şükela:  tümü | bugün
  • ahlaki gelisimi incelemis bir insandir kendisi. gelisim teorilerini anliyorum diyen biri bunu bilmeli veya biliyomus gibi yapmalidir.
    erikson ve piaget gibi stage teorilerinin babalarindan biri cunku kendisi.
    kisi ve toplum arasindaki iliskiyi uc duzey ve alti asamada incelemis ve asagidakine benzer aciklamistir:

    a) preconventional (konvansiyonel oncesi)
    1- ceza veya itaat oryantasyonu olayi var (ucurulma korkusundan dogru davranmak)
    2- ise yarayici veya zevksel bir yonelim sozkonusu (duzgun entri girmek zevk veriyo yapiym o zaman)
    b) conventional (konvansiyonel)
    3-kisilerarasi olan bitenleri kabullenme modu, iyi iliskiler kurmak, baskalarinin onayini almak ister kisi (bunu yazarsam insanalr beni sevicek, onayliycak begencek, o zaman yaziym modu)
    4-kanun nizam vardir, otoriteye boyun eger kisi. (otoriteler polisler tarafindan yadirganmamak icin kanunlara uygun entriler girmek)
    c) postconventional (konvansiyonelotesi)
    5-sosyal kontrat olayi var, fonksiyonellik onemli, kurallar ve degerler gorecedir (kurallar var, bu entri kurala uymasa da bu simdi herkesin daha cok isine yariycak, o zaman bunu yaparim, toplum da sesini cikarmaz)
    6-kisinin kendi sectigi prensipler isiginda bir davranis kalibi. evrensel ahlaki degerlere bagli olarak davranir kisi (bu entri insanlari rencide etmez ve dunyamiza cok yararli olur, giriym o zaman dusuncesi)
  • 1927de doğmuş chicago üniversitesinde ve harvardda ders vermiş bilim adamı.
    kohlberg'in felsefe ve psikolojiyi bir arada götüren bir yönü vardır. moral development -ahlaki gelişim-ya da moral theory -ahlak teorisi- olarak geçer teorisi. -ahlak kelimesini daha genel düşünerek tabii, yoksa din kültürü ahlak bilgisi sınırında diil- piaget'nin çocuklarda ahlak ile ilgili teorisini geliştirmiştir.
    kohlberg öncelikle dilemma dediğimiz bir olayı anlatır. heinz dilemması gibi. bu dilemma bir hikayedir. bu örnekte: "heinz'ın karısı hastadır. bir ilaç onun hastalığına iyi gelmektedir. yeni icat edilen bu ilaç ise çok pahalıdır ve heinz bu meblağı karşılayamaz durumdadır. ilacın mucidinden satın alamayacağına göre heinz ne yapmalıdır. bu ilacı çalmalı mıdır, çalması doğru mudur?" daha sonra 2. dilemma "heinz ın çaldığını bilen bir arkadaşı/ polis memuru bunu bildirmeli midir bildirmemeli midir?", ve dilemmanın 3. bölümü "hırsızlığın cezası bellidir hakim bu cezayı vermeli midir, vermemeli midir?" gibi sürer. bu sorulara verilecek cevap değil o cevabın nedenidir kohlberg'in ilgilendiği. evetse neden evet, hayırsa neden hayır. ve verilen cevaplara göre de bütün stage theorist dediğimiz teorisyenler gibi aşamalara ayırmıştır insanın ahlaki gelişimini kohlberg. öncelikle 3e o 3ü de aralarında ikiye ayırarak toplam 6 aşama çıkarmıştır. -türkçelerini bilmediğimden ingilizcelerini yazacağım-
    preconventional aşama:
    1. obedience and punishment orientation (ceza ve itaat)
    burada genelde cevap "hayır çalmamalıdır" olup nedeni de "çünkü hırsızlık kötü bir şeydir, kurallar vardır"dır. ya da "çalmamalıdır çünkü yakalanırsa kurallar, polisler, hakimler onu cezalandırır" ya da "çünkü hırsızlık yapan hapse girer, hapis kötüdür" gibi.
    cevap bazen "evet çalmalıdır" olsa bile nedeni bu aşamada olabilir. "evet çalmalıdır çünkü ilaç çok önemli bir şey değil çok ceza almaz" gibi.
    bu aşamada çocuk -kişi- ahlakı kendinden bağımsız dışarıdan olan bir şey olarak görmektedir.
    2. individualism and exchange
    bu aşamada genelde cevap heinz'ın hangi durumda daha karlı olacağına dairdir. örneğin çalmalıdır diyenler "eğer karısını seviyorsa çalmalıdır ama eğer başka biriyle evlenmek istiyorsa çalmasına gerek yoktur" ya da "evde çocuklarına bakacak birine ihtiyacı olduğu için çalmalıdır", "çalmamalıdır" diyenler ise "çünkü kaldırabileceğinden daha fazla ceza da verebilirler heinz'a" demektedirler. burada kişinin ne elde ettiği önemlidir. malı çalınanın da kötü durumda olduğu anlaşılır ama heinz'ın kötü durumda olduğu da. bir değiş tokuş söz konusudur -exchange- ve bu değiş tokuş kişisel çıkarlara göredir. heinzın ilacı çalmaya hakkı olduğunu çünkü ilacın mucidinin anlaşmaya yanaşmadığını, dolayısıyla çalınmasını hak ettiğini ya da çalması gerektiğini çünkü karısının ileride heinza karşılığında çok iyilikleri dokunacağını düşünerek de cevaplayabilirler. ilk aşamadan farkı ilk aşamada ceza yanlışlığı kesin olan şeyedir, bu varsayılır, ikinci aşamada ise ceza alınan bir risktir.
    conventional aşama
    3. good interpersonal relationships
    bu aşamada genelde "heinz ilacı çalmalıdır çünkü hiçbir eş karısının ölümüne seyirci kalamaz" nedenlemesi vardır. "heinz iyi bir insan olduğu için karısını kurtarmak istemektedir. ilacın mucidi ise para karşılığında insanları ölüme terk etmektedir." daha duygusal bir bakış açısı hakimdir böyle yanıtlayanlarda. "iyi olmak" temellidir cevaplar. "iyi niyetli olduğu için heinz ceza almamalıdır en azından cezası indirilmelidir". "çalmalıdır çünkü"nün cevabı "çünkü ailesinin, sevdiği insanın iyiliğini istemektedir" olur. heinz'ın bütün bir toplum tarafından haklı görüleceğine dair bir inanç da gizlidir bu bakış açısında. yani "herkes aynı şeyi yapardı" mantığı da vardır.
    bu ilk üç aşama piaget'nin ilk iki aşamasıyla benzerlik gösterir. körü körüne itaatten iyi niyeti aramaya doğru geçiş vardır.
    4. maintaining the social order
    bu aşamada cevap "heinz'ın niyeti iyi de olsa hırsızlık yapmamalıdır" olup nedeni 1. aşamadaki "çünkü hırsızlık kötüdür"den ötede "çünkü ya herkes iyi niyetliyim diyerek hırsızlık yapsaydı o zaman toplumun hali nice olurdu?" açıklamasıdır. burada cevap ve açıklama bütün bir toplumu ve herkesin iyiliğini düşünme ile nedenlendirilmiştir. "sadece hırsızlık kötü olduğu için, ya da ceza alacağı için değil herkes hırsızlık yapsa kaos olacağı ve toplum zarar göreceği için" diye bir açıklaması vardır. toplum bir bütün olarak görülmekte, genel çerçevesi için kuralların gerekli olduğu varsayılmakta ve cevaplayan kendini de bu toplumun parçası olarak görmektedir.
    post conventional aşama
    5. social contract and individual rights
    bu aşamada verilen cevap "çalmalıdır çünkü karısının yaşama hakkı ilacın mucidinin para kaybından daha önemlidir" olabilir. yani bu aşamadakiler daha evrensel bazı değerler olduğunu ve kanunlar ile bunlar çakıştığında kanunların esnemesi gerektiğini savunabilirler, kanunların gerekliliği ile birlikte. "yaşama hakkının mülkiyet hakkından daha önemli olması" gibi bir cevaptır burada soruya verilen. bu aşamada cevaplar kuralların şartlara göre esneyebilir olması gerektiğini ve tek bir doğru olmadığını savunurlar. farklı bakış açıları vardır. tek bir toplumun -yasanın- doğru kabul ettiklerinden çok yaşama hakkı gibi daha genel kavramların önceliği vardır.
    6. universal principles
    bu aşama teorisel bir aşama olarak görülüp kohlberg'in kendisi tarafından da bir süre sonra kullanılmamıştır. 5. aşamadan farkı daha fazla kural karşıtlığı içermesidir. bu aşamada cevap veren kişi kendini hikayedeki herkesin yerine koyar ve ona göre cevap verir. yani hırsızlık durumunda mağdur olan mucit de heinzın ve karısının yerine kendini koyacağından yaşama hakkına saygı duyacaktır. 5. aşamadan farkı 5. aşamada kuralların daha zor değişebilir görünmesi ve doğru kabul edilmesine karşın 6. aşamada daha görece bir sistemin varlığıdır. çoğunluğun kuralları azınlığı eziyor diye o kurallar onaylanamaz 6. aşamaya göre, çoğunluk haklı olsa bile azınlık zarar görüyorsa o durumda adaletsizlik vardır, tam bir adalet arayışıdır 6. aşama o yüzden de ancak teoridedir. 6. aşamada yanıt veren denek de zaten çok az olduğundan 5. aşama ile ayrımı pek yapılamamıştır. kendi toplumunun yürümesini değil daha iyi bir toplumun nası kurulabilir olduğunu düşünen birey 6. aşamadadır da denilebiir.
    şöyle denilmiş: "theoretically, one issue that distinguishes stage 5 from stage 6 is civil disobedience. stage 5 would be more hesitant to endorse civil disobedience because of its commitment to the social contract and to changing laws through democratic agreements. only when an individual right is clearly at stake does violating the law seem justified. at stage 6, in contrast, a commitment to justice makes the rationale for civil disobedience stronger and broader. "

    kohlberg'in aşamaları bunlar olup piaget'nin aksine kohlberg aşamalarını yaşla ya da olgunlukla açıklamaz. insanların deneyimleriyle ve bulundukları durum ve katıldıkları tartışmalarla geliştiklerini düşünür. yerine koymak -role playing- ya da dilemmalar üzerine tartışmak kohlberg'in genel olarak eğitimde de önerdiği çözümlerdir.
    kohlbergin teorisine başlıca eleştiriler: yönteminin ve bulgularının yeterince bilimsel olmaması ve özellikle de bireysel ahlak anlayışını temsil eden post conventional aşamaların empoze edilmesinin toplum için tehlikeli olabileceğidir. culturally biased denilen kültürlerarası farklılıklara açık olmaması da bir diğer eleştiridir. cinsiyetler arası farklı sonuçlar çıkabilmesi de sex-biased görülmesine neden olmuştur.
    ancak tüm eleştiriler bir yana kohlberg de kant, rousseau, dewey isimleri gibi toplumsal konulara -özel olarak da ahlaka- farklı bir bakış açısı getirmiştir. çalışması literatürde çok önemlidir.
  • kohlberg, ahlak gelişimini piaget’nin çalıştığı yaş grubundan daha ileri yaşlara taşımış ve ahlaki akıl yürütmenin daha gelişmiş düzeyini açıklamaya çalışmıştır. piaget’nin görüşleri doğrultusunda ahlak anlayı-şını, adalet, doğruluk, eşitlik ve insan refahı kavramlarını kullanarak incelemiştir. piaget’den farklı olarak ahlaki olgunluğa ulaşma sürecinin daha aşamalı ve daha çok zaman aldığı görüşünü savunmuştur. kullan-dığı öykülerdeki ikilemler daha karmaşıktır. bu ikilemlerde, öyküdeki karakterin (heinz, komutan, terzi) ahlakına ilişkin bir evet/hayır sorusu sorulmaktadır. ancak, önemli olan evet/ hayır yanıtının altında yatan nedendir. “neden?” sorusu ile kişilerin akıl yürütmeleri başlatılmakta ve daha sonra yarı yapılandırılmış sorular ile araştırmacı ilk yanıtı sorgulamaya başlamaktadır. puanlamada ise evet/ hayır yanıtı yerine, kişi-nin akıl yürütmesi değerlendirilerek hangi ahlak dü¬¬zeyinde olduğu belirlenmektedir.

    1. öykü: avrupa’da bir kadın kansere yakalanmış ve ölmek üzeredir. doktorların bu kadını kurtarabilece-ğini düşündükleri bir tek ilaç vardır. radyumun bir formu olan bu ilaç, aynı kasabadaki bir eczacının yeni keşfettiği bir ilaçtır. ilacın maliyeti oldukça yüksektir ancak eczacı maliyetinin 10 katı para istemektedir. rad-yuma 200$ vermesine rağmen, ilacın küçük bir dozu için 2000$ istemektedir. hasta kadının kocası heinz, borç para bulabilmek için tanıdığı herkese gitmiş ancak maliyetin yarısı olan 1000$’ı toplayabilmiştir. eczacıya karısının ölmek üzere olduğunu, ilacı daha ucuza satmasını ya da daha sonra ödemesine izin vermesini istemiş. ama, eczacı “ilacı ben keşfettim ve bu ilaçtan para kazanacağım” demiş. heinz, umutsuzluğa kapılmış ve dükkana saldırarak karısı için ilacı çalmayı düşünmüş. heinz ilacı çalmalı mı? neden evet, neden hayır.)

    2. öykü: kore savaşında, bir denizci bölüğü sayı kaybetmiş ve düşman karşısında geri çekilmeye başla-mıştı. bölük nehir üzerindeki köprüyü geçmiş ama düşman diğer tarafta sesiz durmaktadır. eğer içlerin-den biri geri gidip köprüyü uçurursa bir olasılık kurtulabileceklerdir. köprüyü uçurmak için gidecek olan kişi, büyük bir olasılıkla kurtulamayacaktır. dörtte bir olasılıkla ölmüş olacaktır. geri çekilmeyi en iyi yönlendirecek olan bölük komutanıdır. komutan, bu görevi gönüllü olarak yapmak isteyenleri sorduğun-da kimse gönüllü olmamıştır. eğer kendisi giderse, geri kalanlar sağ salim geri dönemeyeceklerdir çünkü sadece kendisi geri çekilmeyi yönlendirmeyi bilen kişidir. bölük komutanı, bu zor görev için birini görev-lendirmeli mi yoksa kendi mi gitmelidir? neden?

    3. öykü: avrupa’nın bir köyünde, ne valjean adlı fakir bir adam ne kız kardeşi ne de erkek kardeşi iş bulamıyorlarmış. valjean, parasızlıktan gerekli ilaç ve yiyeceği çalıyormuş. yakalanmış ve 6 yıl hüküm giymiş. birkaç yıl sonra hapisten kaçarak yeni bir ad altında ülkenin başka bir yöresinde yaşamaya baş-lamış. para biriktirmiş ve yavaş yavaş büyük bir fabrika kurmuş. çalışanlarına en yüksek maaşları vermiş ve kazancının çoğu ile tıbbi yardıma muhtaç kişiler için bir hastane yaptırmıştır. bir terzi, bu fabrikatö-rün, yöresindeki polis tarafından aranan, hapishaneden kaçmış, eski suçlu valjean olduğunu fark ettiğinde 20 yıl geçmişti. terzi, valjean’ı polise bildirmeli mi? neden?.

    i. gelenek öncesi dönem;
    bu düzeyde kişi iyi-kötü, doğru-yanlış gibi kültürel kural ve değerlere açıktır. ancak bunları, ceza ödül gibi fiziksel sonuçlarına göre ya da bu kuralları ortaya koyan kimselerin fizik gücüne göre değerlendi-rir. (kağıtçıbaşı,1999); bu düzeyin temel özelliği otoriteye körü körüne bağlılık ve karşılıklı somut bireysel çıkarlara dayalı ilişkidir. “kuvvetli olan kazanır” düşüncesi gerisindeki temel felsefedir.

    evre: itaat ve ceza yönelimi:
    bu devrede davranışın sonuçları, o davranışın iyi yada kötü olduğunu tayin eder. bir davranış cezalan-dırılıyorsa kötü, cezalandırılmıyorsa iyidir. cezadan kurtulmak ve yetkiye karşı tam riayet kendi başına değerlidir. çocuk için büyüklerin sözünden çıkmamak önemlidir, çünkü onlar büyük ve güçlüdür. başın derde girmemesi önemlidir. ahlak gelişiminin bu evresindeki bir öğrenci yakalanmadığı sürece kopya çekmeyi doğal bir davranış olarak değerlendirir. yine bu evredeki bir vergi sorumlusu cezalandırılmaktan kaçındığı için vergisini ödemekte olabilir. bu ahlaki gelişimin evresinde olan bireyler, davranışları, davra-nışların fiziksel sonuçlarına göre değerlendirir. yani 5.000.000 tl. vergi kaçıran bir sorumlunun cezası, 1.000.000 tl. kaçıranınkinden fazla olmalıdır.

    evre: saf çıkarcı yönelim:
    doğru davranış, kişinin gereksinmelerini tatmin eden davranıştır. pragmatik alış-veriş kavramı ( sen bana yardım et, ben sana ederim ), sevgi, bağlılık ve adalet kavramı yerine geçerlidir. çocuk, ödüllendirilen davranışları yapar, cezalandırılanlardan çekinir. bu dönemde “doğru” olan şey, diğer insanların ihtiyaç-larını da dikkate alan, somut ve adil karşılıklı alışveriştir. bu evredeki kişi “ne kadar verirsem o kadar alma-lıyım” şeklinde bir yargıya sahiptir. diğer yandan kurallara; kurallar kişinin ihtiyaçlarını karşıladığı sürece uyulur. bu evredeki bireyin düşüncesine göre kişinin kendi çıkarları ve ihtiyaçları neyi gerektiriyorsa o şekilde davranması gerekir. bu hak diğer insanlar için de geçerlidir. diğer insanlarla ilişkilerimizde bu karşılıklı çıkarları gözetmemiz gerekir. alışverişin adil olması gerekir. birisi diğerinden fazla veriyor ya da alıyorsa bu yanlış bir durumdur.

    ii. geleneksel dönem
    bu düzeyde, kişinin bir üyesi olduğu ailenin, arkadaş grubunun yada çevrenin beklentileri kendi başına değer taşır. seçilen referans grubunun doğru kabul ettikleri, çocuğun gözünde de doğrudur. buradaki tutum sadece sosyal düzen ve beklentilere uymak değil aynı zamanda onlara sadakattir. mevcut sosyal düzenin korunması ve desteklenmesi ve bu düzenin kurum ve gruplarıyla özdeşleşmek önemlidir. bu düzey iki dev-reden oluşur.

    evre: iyi çocuk eğilimi:
    bu devrede iyi davranış, başkalarını memnun eden, onlara yardımcı olan ya da onlar tarafından takdir edilen davranıştır. yaygın davranış normlarına uyma ön plandadır. davranış niyete göre değerlendirilir. ‘iyi niyetli olmak’ önem kazanır. güven, sadakat, saygı, karşılıklı ilişkilerin devamlılığı ve minnettarlık önem-lidir(21). doğru, iyi insan olmaktır. doğru, diğer insanların duyguları ile ilgilenmek, onların beklentilerine cevap vermek ve kurallar doğrultusunda davranmaktır. doğru davranış, iyi çocuk olma, iyi öğrenci olma, iyi eş olma, iyi anne olma veya baba olma, iyi vatandaş olmadır, doğru davranmanın “iyi olma”nın nedeni çevresinin, kendisi için önemli olan kişilerin onayını alma, onların gözünde iyi olmaktır.

    evre: kanun ve düzen eğilimi:
    bu devrede önemli olan, başkalarını memnun edecek davranışlarda bulunmak değil, yerleşmiş kurallar ve sosyal düzeni korumaktır. doğru davranış, görevini yapmak, otoriteye saygı göstermek, kural ve yasalara uymaktır. kurulu sosyal düzen eleştirilmeden kabul edilir(21). kurallara uymanın nedeni, toplumsal siste-min -düzenin- korunmasıdır. bunun için de bazı durumlar vicdani değerlerle çatışsa bile, sistem korunmalı-dır. “ya herkes aynı şeyi yaparsa” kaygısı toplumsal düzenin bozulması korkusunu yansıtır.

    iii. gelenek sonrası ( özerk yada ilkeli) dönem:
    bu düzeyde geçerliği ve uygulanırlığı olan ahlaki değerleri ve ilkeleri, bunları ortaya koyan grup yada kişilerin yetkilerinden ve kişinin bu gruplarla özdeşleşmesinden bağımsız olarak tanımlama çabası görülür. ilk düzeyde otorite kişinin tamamen dışındadır. ikinci düzeyde kişi otoriteyi içselleştirmiştir, ancak sorgu-lamaz. bu üçüncü düzeyde ise kişisel otorite oluşur. kişi kendi seçtiği, üzerinde düşündüğü ahlak ilkelerine göre yargılarda bulunur. bu düzeyde de 2 devre vardır.

    evre: kontrat ve yasaya uygunluk yönelimi:
    bu devrede doğru davranış, insan hakları ve toplum yararı gözetilerek toplum tarafından incelenip kabul edilmiş ilkelere uygun davranıştır. bireyin fikir ve değerlerinde farklılıklar gösterdiği bu devrede, görüş birliğine varma teknikleri önemsenir. ancak doğru ve yanlışın kişisel değer sorunu olduğu da kabul edilir. yasal görüş kabul edilmekle birlikte, topluma daha fazla yarar sağlayabilmek için yasaların değişebi-leceğine inanır. bireysel farklılıklar gözetilir ve doğal karşılanır. her birey kendi tercihlerini yapma hakkına sahiptir. doğru, toplumun temel hak ve değerlerini, temel hukuk kurallarını, grubun kanunları ile çelişse bile korumaktır. doğru, insanların farklı düşünce ve değerleri taşıyabileceklerini bilerek, bu göreceli değerleri korumaktır. yaşama, özgürlük gibi temel insan hak ve özgürlüklerini, çoğunluğun görüşüne ters düşse bile korumaktır. yasalara, üzerinde çoğunluğun anlaştığı toplumsal bir anlaşma olduğu için uymak gerekir. bu düzeydeki ahlak gelişimine göre çoğunluk anlaşarak, azınlıkta kalanların temel haklarına zarar verecek kanunlar yapamazlar. bunun için, yasalar kılı kırk yararak hazırlanmalıdır.

    evre: evrensel ahlak ilkeleri eğilimi:
    bu en yüksek devrede doğru ve yanlış, sosyal düzenin yasa ve kurallarıyla değil, kişinin kendi vicda-nıyla ve kendi geliştirdiği ahlak ilkeleriyle tanımlanır. bu ilkeler somut ahlak kuralları olmayıp genel soyut ilkelerdir. bunlar, evrensel adalet ilkelerini, insan haklarını ve insana saygıyı içerebilirler.

    kohlberg’e göre ahlak gelişimi bu sıralamada oluşur, çünkü her devrede bir önceki devrede erişilen ahlak gelişiminin bir sentezinin yapılması ve onun ilerisine erişilmesidir. ancak, her birey 6. devreye kadar çıka-mayabilir. hatta kohlberg’in araştırmalarına göre yetişkin bireylerin çoğu 4. devrede kalır.
  • geliştirdiği teorem tamamiyle kişilere sorduğu sorular ve buna yönelik aldığı cevaplara dayanır. teoreme en çok karşı çıkılan nokta da budur. "insanların gerçek hayatta yapacakları ile sorulara verdikleri cevap aynı olmayabilir" şeklinde sözler söylenmektedir.

    hatta anlatılana göre carol gilligan kohlberg'in yükseklisanstan öğrencisidir ve kohlberg'e aşık olmuştur fakat kohlberg bu aşka karşılık vermemiştir. kohlberg'in intihar ettiği söylenir lakin carol'ın da bu işte parmağı olduğu düşünülür. kohlberg'e olan gıcıklığından ve biraz da feministlikten carol gilligan kohlberg'e zıt görüşler ortaya atmıştır.
  • kohlberg gelistirdigi teoremin ahlaki degerlendirmeyi icerdigini ve ahlaki davranislarin sartlara bagli degisebilecek olmasinin kendi teoreminin yanlis oldugu anlamina gelmeyecegini soylemistir.yani insanlarin gercek hayatta yapacaklari,sorulara verdikleri cevaplarla ayni olmadigi durumlarda bile teoremi gecerlidir.insanlarin ahlaki degerlerini davranislarina da yansitmasi bambaska bir erdemdir.
  • ahlak gelişimi konusundaki araştırmalarını sadece erkekler üzerinde yapmasına gilligian tarafından karşı çıkılan psikolog ve akademisyendir.
  • (bkz: kol böreği)
  • araştırmalarını sadece erkekler çerçevesinde yaparak yanlı bir sonuca varmanın yanı sıra gözlemlerinin çoğunda ise sahip olduğu çocukları üzerinden ilerlemiştir.
  • öznel, bilimsellikten birazcık uzak, anlaşılması yaşanmışlık ve zeka gerektiren kurama sahip bilim adamı.
    çılgın gibi bilimsellikle övünen makalelerin eline su dökemeyeceği, yalnızca içgörüyle anlaşılabilecek ahlaki gelişim kuramıyla bilinir.