şükela:  tümü | bugün
  • besiktas'in 28 senedir malzemeciligini yapan sureyya soner'in bir anisi:
    "cok kotu bir hastalik gecirdim, cok hastalandim. kimse arayip sormadi mesela yoneticilerden falan... ferdinand geldi, adresi bulmus, zeytinburnu'nda gecekondumuz vardi bizim. adresi bulup gelmis. hastaneye goturdu beni merter'de ozel bir hastane acilmisti o zaman. uc gun bakti bana orada. iyiligini gordum, ondan sonra geldim, devam ettik".

    dusunun ki dilini bilmediginiz bir ulkeye yeni gelmissiniz, yol iz bilmezsiniz. kulubun malzemecisini fulya'dan cikip ta zeytinburnu'nda buluyorsunuz. hastaneye goturmek icin. insanlik boyle bir sey iste.

    turkiye'de sadece bir sezon geciren bu futbolcunun insanligina ve neden hala taraftarca unutulmadigina guzel bir ornektir.
  • hayatını anlattığı kitapta beşiktaş'a geldiği döneme fazlaca yer vermiş.

    bunları türk gözüyle okuyunca, olağan geliyor ama yabancı gözüyle bakmaya çalışınca, error veriyorsun.

    beşiktaş'tan transfer teklifi geldikten bir gün sonra, türkiye'yi daha iyi tanımak için, başka film yokmuş gibi geceyarısı ekspresi filmini izlemiş, işkence görüntülerini görünce de, tırsmış. o yüzden türkiye'ye gitmek istememiş ama gordon milne çok para kazanacağını söyleyerek onu bir şekilde ikna etmiş.

    o da gordon milne ile uçağa binmiş. tırsa tırsa havaalanından türkiye'ye giriş yaptığında ise, yüzlerce taraftar konfetilerle karşılamış. o da "lan, ben daha altyapıdan yeni çıktım. sadece üç maç oynadım şimdiye kadar" diye kendi kendisine sorular sormaya başlamış. bir türlü bu kalabalığa anlam verememiş.

    cidden bir altyapı topçusuna 1000 kişilik karşılama mı yapılır?

    havaalanındaki bu karşılamadan sonra direk inönü stadı'na götürülmüş, taraftar araçları da kendisini takip ediyormuş. anlattığına göre, götü o an kalkmaya, kendisini maradona gibi hissetmeye başlamış. stada geldiğinde ise kurban kesmişler, dehşetle o görüntüleri izlerken, kurbanın kesen adam kurbandan aldığı kanı baş parmağıyla kafasına sürmüş, o da kusmamak için kendisini zor tutmuş. sonra adam 2 kramponuna da aynısını yapınca, türkiye'den canlı çıkamayabileceğini düşünmüş.

    sonra yeni transfer olarak adı duyurulduğunda, eline bir güvercin vermişler ve onu uçurmasını istemişler. güvercini serbest bırakmış ama güvercini uçuramayınca, türk gelenek göreneklerine göre cezalandırılabileceğini düşünmüş. sonra 6-7 yaşlarında bir çocuk yanına gelmiş ve güvercini nasıl serbest bırakacağını ona göstermiş, o da rahatlamış.

    bu karşılamadan sonra idmanlar başlamış ve türkçe öğrenmek için takım kaptanlarından birinden yardım istemiş ve - muhtemelen recep oluyor bu- orospu çocuğu ile türkçe'ye giriş yapmış. fakat ilerleyen günlerde de türkçe'yi tam olarak kapamamış.

    ingiltere'de paralar banka üzerinden ödeniyormuş, türkiye'de ise transfer taksitlerinin elden verildiğini görünce afallamış, kimseye ya da bankaya güvenemediği için, parasını yastığının içinde biriktirmeye karar vermiş. her idmandan sonra, koşarak odasına gelip, parasını saymış. "umarım çalmazlar" diye de her gün isa'ya dua etmiş.

    türkiye'de kaldığı bir sene boyunca, yanında hiç para taşımamış. gittiği hiçbir mekanda para almamışlar. fenerbahçeli ve galatasaraylı mekan sahiplerinden de yoğun ilgi görmüş. o yüzden de türkiye'den ayrıldığında, yastığı ve yatağı parayla dolmuş.

    daha sonra kiralık sözleşmesi bitmiş ve kulübü queens park rangers beşiktaş'a satmak istemeyince de, istanbul'dan ayrılmış. beşiktaş taraftarı bu ayrılığa öfkelenip ingiltere başbakanı maragaret thatcher'a binlerce mektup yollamış ama başbakan araya girmemiş ve transfer olmamış. transfer olmayınca da beşiktaş taraftarı, maragaret thatcher'ı queens park rangers taraftarı ilan etmiş. buna hiçbir zaman anlam verememiş.

    bir gün türkiye'ye dönmeyi çok istemiş ama olmamış.

    adamın yaşadığı eğlenceyi görünce, başka ülkede doğup, türkiye'de futbol oynayası geliyor insanın.
  • “kötü oynayıp da kaybettiğimiz bir maç gecesiydi. taraftarlarımız bizden önce tesislere gelmiş ve bir hayli de öfkelilerdi. takım arkadaşlarım tesislerden çıkmıyor taraftarla göz göze gelmek istemiyorlardı sanki. ben ise eşyalarımı toplayıp arabama doğru hareketlendim. bana gitme, bekle dediler ama dinlemedim. kafamı öne eğip hızlıca arabama doğru giderken anlamadığım bir dilde ve öfkeli seslerle bana bir şeyler söylediklerini fark ettim. söylenenleri anlamadığımdan dönüp cevap veremedim. sanırım bu onları daha da öfkelendirdi. sonra üzerime koşanları görünce korktum ve arabayı bırakıp ben de koşmaya başladım beşiktaş semtine kadar ben önde, onlar arkamda 20 dakika boyunca durmadan koştuk. eve geldiğimde nefes nefeseydim.

    sonra düşündüm ve onlara hak verdim. maçta bunun yarısı kadar koşmuş olsaydım, o maçı kesinlikle kazanırdık dedim. bana koşmayı beşiktaş taraftarı öğretti bunun için onlara minnettarım

    les ferdinand
  • yanılmıyorsam türkiyeye gelen ilk zenci futbolcudur.ülkeye gelmiş geçmiş en iyi yabancılar arasındadır.bir mağlubiyette fulyayı basan taraftarları elinde kalasla kovalamış, hodri meydan ibne beşiktaş, les ferdinand geliyor karakola kaç dedirtmiştir.
    süpper sempatiktir, ülkemizi sevmektedir.(nedense?)
  • beşiktaşa çok gençken gelmiştir... ingilterede harikalar yaratırken 1 gastede "ne öğrendimse beşiktaşta öğrendim" şeklinde süper yaratıcı 1 röportaj görmüştüm...
  • 1988-89 sezonunda kiralik giydiği besiktas forması ile çıktigi ilk maclarda cok bilen medyamiz tarafindan hor gorulmus, cok elestirilmis ama son gulen olmus siyahi topcu.

    agustos sicaginda ciktigi ilk resmi macinda a.gucu karsisinda takim gibi o da iyi oynayamamis. takim 1-0 maglupken oyundan alinmisti. o esnada yamulmuyorsam maci anlatan ercan taner hafif dalga gecer sekilde "kuinsss paarrrk reennncirstan" alınan ferdinand çıkıyor yerine yeni salihli'den alınan halim giriyor anonsuyla boyalı basına malzeme veriyordu. malzemeyi veren sadece taner değildi, oyuna yeni giren salihli'li gencte rahat durmayıp 2 gol sıkıstırınca "sir les" hassiktir demistir.

    neyseki havalar cabuk soğuyunca ferdi'de kivama gelip golleri siralamaya baslamisti ne var ki kadir kiymet bilmez, burnu bes karis havada basinimiz bu seferde (yamulmuyorsam) ilk 6-7 golunu hep kafası ile atan siyahi topcuya bunun ayagı yok mu, ayakla ne zaman gol atacak cinsinden kulp takmisti.
    o donemde sag, sol ayaklari ile hatta gogsuyle attigi gollerle cevabi gecikmedi ferdi'nin lakin asıl cevabını adeta sona saklamıştı. 21 haziran 1989 fenerbahce besiktas maci nda hala unutulmayan ve ertesi gun "f.bahce defansini carsiya gonderdim" diyerek tanımladigi o efsanevi golu ile vermisti.
  • daha kendisini görmeden sevdiğimiz futbolcu.
    beşiktaş'ın sezon açılışını inönü stadı'nda seyreden mahallemizin bıçkın delikanlılarından ahmet abi, ağzının kenarındaki sigarasını düşürmeden iki cümle ile özetlemişti "takım iyi. arap çocuğu tutamazlar."
  • beşiktaşlı taraftarların gönlünde yarım kalan bir aşk hikayesiydi o, aynı zamanda inönü stadı çimlerinin tanık olduğu ilk siyahi oyuncu. pişsin diye kiralık olarak geldiği beşiktaş’tan ingiltere’ye döndükten sonra newcastle’ın siyah–beyaz formasıyla yılın futbolcusu seçildi. ancak talihsiz sakatlığı dünya yıldızı olmasını önledi. ferdinand yine de futboldan kopmadı, tottenham’da gollerini atmaya devam ediyor. üstelik ‘sir les’ olarak.

    1988–89 sezonuydu, beşiktaş bir önceki sezon ligi g.saray’ın ardından ikinci sırada tamamlamıştı. 1987–88 sezonunda gelen ingiliz hoca beşiktaş’a henüz bir şampiyonluk yaşatamamıştı. 1989 yazında gazetelerin spor sayfasında bir haber belirdi. “beşiktaş, ingiltere 1. lig’i takımlarından queens park rangers’ta forma giyen les ferdinand’ı bir yıllığına kiralamıştı.” siyah–beyazlılar, uzun yıllardan beri ilk kez yugoslav olmayan, üstelik futbolun beşiği ingiltere’den avrupalı bir futbolcu alıyordu. henüz 22 yaşındaydı les ferdinand, keşfedilmeyi bekleyen siyah bir inciydi.

    beşiktaş’ın kara bombası ferdinand’ın öyküsü 18 aralık 1966’da londra’nın kenar semtlerinden biri olan ladbroke grove’de dünyaya gelmesiyle başladı. ilk olarak amatör bir kulüp olan hayes’te forma giyen ferdinand, futbolda yetenekli olduğunu kısa zamanda gösterdi. 1987 yılında quens park rangers’a 15 bin sterlin gibi cüzi bir rakamla transfer olan siyahi futbolcu, premier lig’deki ilk maçına 20 nisan 1987’de coventry city karşısında çıktı. ancak takımı henüz çok genç olan futbolcuya ilk 11’de şans vermek niyetinde değildi ve ferdinand’ı önce brentford’a ardından beşiktaş’a kiralık olarak verdi.

    22 yaşında beşiktaş’a kiralık olarak gönderilen ferdinand, futbolculuk kariyerindeki ilk büyük çıkışını istanbul’da yapacaktı. beşiktaş’ın efsanevi üçlüsü metin–ali–feyyaz’la beraber inönü stadı'nın çimlerinde boy gösteren ferdinand, 1988–89 sezonunda 24 kez siyah–beyazlı formayı giydi ve 14 gol kaydetti. beşiktaş taraftarı da ilk zamanlar merakla ve tereddütle izlediği ingiliz futbolcuyu ilerleyen haftalarda ayakta alkışlamaya başladı. beşiktaş’ın tarihindeki ilk siyahi futbolcu olan ferdinand’a büyük bir sevgiyle bağlanan taraftarlar, ona türkçe isim de bulmuşlardı; “ferdi”. uzun boyu ve güçlü fiziğiyle rakip kaleleri bunaltan ferdinand, attığı gollerle zor maçların kahramanı oldu. ferdinand’ın golleri o sene siyah–beyazlılara şampiyonluğu olmasa da türkiye kupası’nı getirdi. türkiye kupası finalinin ilk maçında f.bahçe’nin beş oyuncusunu tek tek çalımlayarak, alman kaleci schumacher’e attığı gol öylesine güzeldi ki beşiktaşlı taraftarlarca pankartlara resmedilmişti. beşiktaş taraftarlarının gönlüne taht kuran ferdinand, kira süresi bittiği için 1989/90 sezonunda eski takımı queens park rangers’a geri döndü. siyah–beyazlı taraftarlar için ferdinand artık yarım kalan bir aşk hikayesine dönüşecekti. ferdinand, eğer bir yıl daha beşiktaş’ta kalsaydı futbolculuk hayatında tadamadığı lig şampiyonluğunu 1990’da siyah–beyazlı forma altında yaşayacaktı.

    ferdinad, ada’ya geri döndüğü ilk yıl, queens park rangers’da pek bir parlaklık gösteremedi. 1989–90 sezonunda sadece 9 karşılaşmada forma giyebilen siyah inci adeta istanbul’u özlüyordu. ancak ferdinand ilerleyen zamanlarda perfonmansını sürekli artıracak ve queens park rangers’ın değişmez golcüsü olacaktı. 1994–95 sezonunun bitiminde 37 maçın tamamında oynayan ingiliz forvet rakip filelelere 24 gol bıraktı. ve ferdinand’ın bu yükselen temposu newcastle united’ın teknik dirketörü kevin keegan’ın da gözünden kaçmadı. keegan’ın isteğiyle newcastle, 1995–96 sezonunda 6 milyon sterline ferdinand’ı renklerine bağladı. newcastle da, beşiktaş gibi siyah beyaz renklere sahipti ve ferdinand kariyerindeki en büyük patlamasını o yıl yaparak zirveye çıkacaktı. golleriyle newcastle taraftarlarını da büyüleyen ferdinand’a artık seyirciler tarafından “sir les” ünvanı verilecekti.

    1996’da ingiltere futbolcular birliği tarafından yılın futbolcusu seçilen siyahi yıldız, ne var ki 1997’de ciddi bir biçimde sakatlandı. bu sakatlık ferdinand’ı en iyi zamanında vurmuş, yıldız futbolcuyu adeta bitirmişti. keegan’ın da kovulması ferdinand’ı newcastle’da daha bir yalnızlığa itti. yeni teknik direktör kenny daglish’le yıldızı barışmayan ferdinand, 1997–98 sezonunda şu anki formasını giydiği tottenham hotspur’a satıldı. ne varki ferdinand hiçbir zaman eski formunu yakalayamadı. 1999–2000 sezonunda tekrar bir sakatlık yaşayan sir les, buna rağmen yılmadı ve azmiyle tekrar yeşil sahalara döndü. ferdinand, bu sezon 18 maçta forma giydi ve 7 gol attı. ferdinand’ın takımı tottenham hotspur, ingiltere süper ligi’nde şu an 31 puanla 8. sırada yer alıyor. ferdinand, takım oyuncusuydu insan olarak çok iyi biriydi, takıma çabuk uyum sağlamıştı. bize geldiğinde çok gençti. les ferdinand bir takım oyuncusuydu ve verilen görevi en iyi şekilde yapıyordu. hiçbir maçında performansı düşmezdi. gordon’un tüm sözlerini dikkatle dinlerdi. o zamanki yönetim ferdinand’ı geri almak için çok uğraştı ama olmadı. feyyaz uçar (beşiktaşlı eski futbolcu) sakatlığı büyük talihsizlikti ferdinand, ingiltere’den türkiye’ye pişsin diye gönderildi. bir sene oynadıktan sonra da geri aldılar. newcastle’a gittiği zaman gerçek bir star oldu. arkasından ciddi sakatlıklar geçirdi. bu onun için büyük bir talihsizlikti. sonra ingiltere’ye kaliteli yabancılar gelmeye başladı. ferdinand; owen, beckham ve cole gibi yükselen yıldızların yanında sönük kaldı.
    yasin tuncer
  • geçen seneki türkiye-ingiltere maçı öncesi ingiliz televizyonlarının sorduğu taraflı ve yönlendirici sorulara çok güzel cevaplar vererek kendisine bir kere daha hayran bırakan futbol efsanesi. her fırsatta türkiyede çok güzel günler geçirdiğini, özellikle istanbul'un çok avrupai bir şehir olduğunu ve buraya gidecek ingiliz taraftarlarının hiçbir şekilde kesinlikle tehlike altında bulunmayacağını defalarca söyleyerek erikkson'u utandıran şahsiyet. haydi ferdi zamanı geldi.
  • tottenham'in resmi sitesinde besiktas taraftari, inönü stadi ve istanbul'dan yillar sonra bile ovguyle bahsedebilmis eski futbolcumuz. aldigi paranin karsiligini son kurusuna kadar sahada vermekle kalmamis, yillar sonra bile o gunler hakkinda boyle guzel konusarak burdan gittiginin haftasinda turkiye hakkinda atip tutmaya baslayan yabanci futbolculara inat, bircoklarina vefa dersi vermis kisi..
    http://www.tottenhamhotspur.com/…raining181006.html