şükela:  tümü | bugün soru sor
  • zehra ipşiroğlunun yazdığı, ayla alganın yönettiği, özgürlüğü kısıtlanan bir kadının kimlik arayışını gündeme getiren ve şu günlerde ataköy'deki yunus emre kültür merkezi'nde sahnelenen tek kişilik oyun.
    oyun, toplumsal cinsiyet üzerine yapılan bir araştırma projesi kapsamında toplumun farklı katmanlarından olan ve çeşitli şekillerde şiddete maruz kalan, özgürlüğü kısıtlanan kadınlarla yapılan söyleşilere dayanması bakımından yani somut belgelere dayanıyor olması bakımından farklı bir önem kazanırken aynı zamanda belgesel tiyatronun başarılı bir örneği de olmuş.
    din, göçmenlik, kadın gibi bir arada olduğunda bambaşka bir yoğunluk ortaya çıkaran bu konulara yaklaşımı yönündense kesinlikle bir hayal kırıklığı yaşatmamış, tam da şu içinden geçtiğimiz karanlık dönemde söylenmesi gerekenleri söyleyerek bu sezon izlediğim en güzel oyun olmuştur.
  • bakırköy belediye tiyatrolarınca sahneye konan oyun, zehra ipşiroğlu’nun, i. ü. dramaturji ve tiyatro eleştirmenliği bölümü’nde yaptığı araştırma çerçevesinde söyleşi yaptığı kadınlardan biri olan lena'nın/leyla'nın gerçek yaşam öyküsüne dayanmakta.

    --- spoiler ---
    ukrayna'da doğup büyüyen ve üniversite yıllarında garsonluk yapan lena, türk inşaat işçisi mustafa'ya aşık olur ve hamile kalır. mustafa ile türkiye'ye gelir, imam nikahıyla evlenerek türbanlı ve leyla olarak hayatına devam eder. ya da ettiğini sanır.
    --- spoiler ---

    oyun kimlik bunalımı, özgürlük, kültür çatışması ve toplumda kadına bakış açısı gibi bu topraklarda hep çarpık ilerleyen konulara değindiği kadar sovyetler birliği'nin çöküşü ile çernobil faciası gibi dünyayı değiştiren olayların da birçok yaşamı nasıl altüst ettiğini hatırlatıyor. bu noktada belgesel görüntüler çok çarpıcı. lena'nın görece fiziksel şiddet görmemesi bizleri şiddetin başka türlüsüne, kimliksizleştirmeye tanık ediyor.
    o, mustafa'nın resmi karısı, mehmet ve ramazan'ın resmi anası leyla..
    o, çocukluğu burnunda tüten, ailesini ziyarete gittikçe ortaya çıkan lena...
    o, tutanacak bir dal bulup ikisini barıştırmaya çalışan leyna...
    o, babaevinden kocaevine giden, neyi sevip sevmediğini bile bilmeyen sen ben o...
    bir kadın o. bu topraklarda. yanı başımızda. aramızda. içimizde.

    tek kişilik bir oyun olarak ağırlık oyunculuk performansına dayalı. cihan bıkmaz eresen de heyecanla, coşkuyla, acıyla anlatıyor bize lena'yı leyla'yı ve ötekileri. ufak tefek takılmacalar var ama o kadar da olsun. samimiyetiyle kapatıyor zaten oraları. yalnız final olmamış. duraklama çok uzun. belki de son bir buhran anında arkadaki ekran/görüntü paramparça olsa ve öyle serbest kalsa daha mı anlamlı olurdu.

    tüm ekibin ellerine sağlık. sosyal bir konu olarak çok önemli. bir nevi proje-oyun. tek perde ve yaklaşık 90 dakika sürmekte.
  • kadın ekseninde din, türban, özgürlük, göç, toplum baskısı, kültür çatışması konularını ele alan zehra ipşiroğlu'nun yazdığı, ayla algan'ın yönettiği, cihan bıkmaz eresen'in oynadığı alkışıyla beraber yaklaşık 80 dakika süren bakırköy belediye tiyatrosu oyunu.

    güneşören diye istanbul'un varoş, gecekondu semtinde geçen oyun, gecekondunun duvarları ve leyla'nın içi gibi kasvetli, karanlık sade bir dekordan oluşuyor.

    konunun hassasiyeti ve ağırlığı, tek kişilik oyun olduğundan oyuncuya yükleniyor. cihan bıkmaz eresen de yürekten, emekle ve başarıyla oynuyor ancak bu oyun, başka bir yönetmenle ve oyuncuyla yeniden sahneye konsa enfes bir oyun olurmuş. oyunun başındaki ve sonundaki dış ses, leyla'nın içinde hapsetmeye çalıştığı lena'nın dışa vurumu olarak gösteren videolar sürekli araya girerek hem konunun hem de oyunculuğun akışını bozuyordu. dış sesin olduğu sahnelerde, oyunculuk neredeyse duruyor ve dış sesi dinliyoruz yalnızca. aynı şekilde, sinevizyonla video gösterilen sahnelerde de, oyun duruyor ve yalnızca video izleniyor. bu durumun sık sık tekrarlanması da oyunun sürekli bölünmesine ve durağanlaşmasına yol açmış bana göre. dış ses ve video gösterimi yerine, oyuncu kendisi anlatmaya çalışsa, oynasa daha etkili olurmuş benim gözümde. oyuncu sıklıkla takıldı ve diğer izleyici yorumlarından anladığım kadarıyla bu durum benim izlediğim seansa özgü değildi; bu sebeple belki de oyuncunun omuzlarındaki yük hafifletilmeye çalışılmış olabilir dış ses ve video yardımıyla. bunun altından başarıyla kalkabilecek bir oyuncu tarafından sahnelense daha önce de dediğim gibi harika bir oyun çıkarmış ortaya.

    oyunun finali de, denildiği gibi daha iyi olabilirmiş. oyunun finalinde de, yalnızca dış sesi dinlediğimiz için durağan bitiyor. sah ru'nun dediği gibi bir final yada gerçeklerinden kaçışı gibi leyla'nın duvara tırmanırken ışıklar kararıp böyle de bir final gerçekleşebilirmiş.

    yine de, kadın cinayetlerinin ve kadına şiddet olaylarının arttığı, kadının itibarsızlaştırıldığı, ikinci plana atıldığı son zamanlarda, yaşanmış bir hikayeye dayanması ve yaşamları, bu hikayeyle benzerlik taşıyan daha binlerce kadının böyle bir oyunla sahneye taşınması bile oyunu değerli kılıyor. din ve dinin şekillendirdiği toplum yapısı üzerine oldukça güzel söylemleri ve çıkarımları var oyunun. izlediğim seansta türbanlı genç bir izleyici de vardı. kendisi oyun bittiğinde alkışlamadı, belki de izledikleri rahatsız etti onu ama yaşadıklarıyla benzerlik kurmasına yol açan noktalar olduysa, sorgulamaya, düşünmeye ittiyse bile bu oyunun başarısını gösterir. emeği geçen tüm ekibin emeğin ellerine sağlık.
  • ana konu olarak kimlik bunalımını işleyen oyun. mahalle baskısı, kadının pasifize edilmesi, dinin toplumsal etkisi gibi yan konuları da barındırır.

    başörtülü hanımların ba(ğ)zılarının alkışlamama nedeni de, oyunun sorgulamaya itmesi değil, kişinin mevzuyu dinsizlik propogandası olarak algılaması olabilir. karakter mürekkep yalamış biriydi. kendi ülkesinde sosyoloji okumuştu. kendini, türkiye'deki yaşamı ve islam'ı seçişi konusunda telkin etmeye çalışıyordu. marx'ın, "din toplumların afyonudur" sözüne karşı, kıytırık argümanlara başvuruyordu. karakter kendini buna iknaya hazır olduğu halde beceremezken, sen bu muhasebeden ne sonuç çıkacağını görebiliyorsun.

    tiyatral açıdan da iyiydi. oyuncunun kelimelerdeki teklemeleri bilinçli yaptığına inanıyorum. dile hakim olduğunu iddia eden "leyna"nın tökezlemeleri gibiydi.

    18-19 mart'ta uluslararası balkan festivali kapsamında bursa'da sahnelendi. emeği geçenlere teşekkürler.
  • sivas dt'de, lena leyla ve diğerleri adıyla oynanan oyun. bu memlekette ötekilerin kökü 1993'te kazındığı için belki de, "öteki" kavramı da kaybolmuş. "öteki" kelimesinin çağrıştırdığı çomarlıkla yüzleşme fikrinden dolayı, bürokrasi dünyasından gelen bir sansür söz konusu olmalı. bu ülkede sanatla, bilimle uğraşanların işi gerçekten çok zor. kavramı kullanmadan ötekiliğin ne olduğunu anlatmanı istiyor senden rejim. bir nevi sfenks olacaksın, bilmeceyi kurgulayacaksın, çözerlerse ölürsün, çözemezlerse endişe ile var olmaya devam. oyunun içeriğinde muhafazakarlığa ve türk-islam ruhuna çok sanatsal eleştiriler var.
  • geçen yıl sivas devlet tiyatrosundan lysistrata'yı izlemiş şöyle bir şey yazmıştım en kemalist duygularımla. (bkz: #71648481)

    duygularım bu oyunla iyice yükseldi, coştu, şaştı. metnin güzelliği bir yana, filiz demiralp'ın oyunculuğu neredeyse ağlatacaktı beni. oyunun duygusallığından değil, oyuncunun bu denli hissederek rolünü yapmasından. işini iyi yapan herkese duyduğum hayranlık, bazen aşk, bu güzel tiyatro oyuncusu için de geçerli. izlediğim hiçbir oyununda hayal kırıklığına uğratmamıştı beni ama bu kez hakikaten mükemmeldi.

    oyunun sonunda alkışlanırken mest olmuş seyircilerden neredeyse utanıp selamlamayı kısa tutması da ayrıca duygulandırdı beni.

    dışarı çıktım, yılın ilk karı yağıyor. kötü şeyler gibi iyi şeyler de üst üste geliyor işte böyle. çok yaşa tiyatro!
  • içinde filiz demiralp gibi harika bir oyuncuyu barındıran ayşen inci yönetmenliğinde sivas devlet tiyatrosu oyunu. görün, anlayın, ses çıkarın.
  • söz yok. yok işte ya. olmuyo dökülmüyo ağzımdan. sadece keşke bi kere denk gelebilme imkanım olsa da filiz demiralpe kalbimde duyduğum muhabbet ve hürmetle bi kere olsun sarılabilsem. başka ifade edilemez ! ne oyun ne de filiz demiralp.