şükela:  tümü | bugün
  • orson welles in franz kafka nin ayni adli romanindan uyarlayarak yonettigi film. kendi ile birlikte anthony perkins, jeanne moreau, romy schneider, ve elsa martinelli baş rollerde.
  • pek güzel bir alıntı...

    "fransa-italya-batı almanya-yugoslavya, siyah-beyaz, 35mm, görüntü 1:1.66, 1962, 118’
    yönetmen: orson welles
    senaryo: orson welles, pierre cholot (franz kafka’nın romanından)
    görüntü yönetmeni: edmond richard
    kurgu: yvonne martin, frederick muller, orson welles
    müzik: jean ledrut, tomaso albinoni
    oyuncular: anthony perkins, jeanne moreau, romy schneider, arnoldo foà, max haufler, william chappell, orson welles
    dil: ingilizce ve türkçe altyazılı

    1964 fransız sinema eleştirmenleri sendikası en iyi film ödülü

    dünya sinemasının en büyük ustalarından orson welles’in, edebiyat uyarlaması dava, sinema tarihine en iyi kafka uyarlaması olarak geçmişti. film, yüzyılın en önemli yazarlarından franz kafka'nın ‘‘toplum içinde bireyin var oluş yalnızlığı’’ çerçevesinde ördüğü paranoyak kâbuslarının sinemadaki en belirgin yansıması. yönetmenin paris’te terk edilmiş bir tren garını dev bir yargılama salonuna dönüştürdüğü, içeriği, mekân kullanımı ve çok çarpıcı görüntüleriyle korkutucu bir orta avrupa kenti gizemi yarattığı, belki de sinema tarihinin en iyi anlatılmış filmlerinden. antony perkins, romy schneider ve jeanne moreau’nun olağanüstü oyunculuklarıyla dikkati çeken film, 1962 yılında fransız sinema eleştirmenleri tarafından yılın en iyi filmi seçilmişti. yönetmenin en sevdiğim filmim dediği dava, orson welles’in dehasını ortaya koyduğu son başyapıtı olarak görülür.

    kendi halinde genç bir memur olan josef k. bir sabah uyandığında kapısında polisleri bulur. nedeni kendisine bildirilmeden tutuklanarak çok garip, akıldışı bir mahkemede yargılanır. masum olduğunu kanıtlamak için adli sisteme başkaldırsa da çabaları sonuçsuz kalır. bu kafkaesk kabustan ve yaşadığı paranoyalardan kurtulmanın pek bir yolu da yoktur… "
  • orson welles'in atmosferi saglam kurdugu filmdir.. bazi planlari oldukca uzun tutmustur, bununla birlikte kalabalik figurasyon kullanan welles, dogu avrupa mimarisine uygun bir sekilde tavani yuksek binalari secmistir.. bu durum kafka'nin romaninin kahramani joseph k. icin de uygundur, cunku boylelikle buyuk mekanlar icinde joseph k. kucucuk gorunmustur.. yani filmin kahramaninin caresizligi, yalnizligi ve sacma duzen karsisinda kucucuklugu vurgulanmistir..
  • oldukça karamsar ve rahatsız edici atmosferi olan bir orson welles filmi. filmin, hayatın geneline dair bireysel bir sorgulama ile bürokrasinin insan ruhu üzerine yıkıcı etkisini anlatan bir yönü var.
  • notre dame de paris müzikalinde frollo (bkz: daniel lavoie) ve esmeralda (bkz: helene segara) karakterlerinin karşılıklı söyledikleri şarkı.
    esmeralda tutuklanmıştır ve frollo esmeralda'yı phoebus'ü yaralamakla suçlamaktadır. esmeralda da kendini savunmaktadır.

    sözleri şöyledir:

    frollo (en juge):

    esmeralda vous êtes accusée
    d'avoir blessé le chef des archers

    esmeralda:

    s'il est blessé c'est qu'il est vivant
    oh ! laissez-moi le voir rien qu'un seul instant

    frollo:

    vous l'avez séduit et ensorcelé
    d'un coup de couteau vous l'avez frappé

    esmeralda:

    ce n'est pas moi, juré sur ma vie

    frollo:

    mais vous étiez seule avec lui dans ce lit

    esmeralda:

    c'est un prêtre infernal qui me poursuit
    il m'apparaît partout dans la nuit

    frollo:

    cette fille a des hallucinations
    qui sont le fruit de son imagination

    esmeralda:

    il vous ressemble un peu monsieur

    frollo:

    regardez le feu qu'elle a dans les yeux

    frollo et la foule:

    c'est une sorcière, c'est une étrangère
    c'est une bohémienne, c'est une païenne

    frollo:

    avouez-vous ce crime
    dont vous êtes accusée ?

    esmeralda:

    moi je suis la victime
    je n'ai rien à avouer
  • şarkıyı az biraz fransızcamla türkçe'ye şöyle çevirebilirim:

    frollo (yargıç kılığında):

    esmeralda suçlanmaktasınız
    okçuların komutanını yaralamaktan

    esmeralda:

    eğer yaralanmışsa yaşıyor demektir
    oh! bırakın bir an bile olsa onu göreyim

    frollo:

    ona büyü yapıp ondan yararlandınız
    onu bıçakla vurdunuz

    esmeralda:

    hayatım üzerine yemin ederim ki o ben değildim

    frollo:

    ama onunla yatakta yalnızdınız

    esmeralda:

    beni sürekli takip eden şeytani bir rahip var
    geceleri her yerde karşıma çıkıyor

    frollo:

    bu kız halüsinasyonlar görüyor
    hayal gücünün ürünü hepsi

    esmeralda:

    o biraz da size benziyor bayım

    frollo:

    şunun gözlerinde ateşe bakın

    frollo ve kalabalık:

    bu bir büyücü, bu bir yabancı
    bu bir çingene, bu bir dinsiz

    frollo:

    itiraf ediyor musunuz
    işlediğiniz bu suçu?

    esmeralda:

    burda kurban benim
    itiraf edecek bir şeyim yok
  • hakkında bu kadar az entry girilmesine şaşırdığım orson welles şaheseri, başyapıtı, sanat eseri. sanat grubunun eşsiz çalışması, orson welles'in ışık oyunları, anthony perkins'in muhteşem oyunculuğu ve albinoni'nin adagio'suyla film benim gözümde gerçek bir sanat eseridir. yapım yılı 1963'tür. tekrar tekrar izlenesidir.
  • şuan üzerinde ödev olarak çalıştığım bir film kendisi romanı okudum. sonra filmi izledim.orson welles kurguyu seven bir yönetmen olduğundan romanda farklı bazı bölümler çıkarlıp eklemiş filme yanlız yukarda bir arkadaşın entrysini okudum gerçekten haklı ben de kitabı okuyunca josef karakterini bu kadar ürkek çizmemiştim kafamda kadın karaterleri de bu kadar aşırı düşünmemiştim diyebilirim.bunun dışında film zaten ilk olması açısından çok degerli ki bence sonu farklı bitse de verilmek istenen asıl mesaj verilmiştir asıl tema filmin başında verilen küçük hikayede saklıdır.okunyunca sizde onaylayacaksınız eminim

    hikaye şöyle ki :

    “yasanın önünde” meselinin resimler eşliğinde anlatılmasıyla başlar: “yasanın kapısında bir kapıcı vardır. kırlardan bir adam gelerek yasaya kabul edilmesi için yalvardı. ama kapıcı o an izin veremeyeceğini bildirdi. adam düşündü ve sonra izin alıp alamayacağını sordu. kapıcı, ‘olabilir, ama şimdi değil’ dedi. kapı her zaman olduğu gibi açık olduğu için adam eğildi ve içeriye bakmaya çalıştı. kapıcı gülerek ‘seni çekiyorsa izin vermememe rağmen içeri girmeye çalış. ama ben çok güçlüyüm ve kapıcıların en önemsiziyim. her oda girişinde bir kapı vardır ve bir öncekinden çok daha güçlüdür. üçüncü kapıcı o kadar korkunçtur ki yüzüne bile bakamam’ der. kapıcı ona bir tabure verir ve oturtur. adam orada günlerce ve yıllarca oturur ve bekler. bu yolculuk için gelen adam her şeyini kapıcıya rüşvet vermek için kullanır. ama kapıcı izin vermez. kapıcı verilenleri yine de alır ve adama ‘bunları bir şey atlamadığını düşünmen için alıyorum’ der… adam yaşlanır ve kapıcının kürkünün arkasındaki pirelere bile rüşvet verir. zamanla görüşü azalır. ama artık kapının ardında karanlıktan sızan bir ışığı da fark edebiliyordur. artık çok uzun ömrü kalmamıştır. artık ölmek üzereydi ve kapıcıya sormadığı bir soru kalmıştı eğilerek sordu: ‘herkes yasaya ulaşmaya çalışıyor ama bu uzun yıllar boyunca neden sadece ben yalvardım’. kapıcı adamın sona yaklaştığını anladı ve adamın duymasını sağlayacak şekilde bağırarak: ‘ buraya başka birisi kabul edilemez, çünkü bu senin kapın. şimdi onu kapatıyorum’ dedi“.
  • şimdiye kadar izlediğim kitaptan sinemaya yapılan en iyi uyarlama. perkins'in oyunculuğu, özellikle de kitaptakinin aksine yılmak, yorulmak bilmeyen tavrı, pes etmeyen yapısı kitabın karamsarlığını dağıtmış diye düşünüyorum. özellikle kitap okurken zihinde canlandırılması güç sahneler filmle birlikte somutlaştı.

    adının romy schneider olduğunu öğrendiğimiz, sanıklardan ilgi duyma hastalığı olan femme fatale hatunun rolünü de yadsımamak gerek. kitaptaki rolünü aşmış resmen.

    filmin başı ve sonunda yer alan, film boyunca fonda bize eşlik eden albinoni'nin adagio'su bu esere bu kadar mı yakışır. offret'teki erbarme dich havasını hisettirir bizlere.

    gerek kitabı okurken, gerekse filmi seyrederken kafka'nın adaletin nasıl icra edildiğini(!), mahkeme salonlarının boğucu havasını, toplum tarafından kınanmanın, toplumun değerleri ile sizi yargılamasının ne demek olduğunu, dışlanan insanın neler yaşayabileceğini yüreğiniz sıkılarak, içiniz daralarak seyrediyorsunuz.

    son not: an itibari ile 2 aylık celal ile ceren'e 634, 51 yıllık bu filme 12 entry yazılmış. şaşırdım mı? hayır.
  • bugün bile sinema tarihindeki “en iyi” kafka uyarlaması olarak anılan dava, orson welles’in yönetmenlikteki başarısıyla birlikte josef k.’yı canlandıran ve alfred hitchcock’un unutulmaz filmi sapık ’taki rolüyle sinema tarihine geçen anthony perkins’in muhteşem performansıyla da adından söz ettirir. k. gibi yorumlamayı bırakın, anlaşılması bile çok güç olan bir karakteri bütün nüanslarıyla birlikte yansıtmayı başaran perkins, sinemada k.’yı canlandırmak için biçilmiş kaftan gibidir.

    sabah uyanınca tutuklandığını öğrenen k., buna karşın tutukluluk sürecinde normal hayatına devam eder. normal hayatını devam ettiren ve neden suçlandığını öğrenmek için bir arayışa giren k., çevresindeki herkesin haberdar olmasına karşın, kendisinin bilmediği gerçeği ararken bürokrasinin dişlileri arasında şekillenen karmaşık labirentlerde cezasını beklemektedir. bu hikâye; insanın bireysel olarak dünyada aslında bir hiç olduğunu gösterir. aynı zamanda dünyanın labirente benzer karmaşık yapısını ve bir süre sonra huzuru bulmak için bir suç işlenmese bile, suçun işlenmiş kabul edilerek rahatlama ve huzur bulma isteğinin öne çıktığı bir evren yaratır.

hesabın var mı? giriş yap