şükela:  tümü | bugün
  • dogu'ya oryantalist bir perspektiften bakan dogu'nun gizemini sadece farklılık eksenine dayandıran ancak muzikten az cok anlayan bir insan tiplemesi anouar brahemin kara kedi adımlı albumunu dinledikten sonra ideolojisi degisecektir bana gore. bir muzik elestirmeni bile bu albumdeki hislenmeyi anlatacak dogru ifadeleri-kavramlari kullanamayacaktir. insan ruhunun ayagını topraga basan bedeninden, yasarken uzaklasmasi ancak bu muzikle birlikte mumkun olabilir gibi... bu uc muzik aleti nasil bu kadar uyumla cogalabilir tahmin etmesi cok guc...
  • sabaha karşı dalınan uyku demek.

    http://www.youtube.com/watch?v=i_q5julea4e
  • 2002 tarihli, anouar brahem'in françois couturier'li albümlerinden biri kara kedinin yürüyüşü... hayret, bugüne kadar nasıl olmuş da üstüne ahkam kesmemişim diye şaşırmadım değil. neredeyse 15 senemize bilfiil tanık olan albümlerden.

    albümün kapağı, ecm'in albüm kapaklarında sık rastladığımız o ölümcül estetiğe sahip. ölümcül estetik dediğim, ışığa çok bakınca gözlerin görme yetisini bir süre kaybetmesine benzeyen bir şey. güzellik acı verir. onun içinde erimek istersiniz, o güzelliği soğurmak, onun tarafından emilmek, o olmak istersiniz ki, bir an ayrı düşmeyesiniz. fakat dünyanın diyalektik işleyişi uyarınca her güzellik bir ayrılıkla mühürlenmiştir. güzelliğin güzelliğinin anlaşılabilmesi için onu gözden yitirmek, ondan uzağa düşmek, ona hasret duymak gerekir. varlığın alanına girmek için yok olmak gerektiği gibi... normalde, aklın almadığı çelişik ifadeler, değil mi? zaten dikkat edin, varlığın, aşkın, güzelliğin mahiyetine dair çoğu fikir birbiriyle çelişir, çekişir. paylaşılamayan bir şey var bu işte ama ne?!

    tabii bu çelişki bizim idrakimizdedir: bir şeyi ikiye ayırdığımız anda, iki parçanın birbirinden ayrı/farklı olduğunu kabul etmiş oluruz. "ayırıcı vasıf"la ayırırız, yoksa ayırmak mümkün olmaz. "ayrı olmasalar ayrılmazlar." "ayrılmayanlar birleşemezler."

    âlemin güzelliği burada. böylesine çelişik, karmaşık, çapraşık, girift, bir yandan da son derece basit, yalın, anlaşılır, açık: çelişmenin hakkını verircesine... dünya ortamında duyumsanan her güzellik gibi trajik aynı zamanda.

    "ayrılığa ulaşsaydık, ona kendi acısını tattırırdık." muhyiddin ibn arabi. hazret, gene bir acayip buyurmuş. ayrılık, firak, firkat, gurbet, hicran, hasret vb. kelimelerin anlamını toptan dürüp koltuğumuzun altına koymuş.

    daha albümün kapağındayız, yandık! (gülücük)

    tuhaftır, albümün kapak fotoğrafına ne zaman baksam brueghel*'in karda avcılar'ını hatırlıyorum. tam hatırlamak da değil, düpedüz o zannediyorum bir an (tarkovski'nin kulakları çınlasın)... oysa ne kar ne de avcı var fotoğrafta. ışığın çizimi, kompozisyon, açı öyle bir yanılsama yaratıyor ki, ışığı kara, müzisyenleri avcıya benzetiyor, dönüştürüyor. manidar bir dönüşüm: müzisyen hakikaten bir tür avcıdır, sesin oltasıyla ruhları yakalar.

    chat noir'ın daha kapağından anlarız velhasıl ne kadar tehlikeli bir albüm olduğunu. kim demişti: "müzik tehlikelidir evladım. çünkü gökseldir. göksel olan, arza alışmış arızileri ya öldürür ya arızalandırır. talihin varsa ölürsün. diğeri çekilmez."

    ben de şunu yazmak isterim doğrusu: beni bu ölümcül albümler mahvetti. şikayetâmiz bir beyan değil bu, asla! olsa olsa bir şükür.

    şarkı isimleri de ayrı bir sanat harikası: bilen sensin, gören ağaç, burak'ın kanatları. burak'ın kanatları'nı özellikle severim. yazayım: beni bu atlı, kanatlı şeyler mahvetti.

    les ailes du bourak'tan ilhamla yazdığımı da paylaşayım öyleyse:
    http://duygugules.blogspot.com.tr/…s-du-bourak.html
  • filmin en yalnızlaştığı karede arka fonda çaldığı şarkıdır bu. tatlı tatlı başlar yalnızlığı anlatmaya. bir su berraklığındadır piyano. olağan şeylermiş gibi, "bu da geçer" der gibi ilk dört beş saniye... sonra yavaş yavaş ciddiye alınır her şey, idrak edilmeye başlama anı gibi... ilmek ilmek işlenir içine acısı. of dersin, bitsin artık film... ama izlemeden de edemezsin. içini sıkar ama çok seversin.

    anouar brahem'in harikalar yarattığı şarkı.