şükela:  tümü | bugün
  • --- spoiler ---

    fena film be, öyle umduğunuz güzel bir son yok içinde en azından benim umduğum bir son olmadı. filmdeki oyunculuk o kadar güzeldi ki alkol aldığım bu gece alkolden nefret etmemi sağladı. bu filmi izlememi sağlayan ise 3 doors down'nın father's son şarkısı oldu. film 95 yapımı ama kesinlikle izlenmeye değer, o umduğunuz peri masalları falan yok bu filmde, beyaz atlı prens, yardıma ihtiyacı olan prenses de yok, sadece hayatta yaşanabilecek, belki de yaşanmış bir konu var.

    ''the one hand throws the whiskey, and the other throws the gun
    as he cries out to the heavens
    i am not my father's son''*

    filmdeki en büyük olay ise sera'nın da ben'in de kendini tamamiyle saplandıkları batağa sonsuz bir teslimiyetle pes etmiş olmaları. senaryo olarak biraz eksik, geçişler biraz alelacele olmuş bazı sahnelerde..

    --- spoiler ---
  • melankoli seven insanlarin tekrar tekrar izlemeden sikilmayacagi muazzam bi ask filmi, bi ust seviye melankoli severlerde ise ''harika mutlu bir sonla bitti, adam sirilsiklam asik oldugu kadinin kollarinda öldü'' dusunceleri uyandirir.

    erkek yalnizligina vurgu yapan cok film vardir da kadin yalnizligi hakkinda aklima gelen tek film, daha iyi anlatilamazdi.
  • ispanyolcası çok eğlencelidir bu filmin.
  • bir alkolik, içiyor. yemek yemiyor, viski bardağından haşisiyle aldığı buzu yiyor. etkileyici bir film, kıllı bir nicholas.
  • en kötü haftasonuma denk gelmesi bir tesadüf müydü yoksa alkole bir çağrı mıydı? düşünmedim, içtim. içerken izledim de. tam zamanıymış meğer. the lost weekend'deki yazar eskisi gibi değil, leaving las vegas'taki yazar eskisi. canımı acıttı. canım zaten acıyordu. vardı bir yerde hep. bahsettiğim film mi? şimdi geç diyordum yalnız-ca. sonunda açtım. ''have you ever had the feeling that the world's gone and left you behind?/have you ever had the feeling that you're that close to loosing your mind?'' ile başlayan hangi film kötü olabilirdi ki zaten. kötü olsa kaç yazardı. iki saat daha silinir giderdi işte ömürden. ömür hesabı yapmaya gerek yok, geçip gidiyor. yalnız bana o iki saatten bir hüzün kaldı ki, uzun zaman sonra bile o hüzün parçalarını birleştirip içleniyorum. havuzun dibinde şişeyi kafama dikesim geliyor. ama ne havuz var, ne yaz, ne havuza gidecek zaman, ne de beni öpecek samimi sokak fahişesi. kendi yalnızlıklarını şehirdeki fahişelerden, barlarda avladığı kadınlardan, arada yattığı hatunlardan aşk bekleyerek; onbeş dakikada gelişen ve biten orgazm sonrası hoyratlığını, içliliğini, derinliğini, aslında ne kadar da sevilecek bir adam olduğunu söyleyerek dindireceklerini zanneden duyguda mutsuzların, umutsuzların, yapamamışların, olamamışların köprüden önce son çıkışta görmek istediklerini görüyor muyuz vegas'tan ayrılırken? aslında vegas'tan ayrılmayı bile beceremiyoruz. oysa ölesiye içmek, aslında her yönüyle güzel bir hayal.
  • dibinde dibine vurmuş iki insanın hikayesi. bir tarafta amerikan rüyası bir tarafta ise amerikan rüyasını hoyratça elinin tersiyle itip istemem eksik olsun diyen bir adam.

    filmde hep bir keşişme sahneleri birbirini tanımayan ama yolları birbiri ile keşisen insanlar. mesela rehincide yuri ile ben'in karşılaşması yahut benzincide yuri'yi zımbalayacak olanlarla ben'in denk gelmeleri ve birbirilerini zerre kadar anlamamaları.

    anlamak diyoruz, ben ve sera dışında hiç kimse kendilerini anlayamıyor, anlasalar bile yalnış anlıyorlar ki bu da elbette anlaşılamamaktan daha kötü.

    hayat tarafından yıpratılmış bütün dünyası kafasına geçmiş bir adam içerek bunu unutmaya ve yokmuş gibi davranmaya çalışıyor ve unutmak için kullandığı yol onun merhum olmasına sebep oluyor. zaten unutmak için kullandığımız şeyler - alışkanlıklar, variyet vesaire- bizim cartayı çekmemize sebep olmuyor mu? oluyor elbette.

    dünyası yıkılanlar dünyasını yeniden kurmaya çalışmaz elde avuçta ne varsa satarak onu da daha bitiririrler, vesselam...

    fondaysa kemancı başımın tacı makamından birşeyler işte...
  • desert otel sahneleri zihinden bir türlü gitmiyor. insani kamil suretindeki iki karakterin yasayisi ve tavirlari kendiligindenligin gostergesi.
    hususi gundogumu-batimi sahneleri ve ona eslik eden muzikler, baska turlu bir algi boyutunun mumkunlulugunu anlatiyor. bezemeden ote yalinlik ve aslinda yasama ve dayatilan hayat tarzlarina dair dair saglam bir mizah barindirmasi nedeniyle arabesk ithamini ve karakter zaafiyeti yaftasini kesinlikle hak etmeyen yapit. filmde alkolik karakterin dedigi gibi, oyle suslu sozlere gerek yok ki.
  • ankaral'lı namık'ın atım arap adlı başyapıtında geçen sözler bu filmi özetler nitelikte..

    (bkz: cuma cumartesi pazar pazartesi salı serhoş gezeriz)
  • aslında eğlencelik değil; ağır bir dramadır.

    genelin aksine, izlerken birşeyler içmenizi tavsiye etmem, pek tad vermiyor keza.

    7 / 10.
  • fan made trailer için : http://www.youtube.com/watch?v=yqpftuutwq8

    bir de : "ben, we really liked having you around but you know how it is"