şükela:  tümü | bugün
  • almanca yaşama yeri, living space. ikinci dunya savasi nın baslama sebeplerinde biri almanların lebensraum talepleridir.
  • dünya gücü haline getirilmek istenen almanya için merkez bölge hakimiyetinin şart olduğunu düşünen hitlerin savaş nedenlerinden biri. hayat sahası olarak çevirelebilecek bu kavramın genişliğinden diğer ülkeler haberdar değildi hatta çekoslovakya ile sınırlı olduğunu düşünen bu* ülkeler herhangi bir tatsızlık çıkmaması için adı geçen ülkenin işgaline göz yumdular. ama sanılanın aksine bu sahanın bir ucu, savaş içi gelişmelerle birlikte hindistana kadar uzanıyordu.
    ayrıca bu politika türkiyede bir dönem duyulan bütün yussuf seslerinin sebebiydi zira türk sınırına dayanmış olan hitler in türkiye için ne düşündüğü kestirilememişti. ama başarılı manevralarla türkiye alman saldırısından korunmuştur. (bkz: ismet inönü)
  • doğu avrupa'dır efendim buralar , özellikle batı sscb topraklarıdır. naziler ve aryan ırkı için kutsal olan bir bölge daha vardır ki cermenlerin ilk yurdu olan kırımdır. sivastopol ve odessa nazi okültizminin ve paganizmin temel taşlarından biridir. daha sonra sırasıyla hindistan ,batı asya ve kuzey avrupa aryan yaşam alanları olarak belirlenmiştir. tamamen işgal etmelerine rağmen nazilerin batı avrupa'yı ve ingiltere'yi (gerçi burası işgale uğramadı ,işgale uğramamasının bir nedeni de ingilizlerin hitler tarafından germen ırkından sayılıyor oluşu ve adanın germen-ingiliz halkı tarafından muhafaza edilmesiydi) yaşam alanı olarak görmemeleri hristiyan ritüellerine ne kadar az değer verdiklerinin göstergesidir.
  • 1933'de hitler'in iktidara gelmesinden 1945'de yıkılışına kadar nazilerin sloganı haline gelmiş olan bu görüş alman ırkçılığına dayanır. bu görüşünün ortaya çıkışı ise şöyledir; 80 milyonu aşan bir nüfusu olan almanya, bu nüfusu besleyecek güce sahip değildir. kendilerinden daha aşağı saydıkları ırkların topraklarından faydalanarak, alman ırkını refaha kavuşturabileceklerini düşündüler. bunu sağlayacak yerler hayat anlamına geliyordu. hayat sahası olan yerlerin en başında ise o dönem avrupa'nın buğday ambarı olarak bilinen ukrayna geliyordu.
  • buna da bak bi; (bkz: lebensborn)
  • bu nazizst kavramı [hayat alanı] türk siyasetinde iyi derece almanca biliyor olmasında kelli mesut yılmaz iki kere telaffuz etmiştir. ilki 1996 yılında, almanya dışişleri bakanı klaus kinkel'e cevap vermek için, ikincisi 1998'de helmut kohl, "türkiye'nin avrupa'da yeri yok" dediğinde.

    1996 yılında güneydoğudaki nevruz kutlamaları şiddetle bastırılmış, siviller ölmüştü. bunun üzerine almanya dışişleri başkanı klaus kinkel, "türkiye alman malı silahları sivillere karşı kullanamaz, türkiye'ye ambargo uygulansın" gibi bir şey söylemişti. mesut yılmaz da bunun üzerine "türkiye almanya'nın 'lebesraum'u değil" demişti. t.c.'nin silah kullanmaktaki pervasızlığı ve şiddet ve teröre dayalı siyaseti bir yana, yılmaz da haklıydı hani. madem böyle bir derdin var silah üretme, hadi ürettin satma...

    ikincisinde yılmaz bu sefer helmut kohl'e yanıt vermiş ve kohl'ün "türkiye'nin ab'de yeri yok" çıkışına binaen "kohl lebensraum siyaseti yapıyor" demiştir.

    her iki durumda da küçük çapta diplomatik krizler yaşanmıştı iki ülke arasında.
  • hayat sahası / yaşam sahası olarak çevrilebilecek bir terim. alman orijinlidir. peki ama nedir bu yaşam sahası?
    şimdi efendim bir devlet için hayatta kalmasına yetecek miktarda toprak anlamına gelen yaşam sahası/lebensraum oldukça muğlak bir kavramdır. bunun yanında devletler için ne kadar bir toprağın yeterli görülebileceği kesin olarak belirlenemeyeceğinden saldırgan ve yayılmacı politikaları da meşrulaştıran bir kavram olduğu için de şiddetle eleştirilmiştir.
    ikinci dünya savaşı dönemlerinde ortaya çıkmasına da şaşmamak gerek.
  • (bkz: wohnzimmer)
  • hitler'in 1937'de "hossbach bildirisi"nde açıkladığı kavram. almanya'nın yakın gelecekte tarım yönünden kendine yetmeyeceğini, bunların dışarıdan alımının da ciddi döviz borcu getireceğini, sonuçta bu durumun ileride baş edilemeyecek sorunlara gebe olduğunu öngörmüştür hitler. doğu avrupa'dan bereketli toprak alınması şarttı, yoksa alman nüfusu ciddi açlık sorunları yaşayacaktı.

    lord halifax ve zamanın ingiliz berlin büyükelçisi, hitler ile yaptıkları gizli görüşmelerde, hitler'in doğu avrupa'da yapacağı değişikliklere karışılmayacağını bildirmişlerdi. hitler'in avusturya'yı güle oynaya alması ve batıdan en küçük bir söz işitmemesi, kendisine verilen desteğin göstergesidir. bu dargörüşlülük, zaten saatli bomba olan hitler'e cesaret vermiş; savaşın ilk tohumları bir taraf hariç kimsenin farkında olmadan ekilmişti. o taraf da tahmin edebileceğiniz gibi rusya idi. rusya, bu başıboşluğun ileride çok canlar yakacağını öngörmüş, kaygılarını chamberlain ve lord halifax'e iletmişti. yine tahmin edilebileceği gibi rusya pek kaale alınmamıştı.

    sıra çekoslovakya'ya geldiğinde, rusya bu kez batıya hem resmi hem de gizli olarak önlem alınması gerektiğini tekrarlamış, hatta çekoslovakya'yı savunmak istediğini belirtmişti. bu öneri de görmezden gelindi. ingiliz halkının haklı baskısı ve çekoslovakya'ya verdiği koruma güvencesi nedeniyle ilk başta bu işgale karşı olan chamberlain, çekoslovakya'nın bölünmesi ile ters çizmiştir. bununla beraber çekoslovakya'nın kaderi, rusya'nın çağırılmadığı münih antlaşması ile çizilmiş, tüm dünya almanya'nın yine güle oynaya bu ülkeyi de işgal etmesine tanık olmuştur.

    sıra geldi dananın kuğruğunun koptuğu ülkeye: polonya. hitler aslında polonya'yı işgal etmeyi düşünmüyordu. polonya'dan tek isteği danzig limanı'nın almanya'ya geri verilmesi ve doğu prusya'ya serbest geçiş hakkıydı. fakat hitler hiç beklemediği kadar sert bir karşılık aldı. polonya hiç bir şekilde hitler'in isteklerinin kabul edilmeyeceğini belirtti. chamberlaine'in de polonya'ya destek verip, herhangi bir işgalde almanya'ya savaş açacağını söylemesi de işe tuz biber ekti. ingiltere'nin bu kadar zaman karışmayıp, bir anda almanya'yı karşısına alması düşündürücüdür. zaten pek bir faydası da olmamıştır bu kadar geç gelen bir tehditin. ingiltere'nin desteğini gözünü kırpmadan kabul eden polonya, kendisini dev aynasında görmeye devam ediyordu. polonya kendi gücünü abarttığı gibi, hem rusya'nın desteğini almaktan kaçınıyor* hem de ingilizlerin gücüne fazla güveniyordu*. sonuçta panzerler karşısına atlı birliklerle çıkarak "büyük" güçlerini gösterdiler. rusya'yı karşısına almadığı sürece istediği naneyi yiyebileceğini düşünen hitler, yeni atanan diktatör yanlısı rus dışişleri komserinin de desteğiyle nazi-sovyet paktını imzalıyor ve polonya'yı kağıt üzerinde bölüşüyordu. savaş artık kaçınılmaz bir hale gelmişti. 1 eylül 1939'da almanya polonya sınırından geçti. gerisini zaten az çok biliyorsunuz.

    fark ettiyseniz batılıların* ileriyi göremeyen politikaları, ikinci dünya savaşının en az hitler kadar sorumlusudur. en baştan tasmayı sıkı tutup, hitler'in bu yaşam sahası projesine karşı çıkmak yerine; pasif davranıp, ellerindeki gücü kullanamamışlardır. sonuçta ingiltere zaten ilk dünya savaşından bu yana yitirdiği "süper güç" sıfatını abd'ye devretmiş, olan milyonlarca cana olmuştur.