şükela:  tümü | bugün
  • stefan zweig'in amok ko$ucusu (amok novellen einer leidenschaft) kitabinda bulunan hikayelerden biri. safi me$e bir bunyeyi dahi hayatin nasil da titretip, bu bunyeye hormon salgilatabilecegini (yillarca dokunulmadigindan partikulleri dibine birikmi$ bir cozeltinin, calkalaninca partikullerin her bi yana dagilmasina, nufuz etmesine benzetir bunu zweig); ayni bunyenin -yenicek- kazandigi hisleriyle gectigi eylemlerin de nasil ki$inin yikimina neden olabilecegini anlatir.
    leporella, hikâyenin kahramani crescenz'in lâkabidir.
  • zweig'in film yapılası eserlerinden biri.

    bir aşk öyküsü.
  • okuduğum en güzel 10 öyküden biri olabileceğini iddia ediyorum. leporellayı okurken gözlerime inanamadım. zihinsel engelli olduğunu düşünebileceğiniz, dünyanın en sıkıcı, en itici karakterini anlatıyor zweig. ama öyle bir anlatıyor ki, bundan daha ilgi çekici bir şekilde anlatılabileceğine ihtimal vermiyorum. hayatını kırsalda geçiren donuk zekalı bir kadının, bir baron'un evinde çalışmaya başladıktan sonra küçük ama garip hayatının nasıl açıldığını ve psikopatik bir düzeye geldiğini, bambaşka metaforlarla ve kahkahalarla güleceğiniz bir muziplikler anlatıyor. bu öyküyü okuyup da hastası olmayan birini hayal edemiyorum.

    (bkz: #63071730)
  • anayurt oteli'nin zebercet karakteri neyse, bu öykünün kahramanı da odur.
    hatta gecikmeli ankara treniyle gelen kadın kimse, bu öykünün baronu da odur.
  • içimi titreten, yaşanmamışlıkların şekillendirdiği tutkuların sonuçlarından bir tanesini özetleyen stefan zweig öyküsü.
  • benim de stefan zweig'ın ay ışığı sokağı adlı kitabında okuduğum öykü.
    okurken içim cız etti. dedim bunun filmi kesin yapılmıştır. gerçekten de yapılmış. henüz izlemedim, kolay bulunan bir şeye benzemiyor. ancak kitapla aynı hisleri yaşatacağından şüpheliyim. link
  • amok kosucusu kitabinin en etkileyici hikayesi.
  • bende jean baptist greneuille arkadaşımızın (kokudaki manyak) kadın hali gibi geldi nedense öyle tiksinerek öyle tedirgin olarak okudum. ikisini çiftleştiren bi roman yazıp bebeklerine de tepegöz gibi bir isim vermeyi düşünüyorum zira iki sosyopattan ancak böyle bir şey çıkardı
  • stefan zweig novellalarından birisi. ay ışığı sokağı adlı kitabında yazmış. hikaye de köylü ve zihinsel engelli bir kadının dönüşümü anlatılıyor. çok fazla ilgi çekici bir konu olmasa da stefan zweig öyle bir şekilde ele almış ki ilk cümleden son cümleye kadar hikayenin içine dalıyorsunuz ve leporellaya eşlik ediyorsunuz. leporella , baron tarafından crescenza takılan bir lakap.
  • stefan zweig’ın hiç yaşamamış bir kadını anlattığı öyküsü.

    tanım biraz garip gelebilir ama olsun öyküdeki karakter gerçekten böyle. zweig nasıl yapmışsa yapmış merak ede ede okuyorsun. bazı yazar arkadaşlar bu öyküyü amok koşucusu kitabının içinde okumuş ben de gizli bir aşk kitabının ilk öyküsü olarak okudum.

    --- spoiler ---
    tanımı desteklemek adına şunu belirtmekte fayda var kitabın içerisinde yazar kadın için ‘yaratık’ diyor. bunu aşağılama ifadesi olarak kullanıyor. leporellayı anlatabilmek çok güç çünkü hayatı boyunca neredeyse hiçbir duyguyu yaşamamış bir insanı nasıl anlatabilirsin ki? şu konuya da değinerek bitirmek istiyorum. insanı var eden, kişiyi ayakta tutan şey duygularıdır. duyguların yoksa sen de yoksun demektir. kadın yaşamaya başladığını da bir duygunun kıvılcımıyla fark ediyor. sonra zaten her şey ardı arkası kesilmeden kendiliğinden geliyor.
    --- spoiler ---