şükela:  tümü | bugün
  • italyanca 'macera'.. bir de giyim sitesi: http://www.avventura.com/
  • antonioni'nin kadin yonetmeni oldugunu kanitlayan filmdir. zira antonioni filmlerinde kadini, kadinligi, kadinin farkliligini kutsamak ve kutlamakta bergman ile at basi gider. la notte'de jeanne moreau'yu, l'eclisse, il deserto rosso ve bu filmde monica vitti'yi ayni bilim adami titizligiyle yansitir. kanimca antonioni erkek karakterlerinde bu denli basarili degildir. marcello mastroianni dahi la notte'de kaybolup gitmistir, akilda jeanne moreau kalir. antonioni'nin kadinlara olan samimi ve saygili meraki ona, kadinlari kucuk dusurmeye calismanin kendini kucuk dusurmek olacagini dusundurmus olacak.
  • ek olarak antonioni'nin mimari ve cografi ogeleri ve dahi verili alani nasil ustalikla kullandigini ince ince kanitlayan cidden dokturen bir bas yapit.
  • biraz hayal kirikligina ragmen yine de basarili denebilecek bir antonioni filmidir kendisi, yine burjuvazi yine insan iliskileri vardir ama zayiftir. seyirciyi ekrana baglasa da film kendi icinde cok da guzel baglanmamaktadir.
  • (bkz: aventura)
  • burjuva bireyinin sıkışmışlığı, izolasyonu ve yalnızlığı üzerine roman derinliğinde bir film. daha önce yalnız bir romanın başarabildiği, sinemanın yapabileceğine ihtimal verilmediği birşeyi insanın iç dünyasını yansıtmayı başaran bir film.

    bu yüzden de izlenmesi, hazmedilmesi son derece zor bir sinemasal deneyim. dünya sinemasında açmış olduğu çığır tartışılmaz. “iç gerçekçilik” diye adlandırabilceğimiz bir akım yarattığını bile söyleyenler var. çok zor koşullarda çekilen bu film, çığır açıcı oluşunun yanında biraz hamlık içeriyor bence. devrimci özelliklerine karşın henüz tam oturmamış bir sinema söz konusu burada. bu üçlemenin son filmi olan batan güneş (bkz: l'eclisse) antonioni’nin macera ile inşasına başladığı biçimin doruk noktasını oluşturuyor.

    macera’da hala biraz tiyatral öğeler var. batan güneş ise tam anlamıyla bir çağdaş sinema örneği. büyük usta antonioni, blow up’ta ise bambaşka bir düzeyde bir başyapıt üretecekti.
  • l'avventura izlerken değilse de sonra sonra düşündükçe ağırbaşlılığına, acelecilikten uzaklığına ve ağzı sıkılığındaki kendine güvene hayran bırakan bir film; harcanmış bir güzel fikir değil, sıradışı şekilde işlenmiş ortalama bir fikirdir.
  • antonioni'ye olan hayranlığını her fırsatta vurgulayan martin scorsese'nin gözde filmi.

    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=231153
  • filmi aslında iki kısımda incelemek mümkün. ilk yarısı, yani yolculuk edilen kısım, polanski'nin nóz w wodzie filmini andırıyor. ikinci kısımda sandra ve claudia arasındaki ilişkiyi izliyoruz. ara kısımlar ki, filmin çekilmesi zor olan kısımlarıdır, burası da anna'nın şehir merkezinde arandığı kısımlar. bence bu ara bölüm her ne kadar izlenmesi zor olsa da ilk konuyu ikinci konuya bağlayan ve olması gereken sahnelerden oluşuyor.

    ilk bölümü düşündüğümüz zaman kadınlar, aynı bergman filmlerindeki gibi anlaşılmaz ve zor görünüyor. erkeğin hiç bir zaman onun duygularını anlayamayacağını ve kendine has bir dünyaya sahip olduğunu hissediyoruz. kadınlarla aşk yaşasınız dahi onları hiç bir zaman tam olarak elde edemezsiniz diyor film bize. aynı şekilde erkeğin de her zaman kadını elde etmek için elinden geleni yaptığını ama aslında aradığının o kadın değil "elde etme arzusu" olduğunu anlıyoruz.

    ikinci bölümün başında, trendeki sahnede yabancı bir erkeğin bir kadınla diyaloga girme sahnesi de yine buna işaret ediyor. erkek her zaman kadının peşinde. bu bölümde zaten anlatılan mevzu erkek ve kadının uyuşmazlığı. sandro ilk bölümde daha yenik durumdayken, ikinci bölümde hem istediğini elde etmiş hem de kaçamak yapar duruma geliyor. claudia, anna'yı bulmak isterken, aşık olduğu için artık anna'nın ortaya çıkışından korkuyor. bu yüzdendir ki filmin sonunda sadakatsizliği bile affediyor. anna'ya ne oldu anna'ya ne oldu derken de film bitiveriyor işte.