şükela:  tümü | bugün
  • james joyce'un dedesi olan yazarapaz.

    (bkz: bilinç akışı)
  • yıllarca tüberkülozla savaşıp sonunda yenilmiş bir 18. yüzyıl yazarı. hem din adamlığının, hem de çağının (ya da milletin modernizmin m'sini daha hakkıyla zuhur edemediği bir çağın) epey ötesinde bir postmodernliğin nasıl tek vücutta birleşebileceğini ve tabi bir insanın yediyüz sayfa nasıl kayda değer hiç bir şey anlatmadan geveleyebileciğini göstermek açısından örnek teşkil eder kendisi. ya sevilir ya nefret edilir bu yüzden.
  • ahaha, manyak... altıyüzatmış küsur sayfalık eserinin(tristram shandy) ilk sayfalarında "ulan var ya, bi kaptırsam gidecek gibi" hisleriyle devam ederken ileride çokça ve yüksek sesle "oha" dedirtmiştir. (ki bilirsiniz oha benim favori kelime listeme bir tourette sendromu atağı neticesi eklenmiştir) yetmemiş bir daha oha dedirtmiştir. kitap bitene kadar hem latince hem fransızca öğreneceğiz. binlerce kez de oha diyeceğiz anlaşılan.

    "konu dışına çıkışlar, hiç tartışmasız okumayı güneş gibi aydınlatır, onun canıdır, ruhudur. onları bir kitaptan çıkarın, kitabı da kaldırıp atın; her bir sayfaya sonsuz soğuk bir kış çökecektir. onları yazara geri verin, yeni damat gibi dimdik dikilir karşınıza, sizi selamlar; çeşni katar kitaba, iştahınızın kaçmasına fırsat vermez.

    hüner, konu dışına çıktığınızda elinizdekini iyi pişirmek, iyi kotarmakta yatar. ancak böylelikle bu sapmalardan yalnız okur değil, yazar da (zavallıcığın bu yüzden çektiği sıkıntı gerçekten de içler acısıdır) yararlanabilir. zira, yazar ne zaman konu dışına çıkacak olsa, anında, bütün yapıtı ta kesilir; esas işini sürdürmekte ısrar ederse, sapmalara son ermesi gerekir.

    bu iş zor bir iş. bu yüzden de, gördüğünüz gibi, başından beri, esas yapıtımı ve anlattığı heyecanlı maceraları öyle ara bölümlerle işledim, konu dışı ve ilerleyici devinimlerini öylesine karmaşık ve çetrefil bir dokuyla dokudum ki, çember içinde çember, mekanizmanın tümü, işliyor da işliyor. ve, dahası, kırk yıl daha işleyip gidecek-yeter ki, sağlık çeşmesi bana bu denli uzun yaşam ve neşe bağışlasın."

    gibi cümlelerle yaptığı yapacağı şeyleri açıkyüreklilikle ifade etmiştir. ahaha, kendisine sağlık çeşmesi beşyüz yıllık bi yaşam verseymiş de okusaymışız. neşeyi o bize verdi, sağlık çeşmesi yaşasaydı ondan esirgemezdi neşeyi eminim.

    ay deli...

    ha bir de eminim ki yaşasaydı bizim memleketteki gibi kendini edip sanan kimselerin eserine önsöz yazmasını istemezdi. gerçi okumadık o kısımlarını biz. ama o da yazdırmazdı, eminiz!

    valla uzun zamandır bir perec bir joyce tadını yakaladığım böyle bir sarmalsakallılık görmedim. gerçi önce bunu görmeliymişim, orası benim kronolojik çam devirmem. neyse, karın neresini kararsak zar bizden yana.
  • '' bugün dünya yüzünde bir kitaba başlamak için bilinen birkaç yol vardır ve ben kendi seçtiğim yolun bunlardan en iyisi olduğuna eminim. –en azından dine en uygun yol bu- çünkü ben işe ilk cümleyi yazmakla başlar- ve ikincisini kadir tanrı’nın yol göstericiliğine bırakırım. ''

    bende sterne’nün yol göstericiliğine bıraktım ilk cümleyi ya da paragrafı.
    avrupa kültürünün eleştiri ve mizah geleneğinin françois rabelais’le ile birlikte en önemli yazarıdır laurence sterne. ne yazık ki ülkemizde çok fazla insanın da bilmediği bir yazardır. sterne hayatı boyunca bir sürü talihsizlikle uğraşmıştır( ilk kızının ölümü, verem hastalığı vs. ). bunlardan en ilginci ise öldükten sonra başına gelmiştir. sterne 1768’in 18 martında 54 yaşında ölür. 22 martta londra’da hanover square’deki st. george kilisesi mezarlığına gömülür. dört gün sonra cambridge üniversitesi anatomi profesörlerinden charles collignon’un uygulamalı dersinde kullanılmak üzere getirilen kadavranın, sterne’e ait olduğu anlaşılır ve mezarına geri götürülür.

    '' hüner, konu dışına çıktığınızda elinizdekini iyi pişirmek , iyi kotarmakta yatar. ancak böylelikle bu sapmalardan yalnız okur değil, yazar da (zavallıcığın bu yüzden çektiği sıkıntı gerçekten de içler acısıdır) yararlanabilir. zira, yazar ne zaman konu dışına çıkacak olsa, anında , bütün yapıtı taş kesilir ; esas işini sürdürmekte ısrar ederse, sapmalara son vermesi gerekir. ''
  • dostoyevski, rus edebiyat geleneğinin gogol'un paltosundan çıktığını söyler. başka bir görüşte tüm modern edebiyatın laurence sterne'nün cübbesinden çıktığını söyler.
  • "stern kitabın sonlarına doğru, sekizinci kısmın ikinci bölümünde kitap yazmanın birçok yöntemi olduğunu; kendi yönteminin bunların en iyisi sayılmasa bile en dindarı sayılması gerektiğini söyler: 'for ı begin with writing the first sentence- and trusting to almighty god for the second." nasıl yazdığını soranlara da "ask my pen; it governs me- ı govern not it.' der."

    modern edebiyatın gözardı edilen kurucularından, inanılmaz bir "humour" besleyen ve aslında mükemmel bir kurguyla yazılan bir eserdir "tristram shandy". şuan elimdeki amerikan nichole krauss'un "the history of love"ının ise kurgu ve mizah özellikleriyle stern'i selamladığını düşünmekteyim yine.
  • "affetmenin ne olduğunu yalnız cesurlar bilir, korkakların doğasında af diye bir şey yoktur..."

    -laurence sterne-
  • yazdigi tek kitap olan the life and opinions of tristram shandy, gentleman'da ana karakter ancak 4. kitapta dogabilmistir. yazdigi kitap ilk baslarda edebi olarak ciddiye alinmasa da gercek degeri yuz yil sonra anlasilabilmistir.
    kendisini kitap yazmaya iten sebep ise ailesel sorunlari.

    roman formu 18.yy'da tam olarak henuz oturmamisti, yazilan hikayeler genellikle tek ana erkek karakter uzerine kurgulanirdi (bkz: robinson crusoe) (bkz: gulliver's travels). maalesef yazdigi kitap cok kafa karistiricidir.
  • satırlarından ve "ahlaksız" damgası yemesinden anladığım kadarı ile ince çapkınlığıyla mücadele etmek zorunda kalacaksam da bende keşke hayatımda böyle birisi olsa da ara ara buluşup o anlatsa ben dinlesem hissiyatı yaratan yazar.
    yazmaya bu kadar geç başlayıp bu kadar erken ölecek ne vardı be adam!
  • "sterne öldüğünde, yalnızca kitabının satıcısı vardı cenaze töreninde. haftalar sonra, cambridge üniversitesi'nde anatomi dersindeki öğrenciler, kesip biçmekte oldukları kadavranın tristram shandy'nin ünlü yazarının mezardan çıkarılan cesedi olduğunu dehşetle farkettiler. sterne'den geriye kalanlar tekrar gömülmek üzere mezarlığa gönderildi." (alberto manguel, okuma günlüğü)