şükela:  tümü | bugün
  • bilinen 4 bin yıllık tarihi ile güney batı gürcistan ve doğu karadeniz'de konuşulan dil. megrelce ve svanca ile akraba biller, gürcüce ile ise alakası yoktur.
    unesco raporlarında da görüleceği üzere tehlike altında bir dil.

    2013 yılında kurulan laz enstitüsü lazcanın eğitim dili olup yaşaması için çabalamakta.
  • muhteşem bir gıybet dilidir. biri anlayacak mı diye gerilmeden rahatça günah işleyebilmekteyim.
  • başlık enflasyonuna ben de katkıda bulunmayayım diye buraya yazıyorum ama konumuz, chp tek parti döneminde "vatandaş türkçe konuş" sloganıyla yürütülen asimilasyon politikasının lazlara düşen payını simgeleyen bir uygulama olarak okullarda kurulan "lazca konuşanlarla mücadele kolu"nun tanıklarca anlatımı. tanıkların ifadelerini ali ihsan aksamaz'ın "doğu karadenizde resmî ideolojiler kuşatması" kitabından (s.31-33) aktarıyorum.

    ------------------------------
    chp’nin tek parti diktatörlüğü 1930’larda günlük hayatı sürdürmeye yönelik nafaka ekonomisi ilişkilerinin hâkim olduğu, lazcanın da konuşulduğu yörelerde ulusal sanayinin kapitalist üretim ilişkilerini ve kurumlarını geliştiremedi, yerel üretim ilişkilerini tasfiye edemedi ve bu sebeple de lazcayı doğal bir yok oluş sürecine sürükleyemedi. iki dilliliği destekleyecek ve geliştirecek politikalar yerine, lazca, burjuva resmî ideoloji ve resmî tarih tezleri ile ortadan kaldırılmaya çalışıldı. bu bağlamda asimilasyon politikaları ve baskılar uygulandı, korku havası oluşturuldu. chp’nin tek parti diktatörlüğü, lazcayı köye ve eve hapsetme ve sonra da yok etme politikaları uyguladı.

    arhavili m. recai özgün şunları anlatıyor: “otuzlu yıllarda okullarda temizlik ve irıtizam kolu, kızılay kolu... gibi isimlerle çalışma kolları oluşturulurdu. bunlar arasında “lazca konuşanlarla mücadele kolu” diye bir kol daha vardı. ben dördüncü ve beşinci sınıfta iken bir müddet bu kolun başkanlığını yaptığımı hatırlıyorum. bu işi faydalı olduğuna inanarak yapardık. çünkü talebeler de öğretmenler de laz kökenli idiler ve türkçeleri meramlarını ifade edemeyecek kadar bozuktu. “lazca konuşanlarla mücadele kolu”ndaki faaliyetlerime bir anlam veremezdim. çünkü okulda tamam; lazca konuşanlara ihtarımı yapardım, ama eve gelince, köye çıkınca hiç türkçe bilmeyen babaannem, dedem, komşuma hiç etkili olamıyordum. hâl böyle olunca, onlarla ben de lazca konuşuyordum. bir çocuğun ikiyüzlü gelişmesinde felaket etkili olacak bir uygulama. ayrıca onlara “lazca konuşmayın” demek, “siz hiç konuşmayın” anlamına geliyordu. çünkü lazcadan başka dil bilmiyorlardı. böyle bir teklif, onların aklımızdan şüphelenmelerini gerektiriyor ve şaşkın şaşkın gülmelerine vesile oluyordu. bu çok büyük bir çelişki idi. çocuk ruhumda oluşan bu çapraşık duygular, beni konunun nedenlerini anlamaya doğru iterdi ama hiçbir izah tarzını da bulamazdım. bu konudaki pozisyonumu ikiyüzlülük imiş gibi algılardım ve hatırladığıma göre utanır ve sıkılırdım.”

    ardeşenli mecit çakırusta şunları söylüyor: "1930’lu yıllarda ilkokul tahsilimi yaptım. okulda lazca konuşmak yasaktı. yalnızca okulda değil, dışarıda da konuşulmayacaktı. bunun tespiti için de, talebeler arasında görevliler vardı. öğretmen, lazca konuşanları tespit edip kendisine isimlerini getirenleri ödüllendiriyor ve talebeleri ispiyonculuğa teşvik ediyordu. lazca konuşanları da -yine talebelere yaptırdığı- özel fındık ağacından çubuklarla avuçlarını kırbaçlıyordu veya parmaklarımızı birleştirip tırnaklarımıza cetvelle vuruyordu. bu tutum ve davranışın bana yaptığı psikolojik tahribatın yaşam boyu uzun zamanımı aldığını, bu aşağılanma, suçluluk ama bu suç ve yabancılık bende hep var olacaktı. üstümden atamayacaktım.”

    1939 doğumlu olan hopalı yılmaz avcı’nın da hatırladıkları şöyle: “okullar açıldığı gün öğretmenimizin okulda lazca konuşmayı yasaklaması ile beraber bizim de en önemli iletişim kaynağımız kesilmiş oldu. ancak teneffüslerde, öğretmenden uzak olduğumuz noktalarda kontrollü olarak lazca konuşabiliyorduk. tabii bu arada yakayı suçüstü ele verenler de mutlaka cezalarını çekiyorlardı. (...) o büyük mücadele sonunda öğretmenin galip geldiğini söylemeye herhalde gerek yok!”

    1944 doğumlu fındıklılı nurdoğan demir’in, o yıllara ilişkin olarak yazdıkları ise şöyle: “o yaşımda başka bir dilin varlığını bile bilmiyordum. lazca konuşmayacaktım da ne konuşacaktım ki? yoksa biz, hani şu öğretmenlerimizin konuştuğu dilden mi konuşacaktık? öğretmenler türkçeyi bana göre çok güzel konuşuyorlardı. açıkçası imreniyorduk. ama o dilden bildiğimiz on kelimeyi geçmiyordu ki, nasıl olacaktı bu iş? o zamanlar bizim için “lazca konuşma” demek, “hiç konuşma” demekle eşti. ilk zamanlar âdeta ağzımız kilitlenmişti. dilsiz kalmıştık.”
    ------------------------------
  • ağız yada şive değil başlıca bir dil olup türkiye'de artvin’in hopa (xopa), arhavi (arkabi), borçka (borçxa) ilçeleri ve rize’nin fındıklı (vi?e), ardeşen (artaşeni), pazar (atina), çamlıhemşin (vija) ilçelerinde konuşulur.
  • gürcücenin yandan yemişidir.
  • türkiye'nin doğu karadeniz kıyı şeridinde rize ilinin pazar ilçesinde bulunan melyat deresi'nden itibaren ve gürcistan'ın türkiye ile paylaştığı sarp köyüne kadar yaşayan laz halkı tarafından konuşulan ve eski kolhis dilinin devamı olduğu sanılan, zanik bir kafkas dilidir.
  • bazen yaran diyaloglara gebe olabilen dil;

    yıllar evvel bir markette ole isimli bir deterjanın tanıtımını yapan stand görevlisi, 10 dakika civarı deterjanın mükemmelliğinden bahsederek eniştemi kitlemektedir. sona doğru;

    -(...) bunu alırsanız eşiniz ole'nizden çok memnun kalacak!

    eniştem de dayanamamış, patlatıvermiş; "sağolasın kızım, benim eşim 20 yıldır olemden çok memnun!"

    eniştemi kaybedeli oluyor bir kaç yıl, bir bayram günü vefat etmişti, bu da her bayram anılan hikayelerden oldu...
  • gerçek bir laz fıkrası
    rize/fındıklı ve çevresinde fasülyeye xaci derler. fırtına vadisi civarında ise fasülyeye lobca derler.
    fırtına'da yaşayan yaşlı bir amca fındıklı'daki hısımlarını ziyarete gitmiş. akşam yemeği yaklaşırken hısımların evindeki hanımlar yemek hazırlamaya başladıkları sırada kendi aralarında konuşurlarken hacı amca kulak misafiri olur:
    -heya cari mu pxaziraten?
    -amutu dop'aten
    -amuti te var iven nğoyen
    -him ora xaci komevok'idat
    bunları duyan hacı amca xaci movak'idat cümlesini (fasülye yemeğini pişirelim), xaci mevoşk'idat "(hacıyı boğalım) zannedip "beni öldürecekler" diyerek gece yarısı pencereden atlayıp oradan kaçmış
    fındıklı: xaci movok'idat = fasülye yemeğini pişirelim.
    ardeşen. pazar, çamlıhemşin: lobca mevobate = fasülye yemeğini pişirelim.
  • fransızcadaki 80 sayısı nasıl 4x20 diye kodlanmışsa, aynısı lazcada da var. ama bayaa farkla.

    sayılar 20 ye kadar. 20 den sonrası 20+10, 2x20, 2x20+10, 3x20, 3x20+10 şeklinde ilerliyor. 29 dan büyük bir sayı söylemek ufak bir matematik işlemi resmen.

    tam laz işi cidden. demek 20 den büyük sayılara çok ihtiyaçları olmamış.
  • ayşe arman 30 temmuz 2007 tarihinde yazdığı yazı

    doğu karadeniz’den sadece izlenim yazısıyla dönmedim. 3 tane de röportaj vardı elimde, biri lazlarla, diğer ikisi de bölgenin rum pontus ve ermeni geçmişiyle ilgili.
    bugün ismail avcı ile başlıyoruz. lazuri.com’un kurucusu. lazca-türkçe sözcüğün yaratıcısı. işine tutkuyla bağlı biri. bugünlerde chivi yayınları’ndan piyasaya çıkan 25 bin kelimelik sözlüğü oluşturabilmek için, 17 yıldır saha çalışması yapıyor. köy köy, dağ dağ, mahalle mahalle geziyor. şahane bir adam. ondan öğrendiklerimi sizinle paylaşıyorum...

    lazlar neden farklıdır?

    - çünkü genetikleri farklı.

    genetikleri neden farklı?

    - yağışlı iklim, hırçın deniz ve aşırı engebeli coğrafya yüzünden. bunlar ruh hallerimizi, becerilerimizi ve zekámızı fazlasıyla biçimlendiriyor. zaten bu coğrafyada; pratik zekáya, çevikliğe ve çabuk karar alma becerisine sahip olmayan birinin neslini devam ettirmesi pek mümkün değil.

    burnu kemerli olmayan laz yok mudur?

    - vardır elbette. mesela, yeni doğan laz bebekler! işin esprisi bir yana, karikatürleştirilmiş laz burnu, gerçeği yansıtmıyor. bütün lazların burnu kemerli değil. çünkü lazların tamamı tek bir etnik kökene sahip değil.

    peki bütün lazlar, açık tenli ve mavi gözlü müdür?

    - evet. kafkas halklarının belirgin fiziksel özelliklerini taşıyoruz, çoğunlukla açık tenli, açık renk gözlü, uzun boylu ve ince yapılıyız.

    karadeniz’in tamamı laz mıdır?

    - yok hayır. ama özellikle doğu karadeniz yerli halkının kökenini lazlarla ilişkilendirmek tarihsel bir hata olmaz. bir tarihçi der ki, "doğu karadeniz’in tarihi bizans döneminde hıristiyanlıkla birlikte rumlaşmış, osmanlı döneminde müslümanlaşıp türkleşmiş lazların tarihidir."

    lazca bir lisan mıdır, lehçe midir, nedir?

    - lazca ingilizce, fransızca gibi kendi başına bir dildir. ne başka bir dilin lehçesi ne de birçok dilin karışımıdır. dilbilimciler, lazca’nın kökenini binlerce yıl geriye götürüyor. alfabesi, sözlüğü, grameri, masalı, edebiyatı olan bir dil. ama ne yazık ki, lazca’nın apayrı bir dil olduğunu bilmeyen pek çok insan var türkiye’de.

    "celdum, cittum, cezdum" bunlar lazca değil mi yani?

    - değil. bu, türkçe’nin karadeniz şivesindeki konuşma biçimi. bir laz, lazca konuşurken ’celdum, cittum’ demez. çünkü lazca’da gel, ’moxti’ demek. geldim, ’komopti’ demek. gittim, ’mendapti’, gezdim ise ’kogopti.’ gördüğünüz gibi, alakası yok...

    türkiye’de yaşayan lazların her birinin lazca adı, soyadı var mı?

    - var. ama kimliklerinde yazılı değil. müslüman olduktan sonra isimleri değiştiği için, artık bu soyadlar pek bilinmiyor, duyulmuyor. ama yer isimlerinde, lazca isim çok var. fakat bu isimleri lazca’nın fonetiği farklı olduğundan, türkçe alfabeyle yazmak problemli. bu yüzden pek çok laz, son zamanlarda türkçe alfabeyle yazılabilen kendi ürettikleri lazca isimleri çocuklarına vermeye başladılar. mesela ben ve eşim oğlumuza "bir ışık" anlamına gelen "arte" adını verdik. bir sürü güzel laz ismi var: şana (mutluluk tanrıçası, aynı zamanda alyans), tanura (gün doğumu), loya (tatlı), irden (büyüyor), tenda (ışığın kız kardeşi), tutaste (ay ışığı), gubaz (bir laz kral adı), evro (sıcak rüzgar) teona (ışıklı yer) gibi...

    olağanüstü güzel isimler bunlar. lazca’nın şu andaki durumu nedir?

    - ne yazık ki, yok olma tehlikesi altında. son yıllarda laz anne babalar "türkçesi bozulmasın, okul yaşamlarında, iş hayatlarında sıkıntı çekmesin" düşüncesiyle, çocuklarına anadillerini öğretmiyorlar. bu lazlar arasında gönüllü, sistemli ve yaygın bir tutum. asimilasyonun içselleştirilmesi de diyebilirsiniz.

    türkiye’de kaç kişi kaldı lazca konuşabilen?

    - 500 bin kişi. pazar, ardeşen, çamlıhemşin, fındıklı, arhavi, hopa ve borçka’da yaşayanlar. sadece 5 ilçe. bir de marmara bölgesi’nde yaşayan 93 harbi muhacirleri var.

    bir de gürcistan’ın batısında yaşayan hıristiyan lazlar. oradakilere megrel deniliyor. eğer anne babalar çocuklarına bu dili öğretmezse, birkaç nesil sonra dil ölümü kaçınılmaz olacak.

    lazların en belirgin özellikleri neler?

    - dik başlı, gururlu, pratik zekalı, yaratıcı ve çalışkandırlar. yönetilmekten ve emir almaktan hoşlanmazlar.

    peki kompleksli bir millet midir?

    - tam tersine, hareketli, konuşkan, esprili ve çabuk düşünebilen hazırcevap insanlardır. farklılığa çabuk adapte olurlar. özgüvenleri yüksektir ve kendileriyle dalga geçerler...

    bu yüzden mi, başkaları hakkında değil de, hep lazlar hakkında fıkralar üretiliyor?

    - bence öyle. laz’a sormuşlar, "laz olmasaydın ne olurdun?" diye. düşünmüş, düşünmüş, "vallahi, çok mahcup olurdum!" demiş...

    http://www.hurriyet.com.tr/…ubaz-evro-teona-6985929