şükela:  tümü | bugün
  • ismail'in hayaletleri. 70. cannes film festivali'nin açılış filmi. cotillard ve gainsbourg severleri tatmin edecek gibi bir havası var. teaserı gelmedi ama sahne arkası görüntüler şöyle.
    edit: gösterimi yapıldı, teaserı geldi. güzele benziyor.
  • son yıllarda izlediğim en kötü festival filmi olduğuna karar verdiğim, türkçe dağıtım ismi ismail'in hayaletleri olan fransız filmi.

    oyuncu kadrosu oldukça güçlü ve performansları ile göz dolduruyor ama yönetmen ne çekeceğine karar veremediği için film tam bir keşmekeş halini almış. bu kadar kopuk bir kurgu ve anlamsız diyaloglarla dolu bir senaryoya en son ne zaman denk geldim bilmiyorum.

    --- spoiler ---

    filmin ilk yarısı sıkıcı ve bilindik bir olay örgüsü ile ilerlerken gitgide yalpalamaya başlıyor ve ikinci yarısında tamamen dağılarak sanki tutkal ile alelacele tutturulmuş hissiyatı veren yeni bir olay örgüsüne geçiyor. ilk yarısı oldukça kasvetli ve ciddi iken, ikinci yarıda yer yer komedi ögeleri karşımıza çıkıyor. sahneler birbiri ardına atlıyor, mekanlar ve zaman değişiyor ama takip etmek mümkün değil. karakterler derinlikten yoksun, kimin neyi neden yaptığını anlamak mümkün değil.

    en saçması ise ismail'in yazmaya çalıştığı ivan daedalus karakteri ve onu filmleştirme çabası ki ana hikâyeye hiçbir katkısı olmayan eğreti bir hâl alıyor. bu karakterin gerçekte kardeşi olmasına rağmen onun senaryoda mı yoksa gerçek hayatta mı olduğunu anlayamadığımız sahneleri tam anlamı ile kurgusal bir kalabalık.

    filmin içinde yönetmenin kendi filmini anlatırken sahneler ve kurgular arasında atladığı bir bölüm var ve ironik bir biçimde kendi filmi için de geçerli bir benzetme olmuş.
    --- spoiler ---

    velhasıl, daha da bozmaz dedim ama çok bozduve büyük bir hayal kırıklığı ile çıktım salondan.
  • 120 yıllık sinema tarihinde en sevdiğim aktris olan marion cotillard'ın son zamanlarda oynadığı kötü filmler serisinin bir diğeri. rol ilginç geldi ona sanırım, belki de 10 gün bile sürmeyen çekim takvimi nedeniyle kabul etti. ya da yıllar sonra arnaud desplechin-mathieu amalric ikilisiyle çalışmak için kabul etti. bilemiyorum ama o denli kötü bir senaryo ki scorsese çekecek olsa (ki çekmezdi) kabul edilmezdi bu proje. her projeye evet demese keşke. neyse. 20 yıl önce cotillard, desplechin'in my sex life adlı filminde isimsiz bir öğrenciyi oynamıştı, çünkü o zamanlarda ünlü değildi. başrolü amalric üstlenmişti. işte bu filmden 20 yıl sonra bir kez daha çalıştı ikiliyle. ama desplechin eski desplechin değil. bir süredir bayık, sıkıcı, kötü filmler yapıyor. ismael's ghosts da yeni dandiği. direkt sobada yakması gereken senaryoya sağlam beş oyuncu nasıl başardıysa bulabilmiş. film 8 yıl önce eşini bir türlü bulamayınca öldüğünü düşünüp hayatına başka bir kadınla devam eden bir yönetmene odaklanıyor. gün geliyor, eşi ortaya çıkıyor ve olaylar gelişemiyor.

    aslında kötü fikir değil. kayıp olduğu sanılan kişinin yıllar sonra çıkması daha önce de işlenmiş bir konu. iyi işlense sıkmayan, ortalama bir film olabilirdi ama desplechin'in senaryosu fazlasıyla dağınık ve yönetmen yaratıcılıktan o denli uzakta ki uzun metrajlı bir film elde etmek için film içinde film konseptinden medet umuyor. ama bu konsept filmi daha da dağıtmanın ve sıkıcılaştırmanın ötesine geçmiyor. eşin yıllar sonra ortaya çıkma teması ise pek tabii berbat bir şekilde işleniyor, keza aşk üçgeni de, karakterler de. her şey dandik, her şey yüzeysel. sanki çekime hazır olmayan bir taslağı çekmiş desplechin. tabii oyunculara da yazık oluyor. canım cotillard bir kez daha boşu boşuna, gereksiz yere ağlatılıyor. fakat cotillard öyle bir aktris ki 100 üzerinden 30'luk filmi bile izlettirebiliyor bana. onun olduğu sahneleri sıkılmadan izledim, sonrasını ilerlete ilerlete izledim. berbat bir film kısacası.