şükela:  tümü | bugün
  • rémi bezançon'un yazıp yönettiği 2008 yapımı fransız filmi.

    orta sınıf bir fransız ailesinin hayatından yaklaşık oniki yıllık bir kesiti farklı tarihlerde farklı karakterlere odaklanarak anlatıyor. genel hatlarıyla tipik bir fransız filmi olarak tanımlanabilir belki. ama ailedeki tüm karakterlerin seyircinin kendisiyle özdeşleşmesine müsait olması, film boyunca sizi de aile bireylerinden birisi yapmakta ve filmi de sıkıcı olmaktan kurtaran en önemli vasıf haline gelmekte. oyuncuların performansı ise senaryodaki ufak tefek zaafları göz ardı etmenize olanak tanıyor. hatta belirtelim, déborah françois ve marc-andré grondin fransızların oskarı sayılabilecek cesar'da 'gelecek vaadeden oyuncu' ödüllerini almışlar bu filmdeki rolleriyle. oyunculukların yanında öne çıkan bir diğer unsur olarak müziklere de dikkat çekmek lazım.

    little miss sunshine'ı sevdiyseniz, bunu daha çok sevmeniz olası.

    şahsıma uzun zamandan sonra izlerken kahkaha attıran bir film olmuştur ayrıca. hem de alakasız bir sahnede.
  • jacques gamblin'in oyunculuğuna bir kez daha hayran kaldığım, ince espirilerle ve iç baymayan duygusallıkla örülmüş hoş bir film.

    filmin en hoş sahnelerinden birinde aile 1945 château haut-brion içer ve hepsi de gerçekten mutludur.
  • insana aile kurdurtacak bir film. midemde kelebekler, gözümde yaşlar, suratımda gülümsemeyle ayrıldım salondan. çok güzel anlatmış bütün mevzuyu şerefsiz yönetmen.
  • fight club'ın today is the first day of the rest of your life sözünü çağrıştırıyor. hatta fransızcası.
  • bir sözlük klişesiyle giriyim.
    - sözlükte filmden bu kadar az bahsedilmesine şaşırdım doğrusu.
    gerçi süper, harika bi film değil ama güzel film ve bu tarz filmler sevilirdi sanki buralarda. neyse, film güzeldi dediğim gibi ve bazı parçalara ayrılmıştı. bence magic fingers ve son bölüm en iyileriydi. ve müzikleri de güzeldi gerçekten. joplin'ler, bowie'ler, lou reed'ler filan ve daha fazlası. ayrıca filmdeki ana karakterlerden biri de grunge sever bir kız ki bu da bazılarının ilgisini çekebilecek türde bi anahtar kelime. ayrıca filmde grunge nedir muhabbeti geçmişti de kız açıklayamamıştı. sonra janis joplin summertime'ı söylerken bu işte grunge filan demişti ki pek olmamış bence orası. bence gayet izlenesi bi film, yormuyor filan. boş zamanınız varsa izleyin yani.

    --- spoiler ---

    en hoşuma giden, güzel bi fikir olarak düşündüğüm şey, filmin sonunda taksici babanın sırtına koymak için şişirdiği yastığı söndürürken annenin ondan kalan son şey olan o nefesi içine çekmesiydi.

    --- spoiler ---
  • c.r.a.z.y. filmine feci benziyor. hatta öyle ki marc andré grondin i de görünce devam filmi sandım. lakin c.r.a.z.y.nin yerini tutmasa da müzikleri gayet başarılı olan aile filmi.
  • son zamanlarda izlediğim hiç kuşkusuz en etkileyici aile draması diyebilirim. aile içindeki bireylerin ilişkilerini öyle güzel anlatmış ki, kendi yaşantımızdan bir şeyler bulmamak mümkün değil. marc andré grondin'in başrolünde oynadığı c.r.a.z.y. filmi nasıl vurucu bir etki yarattıysa bende, bu film de aynı etkiyi yaratmakta. marc andré grondin haricindeki diğer oyuncular da rollerinin hakkını sonuna kadar vermiş ve yeri geldiğinde ağlatmıştır evet.
    aslında basit bir konu gibi görünen ama gerek işlenişi gerekse görüntüleri ile öne çıkarmayı başaran yönetmene de hakkını vermek gerek doğrusu..
  • fransızcanın en yakıştığı, eeeeeen mükemmel iki erkek marc-andré grondin ve pio marmaï oynuyor. bezançon yönetiyor. sonuç: her hissi alarak, kalp sıkışmaları yaratan bir film çıkıyor ortaya, bayılıyorsun.
  • şu aile denen şey ne garip değil mi?

    bir çatının altında, bir masanın etrafında toplanıyoruz akşamları, belki bu akşam olmasa bile, bir zamanlar toplanıyorduk. veya belki hemen yarın yine toplanacak bazılarımız. nasıl bir araya geliyor bunca farklı insan? biri anne oluyor, biri baba, biri kız kardeş, biri abi, biri dede, biri babaanne... bu rolleri neye göre üstleniyorlar, üstleniyoruz ve üstlendiğimiz gibi hiç yadırgamadan başlıyoruz aile olmaya. çok sesli küçük bir koro gibiyken; herkesin karakteri, hayali, isteği, beklentileri, giyim tarzı, dinlediği müzikler, sevdiği yemekler, sevdiği yazarlar, filmler... bambaşka olabiliyorken üstelik. şu kan bağının formülünü çok merak ediyorum ister istemez, eğer bunu çözebilmiş olsalardı, iyi tutanlarının sırrını bulup herkese enjekte edebilirdik. sonra ne kadar bağırıp çağırsan da, kavga etsen de, kapıları çarpıp gitsen de, annenin seni hiç anlamadığını, babanın hiç dinlemediğini, kardeşlerinin kendi halinde olduğunu düşünsen de, hepsini çok çok uzak görsen de, kendini çok yalnız hissetsen de, bir akşam aynı masa başında toplanmış onlarla beraber gülerken ve "bugün hayatımın geri kalanın ilk günü" derken bulabilirdin kendini, yeniden.

    çünkü; evin küçük kızı, “aile, duyguları söküp atan bir makinadır” derken, büyük oğluyla ettiği bir kavga sonrası aylarca küs kalırken, küçük oğlu her şeyi boşvermiş bir şekilde evde dolaşabiliyorken... babanın yine de; “aile önemlidir, biliyorsunuz. üçünüzün büyüdüğünü görmek hayatımdaki en güzel şeydi. çocuk sahibi olmak harika bir tecrübe” diyebilmesi gibi garip, çok garip, bir şey şu aile.

    ailenin farklı farklı bireylerine, farklı farklı eşlik eden çok sesli müziklerinden şuraya da birkaç tane koyalım. artık ne çıkarsa bahtınıza. (bu arada benim favorim beşincisi)

    http://www.youtube.com/watch?v=rvpfzj3unnw

    http://www.youtube.com/watch?v=sirnkcofx0q

    http://www.youtube.com/watch?v=qyec4tzsy-y

    http://www.youtube.com/watch?v=rffgdpwg2pw

    http://www.youtube.com/watch?v=guda1sjx-zi

    http://www.youtube.com/watch?v=hdema626guq

    http://www.youtube.com/watch?v=mnmj0e40by4
  • en güzel sahnesini (yastığın havasını içine çekme sahnesi) sona saklamış şahane fransız filmi.