şükela:  tümü | bugün soru sor
  • jean-luc godard'ın yeni filmi. 71. cannes film festivali'nde yarışma bölümüne seçilen filmler arasında yerini aldı. usta sinemacının bir önceki filmi olan ve 3 boyutlu olarak çektiği adieu au langage sinema çevrelerinde epey ses getirmiş ve cannes film festivalinde jüri ödülünü kazanmıştı. kariyeri boyunca hep farklı şeyler denemekten vazgeçmeyen büyük usta, sinemanın eşsiz dilini kullanarak eleştirel vizyonuyla sanatseverlere her daim ilham vermeye devam ediyor. öyle ki hiçbir ödül onu onurlandırmak için yeterli değil, bilakis onun filmlerinin festivallerde var olması hatta adının geçmesi bile ödülleri ve festivalleri onurlandırmak için yeterli. zaten bu yılki cannes film festivalinin posteri yine onun başyapıtlarından biri olan pierrot le fou filminden hareketle tasarlanmış.
  • fragman diyebilirsek buna, fragmanı yayınlanmış godard filmi.

    https://vimeo.com/266537328
  • godard'ın öleceğini anlamasıyla, içimi iyice bir dökeyim de öyle öleyim diye çektiğini düşündüğüm daha çok belgesel tadında, olağanüstü yorucu filmi. insanlığa, hiyerarşiye, devlete, egoya, emperyalizme, savaşa; kısacası insanı insan yapan çoğu şeye bir eleştiri niteliğinde.
    zerkalo'yu zor film bilirdik.
  • godard'ın sinemaya merak sardığında, çeşitli amerikan filmlerini sardıra sardıra, ilerlete ilerlete izleyip boşlukları kafasında doldurarak sinefillik mertebesine eriştiğini duymuştum. sonra filmlerini de sanki böyle sardıra sardıra, ilerlete ilerlete yapmaya başladı, "boşlukları seyirci doldursun" dedi galiba (serseri aşıklar'da başladığı jump cut kurgusu da tam olarak 'ilerlete ilerlete film izleme' olayına benzer).

    o zaman godard için "james joyce'un edebiyatta kullandığı bilinç akışı ve kolaj tekniğini sinemada kullanan adam" diyorlardı, bu filmde ise artık bu tekniklerin uç noktasını görüyoruz. adam masada oturup filmleri birleştirmiş, artık düşüne düşüne bi hal olduğu konular hakkında parça parça şeyler söylemiş ve alın izleyin demiş. hatta "izlerseniz ekime, izlemezseniz sikime kadar" demiş ve filmekimi'nin reklam mantığıyla insanları filmekimi'ne çağırmış bile olabilir.
  • öncelikle sizden açık bir zihin ve büyük enerji talep ediyor, baştan sona ve sürekli acımasız bir bombardımana maruz kalıyorsunuz; deforme edilmiş görüntüler, hollywood klişe klipleri, vahşet içeren ışid propagandaları, sloganlar, çığlıklar... ve genel olarak sinemanın tarihi ve etik kaygıları, arap dünyası, oryantalizm derken gerçek dünyanın referansı neydi, başkalarının acısını anlayabilir miyiz, acı ideolojilerin ürettiği metin ve görüntülere göre mi durum belirler gibi düşünceler uçuşmaya başlıyor. kalan şeyse çeşitli ve genellikle apokaliptik atmosferlerle görülen simge ve imgelerin o atmosferlerle, sosyal-siyasal yaşamla ve yine kendileriyle olan ilişkilerinde gizlenmiş gibi. ne kadar doğru bilmem ama bana, dört başı mamur bir roman yazmaktansa her türlü medyaya elde makasla saldırıp günlerce uğraşarak politik, zehir zemberek bir fanzin ortaya koymak gibi geldi.
  • senelerdir düzenli olarak festivallere giden sadık bir seyirci olmamın yanısıra mesleğim gereği sanatla içiçeyim. klasik akımların dışındaki farklı tarzlara da bayılırım. lakin, kimse kusura bakmasın ama godard gerçekten çok kötü bir denemeye imza atmış bu sefer. filmi sırf godard çekti ve 2 ödül aldı diye övemeyeceğim ne yazık ki.
  • 20.yy bir yandan bir kelimeler yüzyılıydı; foucault'nun kelimeler ve şeyler'i, sartre'ın sözcükleri, wittgenstein ve derrida... fakat diğer taraftan da bir imgeler yüzyılıydı; bergman, tarkovski, antonioni ve kurosowa...

    godard öyle bir film çekmiş ki, çok hızlı unutulan bir çağa adeta bir ağıt niteliğinde. şu yitip giden, filmin sonunda da belirtileceği üzere, artık kimsenin pek de umursamadığı imgelere ve sözcüklere bir ağıt. paul auster'ın, "artık hayatımın kışı başladı" diyerek yazdığı kış günlüğü gibi, imgeler ve sözcükler de godard'ın kışının bir temsili. fakat arada bir nüans var tabi. godard kişisel bir film yapmak yerine unutulan tüm dostları ve unutulan tarih adına da bir film yapmış. tarihin sonu'nun da sonunun tartışıldığı şu zamanlarda, bu film bir hatırlama pratiği olarak tüketici seyircinin önünde duruyor, kesikliklikleri, siyah ekranları ve deformasyonuyla.

    şüphesiz ki insanlık 22.yy'a ulaşabilirse, 20.yy'ın imge ve sözcüklerini hatırlamak için 21.yy'da üretilmiş bu filme başvuracak.
  • kolaj bir sinemasal kurguyla hazırlanmış godard'in düşünsel yaşamının yer yer kopuk, kısa cümlelerle ve dağınık anlatımı. oryantalist ama bir o kadar da keskin bir bakis acisiyla gunumuz toplumsal yapisi ve siyasi konjonturune dair felsefik bir değerlendirme ama yukarıda belirttiğim gibi kisa cümlelerle ve dağınık. toplamak düşünmek ve bunlar uzerine uzun cumleler kurma gorevi ise seyircinin.

    kisa ama derinlikli cumlelerle anlattigi olaylari birer meteryal kabul edip, düşünsel bir kurgudan geçirerek verili düşünceye paralel veya degil ama bunu uzun cümleler kurarak yeniden tanımlama süreci imgeler ve sözcüklerle godard'in bana göre asil yapmak istediğiydi. calismasinin didaktik olarak tanımlanması da sanirim biraz bundan. keza uzun cumlelere eslik eden aksi düşünce veya paralel düşünce bu didaktik yer yer kiskirtici üslup sebebiyle gelişiyor.

    bu arada filme olumsuz yorum yazan arkadaşlar olmuş görüş farkıdır saygı duyarım ancak kisisel bir tavır içeren bu dikkate deger bir çalışmaya haksızlık edildiği kanaatindeyim. bu sebeple yorumlara katılmıyorum ve ben bu arkadaşlara film socialisme 'yi izlemelerini ve sonra bu calismayi tekrar degerlendirmelerini tavsiye ediyorum!
  • jean-luc godard'ın ne yaptığını kitleler kavrayamayabilir fakat godard 2001'den beri klasik film anlayışının dışına çıkmakta ve kitleler için film yapmamakta. ustaya saygı duyarken, nitel anlayışımızın ötesine geçmek zorundayız. giderek teknolojiyle sanatı buluşturan godard, geleceğe bir zaman kapsülü bırakıyor imajinasyonal evreninde, ki, aslında bu bizim içsel topografyamızın gezegendeki yansımasından başka bir nen değil.

    anlamak zor, bağlantıları kurabilinceyse kolay. yine de yorucu, yorucu da, keyifli bir yorgunluk bu. üstad bu yaşında (1930 doğumlu) böylesi üretkenliklerde bulunabiliyor. takdir edip izlemekten başka çaremiz yok godardseverler olarak. ingilizce adı image book. evet öyle, bir kitap bu. sesli ve görsel bir kitap, renklerden, ışıktan, seslerden oluşan imajinatif bir yapıt.

    le livre d'image'dan sekiz kare:

    i) / ii) / iii) / iv) / v) / vi) / vii) / viii)

    filmin afişi: