şükela:  tümü | bugün
  • fransızca, geçmiş. bugün cannes'da (66. cannes film festivali açılış) kısaca bir gösterildi. fransız-iran yapımı le passé, altın palmiye için aday filmlerden birisi. sabırsızlıkla bekliyoruz..
  • en iyi kadın oyuncu dalında ödül aldı cannes'da.

    (bkz: berenice bejo)
  • büyük ihtimalle filmekimi 2013 kapsamında gösterilecek asghar farhadi filmi.
    beyazperde de özeti şu şekildedir:

    --- spoiler ---
    4 yıllık ayrılıktan sonra , karısı marie'nin çağırması üzerine ahmad tahran'dan paris'e geri döner, geliş amacı boşanma davasıyla ilgili belgeleri tamamlamaktır. kısa süreliğine yaptığı bu ziyaret esnasında eski eşi marie'nin kızı lucie'yle son derece sancılı ilişkisinin farkına varır. bu duruma el koyarak düzeltmek için çaba harcamaya karar veren ahmad'in uğraşları , eski ve kuytuda kalmış bir sırrın ortaya çıkmasıyla sonuçlanacaktır. baş rollerinin bérénice bejo, tahar rahim, ali mosaffa tarafından paylaşıldığı filmin yönetmenliğini asghar farhadi yapmış.
    --- spoiler ---
  • bluray rip'i torrente düşmüştür. filmekimi fetişiniz yoksa, kat.ph sinemasına gelin izleyin, bütün seanslar boş.
  • hâlen filmekimi'nde görülebilecek asghar farhadi filmi.

    --- spoiler ---
    asghar farhadi insan paydalarını yakalamakta usta bir yönetmen. ayrılığın, aşkın, çatışmanın, hesaplaşmanın ve öfkenin yeryüzündeki insanlar sayısınca tanımı yapılabilir. onun filmlerini sinemanın bu gedikli konuları arasında hatırlanır kılan, (le passe'tan bir örnek verirsek) yeni boyanmış kapıdan ahmad'ın tişörtünün koluna bulaşan ve mütemadiyen bize kendini gösteren boya lekesi olabilir mesela. aslında bütün olay veya film belki o "iz"de saklıdır. iz, geçmiştir, geçmiş zamana aittir ne de olsa.

    --- spoiler ---
  • dağınık - altüst olmuş ev, yatacak yerin belli olmaması, o allahmuhafaza eninde sonunda geçicilik hissi... darmaduman filmdi bu. salona en son girip de merdiven köşesi beklerken locada yer bulmamdan belki, perdeye tepelerden tepelerden bakıp bir o oldum, bir öteki. o da öyle kolay değil, bir yerde birdenbire parmaklarını kenetlemiş buluyorsun kendini.

    burnundaki boya kokusu, içinde taptaze durmasına rağmen şimdi izi bile kalmamış olanlar, yeri değişmiş olanlar, kaldırılmış eski eşyaların, sorular... "burada kitaplarım vardı?", "bu rafı kullanırdık?".
    "bu kim?"

    --- spoiler ---
    arkadaşlar, filmin belki de tek eskimeyeniydi.

    - dört yıl önce gitmeseydim?
    - bir yıl sonra giderdin. ya da daha sonra...
    --- spoiler ---
  • 130 dakikalik bu filmin son 10 dakikasinda uyuyakalarak kilit noktasini kacirdigimdan su an gozume uyku girmiyor! filmiz izlemis birinden seve seve son 10 dakikayi dinlemeye hazirim...

    sakarkral'a teşekkürler.
  • filmekimi'nde ama koyan filmlerdendir. amıma koydu. bir diğeri için; (bkz: la vie d'adele)
  • farhadi'nin tam bir auteur oldugunu kanitladigi film olmustur.
    beyazperdede gormeye alisik oldugumuz kahramanlar ya da antikahramanlar disinda aslinda normal insanlarin kendi hayatlari icindeki 'kahramanliklari'ni gosteriyor. bu sayede aslinda sinema denen o buyulu dunyanin konusunun sadece buyulu hikayeler olmadigini, gunluk hayattan senin benim gibi insanlarin hikayelerindeki acilar, coskular, sevincler, huzunlerin de orada gayet basarili bir sekilde hayat bulabilecegini gozumuze sokuyor.
    bir filmi analiz ederken cok fazla oge vardir bakmamiz gereken (senaryo, kurgu, karakterler, ses, diyaloglar, dekor, isik vs)
    farhadi bize bu sinemanin olmazsa olmaz ogelerini oyle bir sekilde harmanlayarak veriyor ki ortaya cikan sey tam homojen bir karisim oluyor.
    hic bir oge digerinin onune gecmiyor. ne abartili diyaloglar, ne abartili oyunculuk, ne sacma sapan bir kurgu, ne gercekustu karakterler var.
    bu acidan ben biraz dogma akimina yaklastiriyorum kendisini. filmde son sahne haric hicbir yerde muzik kullanmamis olmasi da bu tezimi destekliyor sanirim.
    beni en cok etkileyen seylerden birisi karakterler oldu. karakterlerin her birinin icinde bir derya var. oyle incelikli ki her birinin hikayesinden ayri bir film cikabilir.
    karakterlerin altini kor goze parmak yapmadan ince ince orerek (kimi yerde bir bakisla, cogu yerde bir 'susus'la) bir yonetmenin aslinda ne is yaptigini gormemizi sagliyor farhadi.
    kagit uzerinde baktiginizda le passe belki de hic iddiali bir film olarak gozukmuyor ama iyi bir yonetmen de zaten boyle anlarda kendini belli ediyor.
    o iddiasiz senaryoyu buyuk bir alcakgonullukle, iddiasiz ama aslinda bir o kadar da iddiali bir sekilde ele aliyor asghar farhadi.
    boyle filmleri izlemek de biz sinema izleyicisi icin hem buyuk bir sans hem de guzel bir ders oluyor.
  • farhadi'nin kendisini tekrarlamaya başladığı film olarak kayıtları geçsin bu senenin en kaliteli filmlerinden le passe. kaliteli bir film. farhadi gene senaryo konusunda ders veriyor. gene karakterleri etkileyici bir şekilde derinleştiriyor. gene iletişimsizliğe, parçalanmış aileye, ebeveynlerinin kavgalarından etkilenen çocuklara ve ölüme değiniyor. gene olayları işin içinden çıkılamayacak kadar karıştırıyor. gene herkesin suçlu olduğu bir film ortaya koyuyor. bu kez bir de ihaneti de dahil ediyor hikayesine. bunların hepsini gayet iyi kotarıyor. bir hollywood yönetmeninin veya çağan ırmak'ın elinde ağlak, kalitesiz bir drama dönüşecek bu hikaye, farhadi'nin ellerinde sağlam bir filme evriliyor. asıl sorunsa "gene"lerin fazlalığı. yani farhadi'nin kendisini tekrarlamış olması. evet, kaliteli bir film. epey de sevdim. ocak ayında (ertelenmezse) gidip sinemada izleyeceğim. ama farhadi kendisini tekrarladı. biz bu hikayenin benzerini a separation'da izledik. darbareye elly'de izledik. bu iki film, le passe'den daha iyi, daha çarpıcı, daha sarsıcı, daha etkileyici. aynı temaları önceki filmlerinde daha iyi kullanmıştı farhadi. sorun önceki işinin kalitesine ve çarpıcılığına erişememesi değil, önceki işlerinin izinden gitmesi. kimileri buna "yönetmen sineması" der, ben kendisini tekrarladığını ve artık bu "farhadi formülü"yle hikaye anlatmaktan vazgeçmesi gerektiğini söylüyorum. filmin cannes'da da, amerika'da da izleyicileri aşırı etkilememesinin, a separation kadar etkilememesinin nedeni sanırım olayların a separation'daki kadar karışmaması, o filmdeki kadar "büyük" bir çözümsüzlüğe odaklanmaması ve -ne derece doğru olur bilmiyorum- iran'ı eleştirmemesi. umuyorum farhadi yeni filmiyle artık bu anlatım biçimini kırar ve farklılaşmaya çalışır.

    oyunculuklar gene oldukça iyi. berenice bejo ödülü hak etmiş. ama oscar'a ilerlemesi zor. zira aday olabilecek kadar "görkemli" bir performans yok burada. akademi "büyük oynayanlardan" daha çok hoşlanıyor. derinden derinden ilerleyen, "bak ne kadar yetenekliyim" demeyen performanslardan pek haz etmiyor. geçen sene marion cotillard'ın rust & bone'daki dört dörtlük performansını es geçmesinin nedeni de bu. neyse ki cannes hakkını verdi bejo'nun. ali mosaffa ile tahar rahim de gayet iyiydiler. senaryosuyla, kurgusuyla, oyunculukları ve yönetmenliğiyle kaliteli bir film. cannes'da yönetmenlik ve senaryo ödüllerinin haklarında çok az olumlu eleştiriler okuduğum filmlere gidip farhadi'nin geceden boş gönderilmesi de spielberg'in dallamalığı olarak kayıtlara geçsin.

    edit: filmde hiç müzik kullanılmıyor ve eksikliğini hissetmiyoruz. hikayeyi müzikle boğan hollywood yönetmenleri bundan ders almalılar.

    spoiler

    film bana alfred hitchcock'un rebecca filmindeki rebecca'sını hatırlattı intihar eden ama ölemeyip makinelere bağımlı hale gelen kadın karakteri. film boyunca herkes ondan ve yaptıklarından konuşur. neden intihar ettiğini öğrenmeye çalışırız. komada olsa da farhadi kendisini hiç göstermez. kadını göstermese de tıpkı hitch'in rebecca'da yaptığı gibi görünmeyen karakterini derinleştirmeyi başarır. hitch izlese farhadi'ye "aferin" derdi bence.

    spoiler