şükela:  tümü | bugün
  • bir jacques demy filmi olan bu şemsiyeler, döneminde modern zemanların aşk ihtiyacına hayli cevap verebilmiş ki, halen daha en zırlattırıcı aşk filmleri arasında sayılır -ki ben göte giren şemsiye meseliyle tamamlamak isterim bu garip yargıyı..

    ne ise, bu fransız-alman kırması filmde, bir aristokrat güzeli olan catherine deneuve (ki katrin diye okuyorum, daha net gözümde canladırabiliyorum) hanıma, nino castelnuovo bey yarenlik etmiş..

    deneuve, cherbourg'ta bir şemsiyeci olan üvey annesiyle birlik, kendi halinde yaşayan genç bir kız iken üzerine film yapılacak bir hadise yoktur tabii.. vakta ki, kızımız aşık olup, kader bu iki aşığı ayırınca, üstüne bir de kızımızın karnına bir zigot bırakınca film başlar.. heyhat, zalım feleğin oyunu bitmez; çocuğun yetim büyümesi her anaya koyacağı gibi, bizimkine de koyar ve böylece bir başkasıyla evlenir.. lakin, ah minel aşk, bitmez de bitmez işte..

    vaktiyle, bir rus kısa filmi var idi, oradaki şemsiyeler değildi bu şemsiyeler; demek ki aşk, meşk derken uluslararası bir şemsiye markası olamamış bizim cherbourg'lular..
  • (bkz: bonus card komedi filmleri festivali)nde gosterilen, o zamanlarin ask filmlerini tiye alan, eglenceli bir anne-kiz filmi.
  • esas kizin* annesi kendisini ziyarete gelen ve esas kizla evlenmek niyetindeki zengin mucevher tuccarina soyledigi su sozlerle hepimizi koparmistir: - sanirim kizimi boguyor bu dukkan, cok ic kapatici bir yer ne de olsa

    bu arada anne bu laflari sarfederken arka planda fusyalar, morlar, yesilin en yesili, pembenin en pembesi alabildigince renk cumbusu yaratmakta, her izleyen hayatinda boylesine renkli bir bir dukkana gitmek soyle dursun, renk ve sensakraklik konusunda bu dukkana uzaktan yakindan yaklasan bir dukkana gitmedigine karar getirecektir*
  • bu kadar "mevsimsel" bir isle ugrasan, ekmegini semsiye satmaktan kazanan anne-kizin, bahar geldi yaz geldi durumu ile bos bos sinek avlamalarini seyirciye pek gostermemistir bu film... filmimizde mart ayi gelir gelmez, disarida herkes bahar danslari yapmaya havai fisek atmaya baslar, bizimkilerin semsiye isi de durur haliyle, neyse ki bu sirada zengin adam yetisir, esas kizla* evlenir, biz de anne-kiz hic is yapmiyorlar diye uzulmeye firsat bulamayiz*...
  • oteguzel asiklarimizin, cherbourg sokaklarinda, birbirlerine aglamakli sarilarak, ayaklari yerden kesilmiscesine son kez dolastiklari sahne hatirlandikca, butun sinema tarihindeki filmler bir yana cherboug semsiyeleri bir yanadir.
  • madeleine rolünde ellen farner oynamis.

    (bkz: esso)
  • filmden çıktıktan sonra 2 saat kadar şarkı söyleyerek konuştuğum film.
  • başladığı an itibarıyla tüm o melodik replikler önce komik geliyor ama birinci perdenin sonunda başlıyor boğazımız düğümlenmeye ve yanık cherbourg türküsü dilimize dolanıyor. ikinci perde, üçüncü perde derken tüm o müzikler, renkler, şemsiyeler, geneviève* ve guy'in* naifliği, "madame emery" rolünde anne vernon'un yaşına inat güzelliği, esso benzin istasyonu, parke taşlı sokaklar, yağmurlar, karlar, birbirini kovalayan mevsimler ayağımızı yerden kesiyor ve o müthiş final ile dünyaya geri dönüp, ayaklarımızı sımsıkı yere basıyoruz.
    filmle ilgili olarak can sebahattin dere'nin güzel tespitine de katılmamak mümkün değil: "catherine deneuve'ün kariyerindeki son mutlu gülümsemesi bu filmde görülebilir. filmin bir noktasında kalbi kırılır ve yıllar boyu bildiğimiz yüz ifadesini takınır." kesinlikle doğru!
  • ayrılan aşıkların illa ki mutsuz bi hayat sürdüğü filmlerden ayrılan film. guyin cezayir deki savaşa katılmak üzere iki yıllığına oraya gitmesinin ardından genevieve in yaşlı gözlerle annesiyle yaptığı konuşma da unutulmazdır:

    genevieve- onsuz yaşayamam, ölürüm

    annesi - aşktan yalnız sinemada ölünür