şükela:  tümü | bugün
  • 1962'de blanchot'dan bir roman belirdi 'unutuşu bekleyiş': isimsiz bir adamla bir kadının bir otel odasını paylaşması üzerine kurulnuş nerdeyse olaysız bir anlatı metnin .her parçası bir yıldızla (şöyle yani: ).isteyen zümrüt te diyebilir-ayrılmış bir metin mesela:.
    o(kadın) vardı, henüz onun kendi imajı, ve kadının imajı, ama anımsayış değil, kendini unutuşu.onu görürken, nasıl biri olabileceğini unutulabilmiş olabileceğini görüyordu bazen onu unutyordu, bazen anımsıyordu, bazen hatırlayış be anımsayışı unutuyordu ve herşeyi bu anımsayış içinde unutuyordu..yine blanchot'nun heidegger ve levinas esinli 'ölüm üzerine bir meditasyonu'yla karşı karşıyayız

    levinas'ın blanchot üzerine yazdığı bir kitapta bahsettiği şekliyle 'eşitlik, adalet, şefkat, iletişim ve aşkınlığı özetleyen bir formüle göre'

    blanchot bu kitapta diyor ki:

    "sevgililer 'beraber(dirler); ama henüz değil"

    derrida ise levinas üzerine düşüncelerini yazdığı kitabında sevilen kişinin

    "baskası gibi yani kendini göstermeyen temalaştırılmasına izin vermeyen biri gibi" olduğunu anlatır

    (yanımda oturan oğlanın aftershave'i yüzünden duraksıyorum...kafamı toplamağa çalışıyorum..:)
  • blanchot'nun unutmayı ve beklemeyi önce eserin ve yansız karakterlerin içine sonra da hiçliğin kendisi olan dışarıya saçtığı, hiçbir türe yerleştirilemeyen kısa ama derin eseri -bekleyiş unutuş-, bir alıntı:

    ..."unutmak, gizli yetenek.

    unutmayı, saklanmış olan, gizli yetenekle kurulmuş bir uyum olarak kabul etmek .

    unutmaya, onun bize geldiğinden fazla yaklaşmıyoruz, ama birdenbire, unutmak önceden beri hep orada olmuş oluyor ve unuttuğumuz zaman, çoktan her şeyi unutmuş oluyoruz, biz unutmanın devinimsizliği ile orantılı olarak, unutmaya doğru hareket ederiz.

    unutmak, unutulan bir ilişkidir. öyle ki, ne ile kurulduğunu gizli tutar ve bu gizin gücünü ve anlamını alıkoyar.

    unutmada, kaçıp giden bir şey ve unutmaktan kaynaklanan, aynı zamanda da unutmanın kendisi olan bir dolambaç vardır.

    * biraz sonra, sukunet içinde, çoktan her şeyi unutmuş olabilme ihtimaline karşı temkinli olarak, uyandı.

    bir sözcüğü unutmak, bu sözcükte bütün sözcükleri unutmak.

    * “ gel ve bize yok olan şeyin mülkiyetini, bir kalbin devinimini geri ver.”

    * unutmanın kendini söze bırakabilmesi ve sözün onu, sanki kendi kıvrımlarıyla, onunkiler arasında bir uyum varmış gibi kabul etmesi tuhaf şeydi.

    unutuşun ilerlediği yönde yazmak .

    unutuşun, her sözden önce dile gelmesi, her sözün unutulmaya mahkum olduğunun yanı sıra, unutmanın sözün içinde huzur bulduğunu ve onu gizli olanla uyum içinde tuttuğunu simgeler.

    unutuş, kendisine her gerçek sözün verdiği huzurla, kadının unuturken bile konuşmasına izin veriyor.

    unutuş, her sözde huzur bulsun.

    * "bu yere bir kez daha girmeyeceksin." –—"gireceğim, ama bir kez bile değil."

    gözlemlenmemiş olanı gözlemek.

    *adam, kadının sözlerinden, unutuşun nasıl bir sukunet içinde, söze yaslandığını öğreniyordu.

    unutmanın soluk alıp verdiği yer, hafıza.

    adama, kadından ulaşan ve bütün hikayenin üzerinden geçen nefes, unutmanın soluması.

    * unutmanın içinde, yerinden ayrılmış olan şey, unutuştan kaynaklanan dolambacı tam olarak saklayamaz.
    "ölümü unutmak, bu sahiden ölümü hatırlamak mı olur? ölümle uyuşabilecek tek hatıra, unutmanın kendisi midir?" –— "imkansız unutuş. her unutuşunda, unutarak hatırladığın şey ölümdür."

    ölümü unutarak, unutuşun ölüme bahşettiği ve içinde ölümün unutuşu desteklediği o yerde bulunmak ve ölümden unutmakla, unutmaktan da ölümle kaçarak, böylesine ikili bir kaçışla, gerçek bir dolambacın girmek.

    unutmaktan yola çıkarak hareketsiz bir bekleyişe başlamak.

    * gözlemlenmemiş varoluşu gözlemek.

    bir anlığına kadına bak, omzunun üzerinden, ona doğru tamamlamayacağın bir bakış at, ona bakma, bak; sadece tamamlamayacağın bir bakış at.

    kadın nerdeyse fazlaca oradaydı, orada değildi, orada bulunuşuna doğru eğilmişti, yok da değildi, kendindeki varoluşunun gücüyle etrafındaki nesnelerden ayrılmıştı.

    * "peki o halde neden devam edeyim?" –— "bunun nedenini biliyorum; böylelikle kendi önünüzde, konuşmayacağınızı kesinlikle onaylayabilirsiniz." –— "o halde size söyleyemediklerime karşı biraz daha anlayışlı davranın."

    kadının söylediği şey, -adam onu, buna karşı uyarmamış değildi- yiğitçe, varlığını gizleyerek savaşmayı bırakmıyordu. "neye karşı?" –— "bunu keşfedebilseydik, şüphesiz bu savaşın ödülüne kavuşmuş olurduk." –— " ama neye karşı?" –— " bunu bilmek için savaşmanız gerekir." –— " eh peki, bunu biliyorum; bu, bu varoluşa karşı." –— " hangi varoluşa?" — " çağrınıza yanıt vermiş olan, benimkine." ve adam susarken: "ya siz, siz de benimle birlikte savaşır mısınız?" –— "sizinle birlikte savaşırım, ama sadece benim gibi, sizin de varoluşunuzu kabul etmeniz için."

    kadın, -adam, bunu iyi anlamıştı- onu kendi varoluşundan şüpheye düşürmeyi isterdi; hiç olmazsa, 'kuşku' sözcüğü, kadının ona yüklediği kadar büyük bir güce ve onura sahip olsaydı.

    "sizden şüphe etmiyorum , sizden asla şüphe etmeyeceğim." –— " bunu biliyorum, ama varoluşumdan mı bahsediyorsunuz?" –— " ondan daha da az şüphe ederim." –— "iyi bakın, onu bana tercih ediyorsunuz."

    kadın nerdeyse fazlasıyla oradaydı, acı içinde, onun sürekli var olmasına izin veren gücü aşacak biçimde, oradaydı, orada , adamın karşısında hareketsizdi; onu takip ederken; hatta onun karşısına geçmişken ve konuşurken; kendi varlığının yanındaymışçasına konuşurken, yaklaşırken, orada bulunuşu nedeniyle yaklaşırken, çok fazla oradaydı..."
  • monokl yayınları'ndan "bekleyiş unutuş" adıyla çıktı.
  • birbirlerini hiç hayal etmeyen iki kişinin birbirleri için yaratılmış olmalarını isteyecekleri biri tarafından, bir kelimeyi unutarak, bir kelimede tüm kelimeleri unutarak hayal edilişi.

    bitince başlar.
  • her şey diğer her şeyle ilişkilidir'in romanı. ötekinin varlığı olmadan unutmanın kendisi de bir sözcükten ibarettir:

    - siz de beni unuttunuz.
    - belki de, ama sizi unutarak beni çok aşan ve beni, benim çok ötemde, unuttuğum şeye bağlayan sizi unutabilme gücüne ulaşabildim. bu bir tek kişi için biraz fazla.
    - yalnız değilsiniz.
    - evet, eğer unutuyorsam, sadece ben değilim unutan.

    belki evren de sözcüklerden ibarettir (varolan her şeyin yazıdan ibaret olması gibi). birini unuttuğum anda onu mu unuturum sadece, yoksa sözcüklerin kendisini mi? onu unuttuğumda kendimi de mi unuturum, yoksa ondaki bir zamanlar varolan kendimi mi:

    - beni unutacak mısınız?
    - evet, sizi unutacağım.
    - beni unuttuğunuzdan nasıl bu kadar emin olacaksınız?
    - başka bir kadını hatırladığımda emin olacağım.
    - fakat hatırladığınız yine ben olacağım; daha fazlasına ihtiyacım var.
    - kendimi artık hatırlamadığımda daha fazlasına sahip olacaksınız.

    mutlak unutma yoktur* diyor bir ses.