şükela:  tümü | bugün
  • çorabın, eldivenin tekini kaybetmeye alışmıştık da, bu yeni çıktı.

    kafa iyiyken lens çıkartmaya çalışınca olabiliyor bazen. lens gözde mi, elde mi, lavaboda mı, banyonun zemininde mi derken elinizde lens kabı ve tek lensle kalakalıyorsunuz. ertesi gün tek lensi takıp dünyanızın yumurtanın ipana sürülen ve sürülmeyen tarafı gibi ikiye ayrılışını, tek lensin getirdiği denge kurma problemlerini tecrübe etmek de bedava.
  • bazen kaybettiğinizi sanırsınız, ama aslında saklanmıştır.

    lens takarken, birden sol gözünüze taktığınız lensin yerinde olmadığını farkedersiniz. gözünüzü mıncıklarsınız, yoktur. "herhalde kırpıştırırken düştü" deyip, o göze yeni kutudan bir lens daha takarsınız. günün devamında gözünüz öyle bir sulanmakta, acımaktadır ki. gözünüzü açamaz, oluk oluk akan göz yaşına engel olamaz hale gelirsiniz. taktığınız lensleri çıkarp, gözlüğe geçmek de rahatlatmaz. gözünüz hala foşur foşur sulanmakta, can yakmaktadır. göz artık iltihaplanmaya başlayınca, acile gitmeyi düşünürsünüz.

    sonra, birden, etrafınızdakileri dehşete düşüren o şey olur. gözün içinden rulo halinde bir plastik parçası yanağınıza düşer.

    korku filmi gibi değil mi? meğer düştü kayboldu sandığım lens, yuvarlanmış ve gözümde gidebileceği en uzak yere saklanmış. oradan kıyım kıyım yakmış canımı.
  • mallıktır. yaptım oldu. işin yoksa bir de arife günü açık optik mağazası bul.
  • başarmak için oldukça beceriksiz olmak gereken eylem.
    ben de öyleydim işte. olacak iş değil ama gözümden çıkardığım lensi kutusuna koyuyorum diye masanın üzerine düşürmüşüm. sonra da kabına suyunu koyup kapatmışım. bunu da bugün lensimi takmaya çalıştığımda farkettim. yana döne lensi aradım bulamadım. gözümün arkasında içinde kaldı sandım, acı filan da hissetmiyorum ama emin de olamadım. sonunda dayanamadım, doktora gittim. olanları anlattım. doktor kabına koyarken düşürmüşsünüzdür, gözünüzde lens yok dedi. eve geldim, masanın üstüne bi kere daha baktım ve kurumuş lensi buldum. tam bir salaklık hikayesi kısacası.