şükela:  tümü | bugün
  • rousseau'nun bi eseri.
  • (bkz: itiraflar)
  • rousseau’nun 1765-1770 yıllarında yazdığı yaşam öyküsü, yazarın isteği uyarınca ölümünden sonra yayımlanmış on iki kitaplık bir yapıttır. ilk altı kitap çocukluk ve gençlik yıllarını kapsar (1712 – 1741). sonraki altı kitap ise yazarın saint-pierre adası’ndan ayrılmasına değin (1765) geçen süreyi ele alır.

    en önemli yönü umut dolu olması, umut verici olmasıdır.
  • “öyle bir işe girişiyorum ki ne örneği var, ne de özentisi çıkacak. benzerlerime bütün gerçekliği içinde bir insan tanıtacağım, ve bu insan da ben olacağım.”

    cümlesi ile başlar.
  • muhtemel fransiz itiraf comu
    www.lesconfessions.fr *
  • jean jacques rousseau, daha cok kucukken yaptigi bir su arkini yikan pederden nefretle soz eder ve humanizme iste tamda bu anlarda giris yaptigini belirtir bu eserinde.tabi bu humanist insan daha sonra frengiden cok cekmistir.rousseau itiraflarda su soruyu sorar:hanginiz benden daha iyi oldugunu iddia edebilir simdi soruyorum sizlere ve hanginizden daha kotuyum?
  • hasan bülent kahraman'ın, hakkında "bunları okumadan üniversiteden mezun olmayın" dediği seçkin kitaplar listesindeki jean jacques rousseau eserlerinden biridir. (bkz: hasan bülent kahraman/#2015143)
  • "bilmek isterdim, benim gönlümden geçenlere benzer çocukça şeyler başka insanların gönlünden de geçer mi zaman zaman. öğrenim çağımda ve mümkün olduğu kadar masumca sürdüğümbir hayatın ortasında, bana söylenmiş olanlara rağmen, cehennem korkusu bir türlü yakamı bırakmıyordu hala. sık sık soruyordum kendi kendime: ne haldeyim? şu anda ölürsem cehennemlik mi olurum? jansenistlerime göre buna hiç şüphe yoktu; ama benim vicdanıma öyle gelmiyordu. hep korku ve kararsızlık yalpalanmaları içinde en gülünç çarelere başvuruyordum işin içinden çıkmak için; öyle şeyler ki bir başkasının yaptığını görsem deli diye tımarhaneye atılmasını isteyebilirdim.

    bir gün yine bu belalı konuya dalıp gitmişken, bir yandan ne yaptığımı bilmeden ağaç gövdelerine taş atıyordum, her zamanki nişancılığımla, yani hiçbir taşı ağaçlara değdiremeden. bu güzel idmanın tam ortasında, içimdeki kaygıları dindirmek için attığım taşı bir çeşit fal olarak kullanmayı düşündüm. dedim ki kendi kendime: şu taşı karşımdaki ağaca atacağım, değdirirsem cennetliğim, değdiremezsem cehennemlik. der demez de elim yüreğim titreyerek taşı öylesine bir başarıyla attım ki ağacın tam ortasına vurdu. aslında hiç de zor değildı bu başarı, çünkü taşın çok irisini seçmeyi ve ağaca çok yakın olmayı ihmal etmemiştim. o gün bugündür cehennemlik olma korkum kalmadı. bu anımı yazarken bilmiyorum kendime gülmem mi gerek, acıyıp vahlamam mı. *

    ey siz büyük insanlar, ki, elbet gülüyorsunuz, ne mutlu sizlere; ama zavallılığıma taş atmayın, çünkü yemin ederim size, kendi zavallılığımı derinden duyuyorum."
  • kitaptan:

    "erdem kendi hatamız yüzünden pahalıya mal olur bize: her zaman aklı başında olmak istesek, erdemli olmak gereğini pek duymazdık. ama kolayca yenebileceğimiz hevesler sürükler bizi; tehlikesine aldırmadan hafif esintilere kaptırırız kendimizi. farkına varmadan, kolayca sakınabilecek olduğumuz belalı durumlara düşeriz, düşünce de gözümüzü korkutan kahramanca çabalar harcamadan kurtaramayız kendimizi. sonunda kendimizi uçurumun dibinde bulunca bağırırız tanrı'ya: niçin beni bu kadar güçsüz yarattın diye. ama ne desek vicdanlarımıza şöyel bir karşılık verir tanrı: seni uçurumdan çıkamayacak kadar güçsüz yarattım, çünkü seni uçuruma düşmeyecek kadar da güçlü yarattım."
  • şu an yaşadığımız istibdat dönemini düşününce elde olmadan rousseau'nun bu kitaptaki şu dizelerine hak veriyoruz:

    "emile'de dediğim gibi, yurdun gerçek iyiliği için kitaplar yazmak istendiği zaman, entrika adamı olmadıkça, onları hiçbir zaman yurt içinde yazmamak gerektiğini seziyordum."

    kaynak: itiraflar, doruk yayınları, 2. baskı s. 424