şükela:  tümü | bugün
  • ottavia sakinlerinin hep tepemden aşağı sarktığına dair örümcek ağımsı ürkülere kapıldığım, yok-kentler atlası, var-yazılar kitabı..
    (bkz: italo calvino)
    (bkz: marco polo)
  • "marco polo tek tek her taşıyla köprüyü anlatıyor:
    - peki köprüyü taşıyan taş hangisi?- diye sorar kubilay han.
    - köprüyü taşılan şu ya da bu taş değil, taşların oluşturduğu kemerin kavisi-, der marco.
    kubilam han sessiz kalır bir süre, düşünür. sonra ekler:
    - neden taşları anlatıp duruyorsun bana? beni ilgilendiren tek şey var o da kemer.
    - marco cevap verir: - taşlar yoksa kemer de yoktur."

    italo calvino / görünmez kentler
  • marco polo.."dağarcığı sınırsız sayılabilirdi, bu kez pes eden o oldu. şafak sökmüştü ki,
    -efendimiz , bildiğim şehirlerin hepsini anlattım size. dedi.
    -hala hiç sözünü etmediğin bir şehir var.
    marco polo başını önüne eğdi.
    'venedik' dedi han.
    marco gülümsedi.' bunca zaman size neyi anlattım sanıyorsunuz?'
    imparator kılını bile kıpırdatmadı.'yine de bu adı ağzına aldığını duymadım.' ve polo dedi ki:' size hangi şehri anlatsam venedik üzerine birşeyler söylüyorum zaten.'...
    başka şehirlerin özelliklerini dile getirmek için, dile gelmemiş, kalan bir ilk şehirden söz etmeliyim. benim için venedik, o şehir işte.... hafızamın imgeleri bir kez kelimelere vurulup sabitleşti mi, silinip gider..."
  • calvino bir söyleşisinde görünmez kentler'i tanımlarken ilgili şöyle bir şeyler demişti: "şehirleri 9 ayrı tür içinde sınıflandırarak kullanmaya karar vermiştim, yeteri kadar malzeme toplayınca, bu türleri art arda sıralamak için bir ölçü bulmam gerekti, bir çeşit basit matematik bir değişken buldum. amacım tekdüzeliği ortadan kaldırmaktı. aynı zamanda şehirler ayrı türlere ait olsalar bile her bölüm ortak bir özelliği içinde taşıyacaktı." (çeviri hadi uluengin, cumhuriyet 6 ekim 1985)
  • kentlerinin her birine ayrı ayrı kadın isimleri vermiştir, hayal gücünü fişekler, çok eğlendirici betimlemeler/öykülemeler vardır,fakat bazen bu anlatımların havada kaldığı duygusuna kapılır insan.
  • calvino'nun farkına varmadan yazdığı uzun ve nefis bir şiir.
  • calvino’nun “kentlere yazdığı son bir aşk şiiri” olarak nitelediği kitabı.
  • "bir kenti kent yapan nedir?" sorusuna verilebilecek en güzel cevabın barındığı mucizevi kitap.

    “yüksek burçlarıyla zaira’yı boşuna anlatmaya çalışacağım sana gönlüyüce kubilay. merdiven yolların kaç basamaktan oluştuğundan, kemer kavislerinin açı derinliğinden, çatıların hangi kurşun levhalarla kaplandığından söz edebilirim sana; ama şimdiden biliyorum, hiçbir şey söylememiş olacağım sonunda. zira bir kenti kent yapan şey bunlar değil, kapladığı alanın ölçüleri ile geçmişinde olup bitenler arasındaki ilişkidir: bir sokak lambasının yerden yüksekliği ve orada idam edilen zorbanın sallanan ayakları ile yer arasındaki uzaklıktır; o lambadan karşı parmaklığa gerilen ip ve karaliçenin düğün alayının geçeceği güzergahı süsleyen festonlardır; parmaklığın yüksekliği ve şafakta onun üzerinden atlayıp kaçan gizli sevgilinin sıçrayışıdır; bir saçağın eğimi ve aynı pencereye süzülen bir kedinin o saçak üzerinde kayarcasına yürüyüşüdür; burunun arkasından birden çıkıveren harp gemisinin toplarıyla çizdiği silüet ve saçağı yok eden bombadır; balık ağlarındaki yırtıklar ve ağlarını yamamak üzere iskeleye oturmuş, kraliçenin gayri meşru oğlu olduğu ve kundağıyla, oraya, iskeleye bırakıldığı rivayet edilen zorbanın harp gemisinin hikayesini yüzüncü kez birbirlerine anlatan o üç yaşlı adamdır.”
  • ...

    “dalmış olmalısın han’ım. sözümü kestiğinde tam da bu kenti anlatıyordum sana.”
    “biliyor musun onu? nerede? adı ne?”
    “ne adı var, ne yeri. onu neden anlatıyordum bir daha açıklayayım sana: öğeleri, onları birbirine bağlayan bir mantık olmaksızın bir iç kuraldan, bir perspektif, bir hikayeden yoksun bir şekilde yığılmış kentleri, düşlenebilir kentlerin sayısından düşmek gerekir. kentlerle ilişkimiz rüyalarla olduğu gibidir: hayal edilebilen her şey aynı zamanda düşlenebilir, oysa en beklenmedik rüyalar bile arzuyu, ya da arzunun tersi, bir korkuyu gizleyen resimli bir bilmecedir. kentleri de rüyalar gibi arzular veya korkular kurar, söylediklerinin ana hattı gizli, kuralları saçma, verdiği umutlar aldatıcı, her şey, başka bir şeyi gizliyor olsa da.”
    “ne arzularım, ne korkularım var benim,” dedi han, “benim düşlerimi ya düşünce, ya da rastlantılar oluşturur.”
    “kentler de düşüncenin ya da rastlantının eseri olduklarını sanırlar hep, ama ne biri, ne öteki ayakta tutmaya yeter onların surlarını. bir kentte hayran kaldığın şey onun yedi ya da yetmiş yedi harikası değil, senin ona sorduğun bir soruya verdiği yanıttır.”
    “ya da onun sana sorduğu ve ille de yanıtlamanı beklediği sorudur, tıpkı thebai’nin sfenks’in ağzından sorduğu soru gibi.”
    ...

    s.87