzüne uğruyor ve neredeyse ölmek üzereyken, mahallenin, kendisine aşık olan ergen delikanlısı tarafından kurtarılıyor. çok feci bir sahne...ağlamaklı.

    -filmin geri planında, evlilik dışı bir çocuk sahibi olan donna'nın, çocuğun babasıyla zorla evlendirilmesi, bebeğin vaftiz edilmesi, aile, din ve ahlâk kavramlarıyla ahlâksızlık, fahişelik ve hırsızlığın nasıl yanyana olabileceğini gösteriyordu sanki. tüm filme hâkim olan sendika-işçi ve fabrika savaşı ise, işçilerin yüzlerinin gülmesiyle son buluyor.

    --- spoiler ---

    filmde en çok dikkatimi çeken şey, iyiyle kötü, ahlaki olanla olmayan arasındaki zıtlığın birbirine hem uzak hem de bir o kadar yakın olması. sokağın köşesini döndükten sonra bambaşka bir dünyaya açılan kapı.

    film içindeki öykülerden neredeyse 10 film yapılabilir. tüm bunları 2 saate sığdırabilmek gerçekten çok zor olmalı. zaten hiçbir karakteri ve olayı derinlemesine inceleyemeden diğerine geçiyorsunuz. sürükleyici oluşu da sanırım buradan geliyor.

    harry karakterini canlandıran stephen lang de, zamanında epey taşmış yani.

    filmin yıldızı, "batı dünyasının en güzel memelerine" sahip olan jennifer jason leigh, zaten o kadar başarılı ki, hem fahişe olup hem masum olabilmeyi öylesine güzel yansıtması gerçekten çok etkileyici. özellikle tecavüz sonrası sahne...

    bana nedense bizim tarlabaşı sokaklarını ve ağır roman'ı feci hâlde çağrıştıran bu film için, "the novel that shocked the world is now a movie*" demişler.

    ben size bişi diyim mi? az bile demişler.
  • cocukken izlerseniz derin yaralar birakmasi muhtemel filmlerden. savas sonrasi kirik dökük, gri sokaklarda yasamaya calisan bir orospu, asik oldugu bir daha dönmeyecek bahriyeli, kaynayan fabrikalar, grevler, genc ibneler, oglanci sendikacilar, karisik iliskiler ve sikintili bir dönem filmidir. uli edel'in yönettigi filmin müzikleri ayri güzeldir*.

    --- spoiler ---
    jennifer jason leigh de herhalde en iyi performansini, self destruction yolunda hizla ilerleyen orospu rolünde verir. hatta filmin sonunda brooklyn'in serserilerine kendini bedava sunarak siraya girmelerine neden olmus ve sabahi görmeden ölmüstür.
    --- spoiler ---
  • fantastik bir klibe sahip modern talking şarkısı. eric singleton ile yapılmış ilginç de bir remix versiyonu vardır ayrıca.
  • brooklyn'e son çıkış adıyla türkçe'ye kazandırılmış hubert selby romanı. can kantarcı'nın usta çevirisi ile yepyeni bir anlam kazanmış.

    http://www.kitapstore.com/…p=99043&sid=417121221602
  • müziklerini dire straits'in degil..sadece mark knopfler in yaptigi film
  • kitap, noktalama isaretlerinin seyrekligiyle de taninir.
  • muzigini dire straitsin yaptigi film.. daha fazlasi icin http://www.imdb.com/
  • 2009 yılında ayrıntı yayınları tarafından basılmış hubert selby jr kitabı. filmini izledikten sonra kitabını okuma şansını da elde ettik böylece.
  • jennifer jason leigh'in oynadığı en iyi filmdir. tralala'yı unutma, unutturma.