şükela:  tümü | bugün
  • hsiao-hsien hou'nun 2007 yılında çekimini tamamladığı; son filmi. avrupa'da çektiği bu ilk filmde, suzanne karakterini farklı saç rengiyle juliette binoche oynuyor.
    le ballon rouge ile ne derece ilintili bilinmez ama, film simon adında 7 yaşındaki bir çocuğun ekseninde geçmekte. 2007 cannes film festivali'nde ilk kez görücüye çıkan filmi, filmekimi 2007 'de izleyebileceğiz.

    trailer:
    http://www.youtube.com/watch?v=hxcl4l6nubo

    filmden bir bölüm:
    http://www.youtube.com/watch?v=zsogwdteueg
  • çektirdiği sıkıntıyı hatırlatacak diye finalinde çalan güzel şarkıyı bile bir daha duymak istemeyebileceğiniz film. bazı eleştirmenler "batının günlük hayatına doğudan bir zen bakışı" özetli yorumlar getirmişler, haklılar da. ancak aynı bakış açısını bir buçuk saat boyunca oturup sokağı seyrederek yakalamanın çok daha faydalı ve eğlenceli olduğuna inanıyorum.
  • fransızların günlük hayatını gördük filmde. o kadar. juliette binoche olmasına rağmen, o kadar. bir de filmi ufuk uras'ın da izlediğini gördüm.
  • ağızda hoş bir tat bırakan, sadece juliette binoche'un sinir krizi içindeki halini görmek için bile görülebilecek, görsel yanı sağlam denilebilecek film. ayakta durmaya çalışan yalnız bir kadın, bir o kadar yalnız bir çocuk ve fransa'ya okumak için gelen çinli bir sinema öğrencisi etrafında dönen bir hikayeye ve kimileri için sıkıcı bulunan yavaş bir tempoya sahiptir ayrıca.
  • pastorel bir senfoni gibiydi... dingin ve sakin. filmde çocuğu oynayan simon gelecek için iyi bir oyunucu ve yakışıklı bir karakter olmanın sinyallerini verirken, fransızların çocukların eğitimine verdiği önem insanı dumur ediyor. bir müze gezisi var çocukar eserin onlar için ne ifade ettiğini yorumluyor öyle bir karenin bizde gerçekleşmesi sanrısam ki imkansız...
  • üst üste festivallerde adını duyduğumuz (cannes film festival, la rochelle film festival, karlovy vary film festival, toronto film festival, new york film festival) 2007 fransız yapımı 1 saat 10 dakikalık aile draması.

    başrolde hani caché, bee season, paris, je t'aime den hatırlayacağımız, chocolat da çikolata kokulu anneyi canlandıran juliette binoche var. kendisi hoş bir fransızdır, filmde; tiyatrolarda kukla oyunlarını düzenleyen, seslendiren, eşinden ayrılmış, evladı simon ile bir evin en üst katında yaşayan, sessiz, çalkantılı bir hayat süren, işini çok seven bir kadını canlandırıyor. evin dağınıklılığı, uzanne'ın üstü başı da bunu çok güzel anlatıyor aslında.

    film'in diğer önemli karakteri ise fransaya okumaya gelen asyalı kızımız song. ikilinin hayatına bir sakinlik getiren song fransaya sinema eğitimi almak için gelmiş, çalışması gerektiğinden simon'a bakmakla uğraşan, kırmızı bir balon un hikayesini çekmek isteyen bir karakteri canlandırıyor.

    ufak bir mekan olan suzanne'ın evindeki sahneler yönetmenin kameraları doğru kullanması, yansımalar, değişik açılardan çekimlerle dikkat çekiyor. film ağır tempoda geçtiğinden zaman zaman sıkıcı gibi görünse de bunları göze alarak koltuğa oturmak en iyisi galiba.

    film'in belkide en güzel sahnesi dairesinin kapısında alt komşusu ile kavga eden suzanne'ın hiddetli tavırları, bağırıp çağırmaları arasında, olaydan beş dakika önce eve gelen ve bir köşede sessizce işini yapan görme engelli, piyanoyu akort eden adamın, akort sırasında gelişi güzel bastığı düzensiz notaların hayata kattığı tat.
  • sevip sevmediğime bir türlü karar veremediğim film. sinemada izlesem, bünyevi etkileri daha farklı olurdu şüphesiz. lakin sıcacık odamda, rahat yatağımda sere serpe uzanıp izlediğimden kelli, film dingin yapısı hasebiyle yer yer canımı sıkmadı, uykumu getirmedi değil. humanist dokunuşlara karşı duyarsızlaşmış da olabilirim pekala, bilemiyorum.
  • fransız bohemine sakin bir yaklaşım; juliette binoche ne kadar hareketliyse kamera da o kadar sakin. geneli doğaçlama oyunculuk mükemmel, jb hala çok güzel ve le ballon rouge'a güzel bir saygı duruşu var. her ne kadar filmin adı le ballon rouge'la anılsa da kanımca hou'nun filmi özgün olmayı başarıyor, handiyse o filmle alakası olmayan bambaşka bir şey ortaya koyuyor ve postmodernizmine(referanslar falan...) yakışır bir şekilde sanat için sanat yapıyor. işte ikinci yarısı biraz aksıyor, abisi le ballon rouge'un yarım saatte yaptığı etkiyi yapamıyor ama yine de bu bizim filmi sevemeyeceğimiz anlamına gelmiyor.

    alakasız iki not:
    * etrafında o kadar kadın, sanat; o çocuk büyüyünce guido anselmi olur.
    * çocuğun cafede dinlediği şarkı için (bkz: emmenez moi)